1. Ceza Dairesi 2012/5324 E. , 2013/1004 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi ÖLDÜRÜLEN : ... KATILANLAR : ..., ..., ..., ... SUÇ : Kasten öldürme ve bu suça yardım etme HÜKÜM : 1- Sanık ...: TCK'nun 81/1, 62 maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası 2- ...: TCK'nun 81/1, 39/2-c, 62 maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası TÜRK MİLLETİ ADINA 1) Sanıklar ...,...'ın gece saat 23:00 sıralarında maktul ...'ı tanık ...'nin evinden hukuka aykırı şekilde silahla çıkarıp köy dışına götürere
**1. Ceza Dairesi 2012/5324 E. , 2013/1004 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi ÖLDÜRÜLEN : ... KATILANLAR : ..., ..., ..., ... SUÇ : Kasten öldürme ve bu suça yardım etme HÜKÜM : 1- Sanık ...: TCK'nun 81/1, 62 maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası 2- ...: TCK'nun 81/1, 39/2-c, 62 maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası TÜRK MİLLETİ ADINA 1) Sanıklar ...,...'ın gece saat 23:00 sıralarında maktul ...'ı tanık ...'nin evinden hukuka aykırı şekilde silahla çıkarıp köy dışına götürerek maktulü hürriyetinden alıkoyma eylemleri nedeniyle zamanaşımı süresi içerisinde dava açılması mümkün görülmüştür. 2) Sanık ... hakkında kasten insan öldürme, sanık ... hakkında ise kasten insan öldürmeye yardım suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelemesinde; Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçeler ile reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümlerde düzeltme ve bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ... müdafiinin duruşmalı incelemede ve temyiz dilekçesinde eksik incelemeye, sübuta, haksız tahrikin varlığına, sanık ... müdafiinin savunma haklarının kısıtlandığına, haksız tahrikin varlığına, katılan ... vekilinin suç vasfına, sanık ...'in azmettiren olarak cezalandırılması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle; .../... A) Sanık ... hakkında kasten insan öldürme suçundan kuralan hükümde, 5320 Sayılı Yasanın 13/1. maddesi gereğince baro tarafından atanan müdafiiye ödenen ücretin sanık ...'e yargılama gideri olarak yüklenmesi gerektiğinin gözetilmemesi yasaya aykırı ise de aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm fıkrasının ilgili bölümüne "5320 Sayılı Yasanın 13/1. maddesi gereğince baro tarafından atanan müdafiiye ödenen 533 TL ücretin sanık ...'den tahsil edilerek hazine adına irat kaydına" ibaresinin eklenmesine, karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN ve re'sen de temyize tabi bulunan sanık ... hakkındaki mahkumiyet hükmünün Başkan Vekili ... ve Üye ...'in, sanığın eyleminin töre/namus saikiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğu yönündeki karşı oyları ve oyçokluğu ile tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA), B) Sanık ... hakkında kasten insan öldürmeye yardım suçundan kurulan hüküm yönünden; Oluşa ve dosya içeriğine göre; maktul ...'ın tedavi amacı ile gittiği hastanede tanık ... ile tanıştığı, olay tarihinde akşam saatlerinde kocası evde bulunmayan tanık ...'nin ... köyündeki evine geldiği, köy bakkalında bulunan ve tanık ...'nin akrabası olan sanık ...'in evde bir erkek şahsın bulunduğunu alış veriş için bakkala gelen ...'nin çocuklarından öğrenmesi üzerine ...'nin evine gittiği, maktul ...'ın evde olduğunu gören ...'in şahsın kim olduğunu ...'ye sorduğu, ...'nin maktul için kardeşinin kocası olduğunu söylediği, kendi evine dönen ...'in saat 23:00 sıralarında elinde av tüfeği yanında oğlu diğer sanık ...'ın ise elinde sopa ile ...'nin evine geldikleri, sanıkların beyanlarına göre tanık ... ile maktul ...'ı çıplak vaziyette yatakta yakaladıkları, sanık ...'