Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/598 E. , 2024/3901 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/598 Karar No : 2024/3901 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLLERİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGIL…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/598 E. , 2024/3901 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/598 Karar No : 2024/3901 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLLERİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacıların yakını ...'ın, 10/06/2009 tarihinde Ödemiş Adliyesi önündeki kaldırımda, çocuklarının icra yoluyla teslim alınması sırasında, boşandığı eşi olan polis memuru tarafından vurularak öldürülmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, toplam 90.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince; davanın reddi yolundaki Mahkemelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/03/2016 tarih ve E:2013/4410, K:2016/1780 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde davacıların manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 60.000,00 TL manevi tazminatın 30.000,00 TL'lik kısmının Adalet Bakanlığı'nca başvuru tarihi olan 12/07/2010 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte, 30.000,00 TL'lik kısmının ise İçişleri Bakanlığı'nca başvuru tarihi olan 03/06/2010 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, geri kalan 30.000,00 TL manevi tazminat talebi ile faiz istemlerinin fazlaya ilişkin kısımlarının ise reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz olduğu ileri sürülmektedir. Davalılardan Adalet Bakanlığı tarafından, olayın meydana gelmesinde icra memurunun kusurunun bulunup bulunmadığına ilişkin kısmın adli yargının görevinde olduğu, bu nedenle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği, bu kısım yönünden görevsiz mahkemece karar verildiği, idarenin eylemi ile oluşan zarar arasında illiyet bağının bulunmadığı, bu nedenle hizmet kusurundan da söz edilemeyeceği, hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğu ileri sürülmektedir. Davalılardan İçişleri Bakanlığı tarafından, kararın usul ve kanuna aykırı olduğu ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idarelerden İçişleri Bakanlığı tarafından davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup, davacılar ve diğer davalı Adalet Bakanlığı tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu kararın redde ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacıların yakını ..., 10/06/2009 tarihinde Ödemiş Adliyesi önündeki kaldırımda, çocuklarının icra yoluyla teslim alınması sırasında, boşandığı eşi olan polis memuru tarafından ateşli silahla vurulması neticesinde vefat etmiştir. Davacılar, ölüm olayının idarelerin hizmet kusuru meydana geldiğini ileri sürerek, olay nedeniyle uğradıkları manevi zararların tazmini istemiyle 20/05/2010 tarihli dilekçe ile davalı idarelere başvuru yapmışlardır. Başvuruların reddi üzerine, 06/09/2010 tarihinde bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlamaktadır. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği, zararlı sonuca etkisi ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. Temyize konu İdare Mahkemesi kararında, davacıların manevi tazminat istemlerinin 60.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, kalan kısmının reddine karar verilmiş ise de; dava konusu olayın davacılar üzerinde yarattığı etki ve yaşadıkları sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda; davacıların tüm hayatları boyunca yaşayacağı acı ve üzüntü nedeniyle manevi varlıklarında meydana gelen zararın giderilebilmesi için manevi tazminat istemlerinin tamamının kabulüne karar verilmesi gerekirken, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/10/2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (X)-KARŞI OY : Davalı İçişleri Bakanlığı'nın temyiz isteminin incelenmesi; Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında; idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren kuramlardan birisi hizmet kusurudur. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunmaması, zararın idari faaliyetten doğmadığını gösterir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır. Dolayısıyla, idarenin, özel güvenlik önlemleri alınmasını gerektirmeyen durumlarda meydana gelen faili meçhul ya da münferit olay sonucu ortaya çıkan zarardan, idarenin genel güvenlik hizmetlerinde kusuru saptanmadıkça tazminle sorumlu tutulması mümkün bulunmamaktadır. Kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması Devletin asli görevidir. İdarenin bu görevi yerine getirmek, kamu düzeni ve esenliğini sağlamak üzere kolluk örgütünü kurması, gerekli araç ve olanakları sağlaması, yeterli önlemleri zamanında alması gerektiği açıktır. Ancak, bünyesinde risk taşıyan kolluk hizmetlerinin, önceden haberdar olunan durumlar dışında genel nitelikte önlemler alınarak yürütülmesi doğal olup, ihbar, şikayet veya önceden oluşan bir takım olaylar nedeniyle özel önlemler alınmasını gerektiren durumlar olmadıkça meydana gelen olaylarda idarenin hizmet kusurundan ve tazmin sorumluluğundan söz edilemez. Uyuşmazlıkta, dosya içerisinde yer alan bilgi, belgeler ve olay yerinde bulunan polis memurları hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın gerekçesi ve taraflarca olay öncesi davalı idareden herhangi bir güvenlik tedbiri talebinde bulunulmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacılar yakının öldürülmesi olayının ani ve beklenmeyecek şekilde geliştiği ve özel önlemler alınmasını gerektiren nitelikte bir durum olmadığı, bu sebeple olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Davalı Adalet Bakanlığı'nın temyiz isteminin incelenmesi; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Sorumluluk" başlıklı 5. maddesinde; "İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır." hükmü yer almaktadır. Davacılar tarafından açılan davanın, davalı İçişleri Bakanlığınca gerekli önlemlerin alınmaması sonucu uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemine ilişkin kısmı, idarenin hizmet kusuruna dayalı tam yargı davası niteliğinde olup, görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Bakılan davanın, olayın meydana gelmesinde icra memurunun kusuru bulunup bulunmadığına ilişkin kısmı ise, İcra ve İflas Kanunu'nun yukarıda yer verilen hükmü gereği adli yargı yerinin görev alanına girmektedir. Bu itibarla, davalı idarelerin temyiz istemi kabul edilerek temyize konu kararın İçişleri Bakanlığı bakımından anılan idarenin tazmin sorumluluğu bulunmaması nedeniyle esas yönünden, Adalet Bakanlığı bakımından ise uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olması nedeniyle görev yönünden bozulması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyorum.