1. Hukuk Dairesi 2010/31 E. , 2010/1473 K. "" MAHKEMESİ : KOCAELİ 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 27/10/2009 Taraflar arasında görülen davada;Davacı, davalının malik olduğu 2158 parsel sayılı taşınmazın tamamının kıyı-kenar çizgisi kapsamında kaldığını, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, özel mülke konu olamayacağını ileri sürerek, tapu kaydının iptali isteğinde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne ilişk…
**1. Hukuk Dairesi 2010/31 E. , 2010/1473 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : KOCAELİ 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 27/10/2009 Taraflar arasında görülen davada;Davacı, davalının malik olduğu 2158 parsel sayılı taşınmazın tamamının kıyı-kenar çizgisi kapsamında kaldığını, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, özel mülke konu olamayacağını ileri sürerek, tapu kaydının iptali isteğinde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, Dairece;"5841 Sayılı Yasa düzenlemelerine göre, çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin 31.3.1981 tarihinde kesinleştiği, davanın ise 28.12.2005 tarihinde açıldığı gözetilerek, 3402 Sayılı Yasanın 12/3.maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden, anılan yasaya göre bir hüküm kurulması gerektiği" gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi .. ... raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, çekişme konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal isteğine ilişkin olup, mahkemece; 3402 Sayılı Yasa’nın 12. maddesinde 5841 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklik gözetilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine, Ancak, hemen belirtilmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaz. Anılan bu kural, yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır. (Baki Kuru, Hukuk Usulü Mahakemeleri 5. Cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21.12.1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12.09.1977, 5445/5655 dipnot 161: 10. HD 24.02.1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 04.09.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Davacı Hazine, temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa değinmiştir. Hal böyle olunca, somut olayda mahkemece yapılan keşif sonucu çekişmeli bölümün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve dava tarihinde davacı Hazine’nin haklı olduğu anlaşıldığına ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekirken, aksine yazılı düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.