1. Hukuk Dairesi 2010/1888 E. , 2010/3771 K. MAHKEMESİ : ANKARA 17. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 22/12/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakanı A. R. G.in 8 parsel sayılı taşınmazdaki payını mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla emanetçi konumundaki oğlu F.’ın kayınbiraderi olan davalıya satış suretiyle muvazaalı temlik ettiğini ileri sürerek, tapu iptali-tescil veya tenkis isteğinde bulunmuştur. Davalı, iddiaların yersiz olduğunun bedelini ödeyerek taşı…
**1. Hukuk Dairesi 2010/1888 E. , 2010/3771 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ANKARA 17. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 22/12/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakanı A. R. G.in 8 parsel sayılı taşınmazdaki payını mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla emanetçi konumundaki oğlu F.’ın kayınbiraderi olan davalıya satış suretiyle muvazaalı temlik ettiğini ileri sürerek, tapu iptali-tescil veya tenkis isteğinde bulunmuştur. Davalı, iddiaların yersiz olduğunun bedelini ödeyerek taşınmazı satın aldığını bildirip, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddiaların kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi .raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilip, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil veya tenkis isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakan A.R.G.in 31654 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki payını 14.6.2004 tarihli akit ile davalıya satış suretiyle temlik ettiği, davalının mirasçı olmayıp mirasçılardan F.'ın kayınbiraderi olduğu görülmektedir. Davacının, temliki işlemin kendisinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı yapıldığını ileri sürerek eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l–4–1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan, miras bırakan tarafından sağlığında hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapılmışsa, mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur. Somut olayda, miras bırakanın çekişmeli taşınmazdaki payını satmasını gerektiren bir nedeninin ve paraya ihtiyacının bulunmadığı, bankaya yatırıldığı iddia edilen satış bedeli ile gerçek değer arasında aşırı fark bulunduğu ve ayrıca satış bedelinin mirasçılara dağıtıldığı yönündeki savunmasının soyut kaldığı, davalının durumu bilen veya bilebilecek konumda olduğu, davacı ile mirasbırakanın aralarının bozuk olduğu, mirasbırakanın ölünceye kadar çekişmeli taşınmazda bulunan evde oturduğu, halen de murisin eşinin oturmakta olduğu, gözetildiğinde ve bu olgular yukarıda değinilen ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın gerçek iradesinin, arasının açık olduğu davacıdan mal kaçırmak olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, davacının miras payı oranında davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 01.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.