DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3137 E. , 2024/831 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3137 Karar No : 2024/831 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 31/03/2022 tarih ve E:2020/1589, K:2022/1745 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Ga
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3137 E. , 2024/831 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3137 Karar No : 2024/831 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 31/03/2022 tarih ve E:2020/1589, K:2022/1745 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 31/03/2022 tarih ve E:2020/1589, K:2022/1745 sayılı kararıyla; Dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarihteki haliyle Anayasa'nın 124. maddesinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verildiği, Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabildikleri, Ancak, bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeninin, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içerdiği ve her normun geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan aldığı, normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceğinin hukukun genel ilkelerinden olduğu, Kanun koyucunun, 5275 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 2. fıkrasında, hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle gösterileceği yolunda kural sevk etmek suretiyle davalı Adalet Bakanlığına açık ceza infaz kurumuna ayrılma kriterlerini tespit noktasında takdir yetkisi tanıdığının açık olduğu, bununla birlikte, Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, takdir yetkisinin kullanımının sınırsız olmayıp hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun bulunmak zorunda olduğu, Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasında, genel kural belirlenerek hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasının; iyi halli olmaları, hapis cezalarının belirli bir süresini kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olmaları ve koşullu salıverilme tarihlerine belirli bir süre kalmış olması şartlarının birlikte gerçekleşmesine bağlandığı; kapalı ceza infaz kurumunda geçirilecek hapis cezasının süresi ile koşullu salıverilme tarihine kalan sürenin tayininin ise, hükümlülerin işledikleri suçun niteliğine ve mahkum oldukları hapis cezasının süresine göre yapıldığı, maddenin 2. fıkrasında, ilk fıkrada düzenlenen genel kural dışında belirli suç türleri yönünden ek koşulların getirildiği; bu kapsamda, fıkranın dava konusu (ç) bendinde, terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilen hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılması için koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalmış olması şartının getirildiği, böylece bent kapsamında olan hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılışlarının, gerek idare ve gözlem kurulunun tespit kararının aranması gerekse açık ceza infaz kurumuna geçiş tarihinin ileri bir tarihe alınması suretiyle genel kural kapsamındaki hükümlülere nazaran zorlaştırıldığı, 5275 sayılı Kanun hükümlerinde; “açık ceza infaz kurumları”nın, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlar olarak; “kapalı ceza infaz kurumları”nın ise, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesisler olarak tanımlandığı, dolayısıyla, anılan ceza infaz kurumlarında kalacak hükümlülerin durumunun, bu kurumların niteliğiyle bağdaşır şekilde olmasının, hizmetin doğal sonucu ve gereği olduğu, Ayrıca, koşullu salıverilme şartlarını düzenleyen kanun koyucunun (5275 sayılı Kanun madde 107), hükümlülerin anılan haktan yararlanabilmeleri için iyi halli olmalarının yanı sıra işlenen suçun niteliğine ve mahkum olunan hapis cezasının süresine göre belirlenen asgari sürelerin kapalı ceza infaz kurumunda geçirilmesi şartlarını birlikte aradığı; böylece, genel olarak, hükümlülerin toplumsal hayata katılım sağlamaları anlamına gelen koşullu salıverilmelerini, 5275 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ifade edilen infazın temel amacı doğrultusunda, hükümlünün yeniden suç işlemeyeceği, kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı bulunduğu, özetle ıslah olduğu kanaatinin oluşması koşuluna bağladığı, Buna göre, cezalarını açık ceza infaz kurumunda çekebilecek hükümlülerin tespiti aşamasında, açık ve kapalı ceza infaz kurumlarının nitelik ve koşullarının yanı sıra hükümlülerin işledikleri suçun niteliğinin, mahkum oldukları hapis cezasının süresinin ve ceza infaz kurumundaki tutumlarının (ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyup uymadıkları, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadıkları ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmedikleri, özetle suç işleme psikolojisinden uzaklaşarak kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılılık, toplumsal hayata uyumluluk yönleriyle iyileşme ve iyi hal gösterip göstermedikleri hususlarının) da göz önünde bulundurulmasının, 5275 sayılı Kanun'un lafzına ve amacına uygun olduğu gibi, açık ceza infaz kurumlarında firara karşı engellerin ve dış güvenlik görevlisinin bulunmadığı dikkate alındığında, kamu yararı ve hizmetin de gereği olduğu, Başka bir ifadeyle, mevcut hak ve şartlarının iyileşmesi (açık görüş hakkı vb.) sonucunu doğurması sebebiyle hükümlüler yönünden ek bir hak olarak kabul edilen açık ceza infaz kurumuna ayrılmanın, koşullu salıverilerek toplumsal hayata katılım sağlanmadan önceki aşamalardan biri olduğu da gözetildiğinde, açık ceza infaz kurumuna ayrılma kriterlerinin tespitinde, 