ın maktule "sen kimsin burada ne arıyorsun" diye bağırdığı, elinde av tüfeği bulunan ...'in ise maktule "Hadi dışarı çıkıyoruz" dediği, sanıklar ...ve ...'ın birlikte maktulü Düzgören köyüne yakın bir yere yürüyerek götürdükleri, burada sanık ...'ın av tüfeği ile ateşi sonucu maktulün sırt bölgesinden ve kafasından aldığı av tüfeği saçma yaralarına bağlı olarak hayatını kaybettiği, maktulün cesedinin 07.07.2009 tarihinde bulunduğu olayda; Sanık ...'ın diğer sanık ... ile fikir ve irade birlikteliği içerisinde eylemi gerçekleştirdiği anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK.nun 37. maddesi uyarınca müşterek fail olarak hakkında kasten öldürme suçundan TCK.nun 81/1, 62 maddeleri gereğince hüküm kurulması yerine yazılı şekilde kasten öldürmeye yardım suçundan hüküm kurularak eksik ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş olup, katılan ... vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sanık ... hakkında kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak CMUK.nun 321.maddesi uyarınca (BOZULMASINA), ceza .../... miktarına, tutuklulukta geçen süreye ve bozma nedenine göre sanıklar ve müdafiilerinin tahliye istemlerinin reddine, Başkan Vekili ... ve Üye ...'in, sanığın eyleminin TCK.nun 37. maddesi yollaması ile töre/namus saikiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğu yönündeki karşı oyları ve oyçokluğu ile 13/02/2013 gününde karar verildi. (M) (M) KARŞI GÖRÜŞ I.) OLAY : Sanıkların akrabası olan tanık ...'nin evli ve dört çocuklu olduğu, tedavi amacıyla gittiği hastanede maktul ... ile tanıştığı, maktulün olay tarihinde akşam saatlerinde kocası evde bulunmayan tanık ...'nin Kumluca köyündeki evine geldiği, sanık ...'in evde bir erkek şahsın bulunduğunu alış veriş için bakkala gelen ...'nin çocuklarından öğrenmesi üzerine ...'nin evine gittiği, maktul ...'ın evde olduğunu gören ...'in şahsın kim olduğunu ...'ye sorduğu, ...'nin maktul için kardeşinin kocası olduğunu söylediği, kendi evine dönen ...'in saat 23:00 sıralarında elinde av tüfeği yanında oğlu diğer sanık ...'ın ise elinde sopa ile ...'nin evine geldikleri, sanıkların beyanlarına göre tanık ... ile maktul ...'ı çıplak vaziyette yatakta yakaladıkları, sanık ...'ın maktule “sen kimsin burada ne arıyorsun” diye bağırdığı, elinde av tüfeği bulunan ...'in ise maktule “Hadi dışarı çıkıyoruz” dediği, sanıklar ...ve ...'ın birlikte maktulü Düzgören köyüne yakın bir yere yürüyerek götürdükleri, burada sanık ...'ın av tüfeği ile ateşi sonucu maktulü öldürdükleri, sanıkların Cumhuriyet Savcılığındaki 08.07.2009 tarihli ifadelerinde olayı yanında kocası bulunmayan akrabaları olan ...'nin namusunu kirlettiği için gerçekleştirdiklerini belirttikleri anlaşılmıştır. II.) HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: Sanıkların olayı müşterek fail olarak birlikte gerçekleştirdikleri ve olayda tahrik bulunmadığı konusunda görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Farklı düşünce, sanıkların eyleminin nitelendirilmesi konusunda odaklanmaktadır. Yeni Ceza Yasası, “töre saikiyle kasten öldürme” suçunu nitelikli öldürme suçları arasında saymış, “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasıyla cezalandırılmasını yaptırıma bağlamıştır (TCK. m. 82/1-k). Ancak Yasada “töre saiki” kavramı tanımlanmamıştır. Dolayısıyla, sosyolojik bir kavram olan törenin tanımlanmasında, içeriğinin .../... belirlenmesinde, namus ve şeref kavramlarıyla ilişkisinin ortaya konulmasında, ceza hukukunun geçerli yorum ilkeleri yanında, sosyolojik açıklamalara da başvurulmasında zorunluluk vardır. Sosyoloji ve Hukuk yazınında ileri sürülen görüşlere kısaca yer verilmesinde yarar görmekteyiz. Yasalar yönünden suç sayılmakla