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesine paralel olarak, iyi halli olma, kapalı ceza infaz kurumunda geçirilen süre ve koşullu salıverilme tarihine kalan süre ölçütlerinin esas alınmasında; bunlara ilaveten terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olanların, işledikleri suçun niteliği de gözetilerek ıslah için daha uzun süreye ihtiyaç duyacakları, toplum, devlet ve anayasal düzen bakımından tehdit/tehlike arz etmediklerinin tespit edilmesinin infazın temel amacına uygun olacağı kabul edilerek mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının tespit edilmesi ve koşullu salıverilme tarihine 1 yıldan az süre kalması şartlarının aranmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, Öte yandan, dava konusu bentte, hükümlülerin mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının "idare ve gözlem kurulu kararıyla" tespit edilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; esasen bu tespitin kolluk ve istihbarat birimlerince sunulacak veriler ile soruşturma ve kovuşturma makamlarından alınacak bilgiler ışığında yapılacağının açık olduğu; idare ve gözlem kurulunun, hükümlülerin yalnızca infaz kurumundaki tutumlarına istinaden karar vermeyeceği gibi, söz konusu tespitin soruşturma ve kovuşturma makamlarının bu konudaki yetkisine müdahale olarak da değerlendirilemeyeceği, davaya konu düzenleme kapsamında idare ve gözlem kurulunca yapılacak tespitin sadece kendi görev alanıyla sınırlı olduğunun kuşkusuz olduğu, Nitekim, dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinden sonra 14/4/2020 tarih ve 7242 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesinde yapılan değişiklikle, bu hususun kanun koyucu tarafından açıkça düzenlendiği ve terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkûm olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet başsavcısı veya Cumhuriyet başsavcısının belirleyeceği bir Cumhuriyet savcısının başkanlık edeceği hükme bağlanmak suretiyle idare ve gözlem kuruluna aynı konuda yetki verildiği, Bu itibarla, 5275 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 2. fıkrasında davalı idareye verilen yetkiye istinaden, işlenen suçun niteliği dikkate alınmak suretiyle açık ceza kurumlarına ayrılmaya ilişkin getirilen düzenlemede hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik'in, dayanakları olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 14. maddesi ile 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un geçici 3. maddesinde yer almayan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını sınırlayan düzenlemeler içerdiği, Türk Ceza Kanunu'nun özel düzenlemesi olan 315. maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin amacını göz ardı ettiği, bu suçların niteliğine göre ayrım yapmadığı, örgüt üyesi olmaması nedeniyle Türk Ceza Kanunu'nun 315. maddesi uyarınca cezalandırıldığı, dava konusu maddenin uygulanması ile kişilerin örgüt üyesi olduklarına dair zımni ya da açık beyanlarının gerektiği, düzenlemenin kişileri işlemedikleri suçları kabul etmeye zorlama niteliğinde olduğu, idare ve gözlem kurulunun kanunla düzenlenmiş olan ağır ceza mahkemelerinin görevlerini gasp ettiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan, davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik'in, Türk Ceza Kanunu'nun özel düzenlemesi olan 315. maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin amacını göz ardı ettiği, bu suçların niteliğine göre ayrım yapmadığı, örgüt üyesi olmaması nedeniyle Türk Ceza Kanunu'nun 315. maddesi uyarınca cezalandırıldığı, düzenlemenin kişileri işlemedikleri suçları kabul etmeye zorlama niteliğinde olduğu iddia edilmiştir. Davacının, hakkında yapılan yargılama sonucu...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla "...yasadışı PKK isimli terör örgütüne ait patlayıcı maddeleri, depolayıp nakletmek şeklinde gerçekleşen eyleminin silahlı terör örgütüne yardım niteliğinde olduğu..." belirtilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 315/1. maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 5237 sayılı Kanun'un 315. maddesi uyarınca silah sağlama suçunun, failleri tarafından, örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçları bilinerek silah temin edilmesi, nakledilmesi veya depolanması suretiyle işlendiği, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinde, 5237 sayılı Kanun'un 315. maddesinde yazılı suçun terör suçu olduğunun kurala bağlandığı, anılan madde gerekçesinde, maddede belirtilen suçlar mutlaka terör suçu sayıldığından, bu suçları işleyen kişi veya kişilerin, bir örgüte mensup olup olmadıklarına bakılmaksızın, terör suçlusu kabul edilecekleri ve haklarında bu Kanun hükümlerinin uygulanacağının belirtildiği anlaşılmıştır. Buna göre, terör suçu olarak tanımlanan silah sağlama suçunun oluşması için failin bir örgütle ilgisinin bulunması gerekmesi karşısında, dava konusu madde ile düzenlenen terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olanların açık kurumlara ayrılabilmeleri için, idare ve gözlem kurulu kararıyla mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının tespit edilmesine yönelik ek şart için anılan suç bakımından ayrım yapılmasını gerektirecek bir husus bulunmadığı değerlendirilmiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 31/03/2022 tarih ve E:2020/1589, K:2022/1745 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin posta giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına, 4.Kesin olarak, 18/04/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.