birlikte belli bir kültürün üyelerinin suç saymadığı eylemler vardır ki bunlar kan davaları ile namus cinayetleridir. İkisi de törelere dayalı suçlardır. Töre cinayetlerinden kan davaları erkeklerin; namus cinayetleri ise kadınların öldürülmesine yöneliktir. Töre cinayetleri, kadına yönelik bir tür namus cinayetleridir. Namus cinayetlerinde sözkonusu olan, sert, acımasız törelerdir. Töre, sosyolojik bir kavram olan toplumsal ‘norm’ içinde yer alır. Toplumsal değerlerden, normlardan sapmalar genellikle sert ve acımasız yaptırımları içerir. Töre cinayeti kurbanının töreye aykırı davranışı konusunda da belli bir ölçü yoktur. Ölçüler duruma, algılama biçimine ve yöreye göre değişebilmektedir (Prof. Dr. Tezcan Mahmut, Türkiye’de Töre (Namus) Cinayetleri, Naturel Yayını, 1. Baskı, ... 2003). Namus kavramının içeriği, genelde son derece katı kurallar biçiminde beliren cinsel davranışa ilişkin gelenek ve göreneklerden kaynaklanır. Bu alanda ilk kural, cinsel saflık ve sakınmadır. Saflığı korumak kadına düşen bir yükümlülüktür. Sakınma ise her iki cinsin görevidir. Kadının namusu, saflığını evlenmeden önce herkese karşı koruması, evlendikten sonra cinselliğini yalnızca kocasına sunmasıyla sağlanır. Bunun dışındaki her cinsel eylem namussuzcadır. Erkeğin namusunu belirleyen iki şey vardır; Kendisine bağlı olan kadınların namusunu titizlikle koruması ve başkalarının namusuna el atmamasıdır. Namus, genel olarak bireyin ve/ya da ailesinin sosyal itibarı ya da saygınlığı diye tanımlanabilecek şeref kavramının ayrılmaz bir öğesidir. Azgelişmiş toplumlarında, yerleşik gelenekler ve görenekler bir erkeği, kendisinin ve ailesinin şerefini korumaya, kadını da cinsel saflığını ya da namusunu korumaya zorunlu kılmaktadır. Kısaca, bir namus cinayeti, kendi namusunun lekelendiğine ve dolayısıyla şerefinin kuşkuya düştüğüne inanan erkek ve kadınların, saldırganın yaşamına yönelttikleri karşı saldırıdır. Çünkü namusuna doğrudan saldırılan kadın olsun, namusu kendine bağlı olan kadınların cinsel saflığını korumak yükümlülüğüyle ölçülen erkek olsun, kamuoyu önünde lekelenecekler, onurlarını ve saygınlıklarını yitireceklerdir. Namus cinayetlerini özendiren, destekleyen ve bu tür cinayetleri işleyenleri koruyan bir sosyo-kültürel ortamın/çevrenin olduğu bilinmektedir. Bu çevrede namus cinayeti işleyenlerin namuslarını/şereflerini korurken, onların toplumsal/cemaatsel değer ve ahlâk yargılarına uygun hareket ettikleri, hatta onları uyguluyor oldukları için onay görmeleri olağandır, (Prof. Dr. Ergil Doğu, Türkiye’de Terör ve Şiddet, Turhan Kitabevi, 1. Baskı,... 1980). .../... Töre, topluluğun totemini yani “topluluğun birlikteliğini ve kutsallığını” sembolize eder. Namus, töreye uyduğu oranda bireye verilen değerdir. Başka bir anlatımla töreye uyan namuslu, aykırı düşen namussuzdur. Dışarıdan sunulan bir değer olan ancak, töre etkisiyle içselleştirilen şeref kavramı, belirli bir topluluk üyelerinin namusları toplamı olduğu, ayrıca namus ve şeref” kavramlarının birbirine çok yakın anlamlar içerdiği söylenebilir. Töre sözcüğünün yasaya alınmasının hukuksal ve toplumbilimsel açıdan uygun bir seçim olmamakla birlikte,töre adına öldürmenin, namusunu kurtarmak için öldürme suçunu da kapsadığından kuşku yoktur (Doç. Dr. Sancar, Türkan Yalçın, Töre Ötekinin Sorunu(mu), Seminer, Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı, 15–18 Kasım 2008 İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İnsan Hakları Uygulama Merkezi). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun, “haksız tahrik” hükmünün düzenlendiği 29. maddesinin gerekçesinde, bu maddede “haksız fiil” ibaresine yer verilmesinin amacı şöyle açıklanmıştır; “Ülkemizde özellikle töre veya namus cinayeti olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında haksız tahrik indiriminin yanlış biçimde uygulanmasının önüne geçilmek olduğu” yazılıdır. Gerekçedeki açıklamada yer alan töre ve namus cinayetleri kavramlarının eş anlamlı kullanılması dikkat çekicidir. Bu ifade, töre saikiyle öldürme suçunun namusunu cinayetlerini de kapsadığı görüşünü güçlendirmektedir. Ceza Yasası’nın hazırlamasına ilişkin komisyonlarda etkin görevler alan Prof. Dr. Adem Sözüer (http://www.tempodergisi.com.tr/toplum\_politika/06326/) töre saiki yerine namus saiki kavramının benimsenmemesini şöyle açıklamıştır: “Namus saiki töre saikinin içine girer. Ancak namus saiki kavramına yer verilmesi durumunda, aldatılan veya cinsel saldırıya uğrayan kadınların namusunu kurtarmak için öldürmelerinde ceza indirimden yararlanmalarını önleyen yanlış uygulamaların önüne geçilmesi sağlanmış olacaktır. Ancak, töre saiki yerine namus saikinin eklenmesi ya da tüm saikler kaldırılması yerinde olurdu.” Türkiye, 1986 yılından beri “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi” sözleşmesine (CEDAW), 2003 yılından beri de “CEDAW İhtiyari Protokolüne” taraftır. Kadınlara karşı Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesinin 32. Oturumunda (18–28 Ocak 2005) hazırlanan ‘Türkiye Raporu’nun sonuç bölümünde: “Ceza Yasasında "namus cinayeti" yerine "töre cinayeti" ifadesinin kullanılmış olmasının kadınlara yönelik işlenen bu tür suçların daha zayıf bir kovuşturmaya uğraması ve bu suçları işleyenlerin daha hafif cezalara çarptırılmasına neden olacağı görüşü dile getirilmiştir. Sonuç olarak, Tahrik uygulamasını gerektiren haksız eylemin etkisinde işlenen öldürme suçları dışında kalan, kadının bedeni üzerinden tanımlanan eril namus anlayışına, .../... toplumsal geleneklere uymayan nedenlere dayalı tüm öldürme suçlarının Yeni Ceza Yasanının 82/1-k. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanısındayız. Mağdurun erkek kişi olması suçun oluşumu etkileyeceği söylenemez. Töre cinayetlerinin işleniş nedeni çoğunlukla kadın davranışına odaklı olsa da, yasa koyucu, mağdurun kimliği konusunda erkek-kadın ayrımı yapmamıştır. Bu suçtan çoğunlukla kadınların zarar gördüğü kuşku götürmez bir gerçektir. Nitekim Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ( CEDAW ) ve BM Pekin-5 Sonuç Bildirgesi'nde namus cinayetleri kadınlara yönelik şiddet kapsamında değerlendirilmektedir. Ancak, bu cinayetlerin kurbanları arasında erkeklerinde azımsanmayacak sayıda olduğu da bir gerçektir. Bu açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Sanıkların yakını olan ve aynı köyde ikamet eden tanık ...'nin öldürülen ... ile evlilik dışı birlikteliğinin olduğu, tanık ...'nin kendi yaşamını seçmekte özgür olup Medeni Kanuna göre kocasına karşı sadakat yükümlülüğünün bulunduğu, yakınları olan sanıklara karşı bir sorumluluğu bulunmamasına karşın, sanıkların, tanık ...'nin evlilik dışı olarak birlikte olduğu maktul ...'ı aile şerefini ve namusunu kurtarmak güdüsüyle (töre saikiyle) öldürdükleri anlaşılmaktadır. Bu nedenle 5237 sayılı TCK’nun 82/1-k maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerektiği kanaatine varılmıştır. III.) Sonuç: Sanıkların öldürme eyleminin TCK’nun 5237 sayılı TCK.nun 82/1-k maddesi kapsamında cezalandırılması gerektiği görüşünde bulunduğumuzdan Sayın Çoğunluğun görüşüne bu yönden iştirak edilmemiştir. ... ... Muhalif Başkan Vekili Muhalif Üye 13/02/2013 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ...'ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık ... müdafii Avukat ...’in yokluğunda 14/02/2013 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.