Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 18/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. İşe İade Davasına İlişkin Süreç 1976 doğumlu olan başvurucu, 2012 yılından itibaren Türkiye Halk Bankası A.Ş. (Kurum) nezdinde şube müdürü olarak çalışmaya başlamış; en son İstanbul'un Ataşehir Mozaik Çarşı Şubesinde görev yapmakta iken 29/7/2016 tarihi itibarıyla iş akdinin feshine karar verilmiş ve 3/8/2016 tarihinde ihbarname kendisine tebliğ edilmiştir. Kurum, fesih ihbarnamesinde 15/7/2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünün akabinde kabul edilen 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'de (667 sayılı KHK) belirtilen hükümler doğrultusunda birtakım önlemler alınması gerektiğini belirtmiştir. Buna göre başvurucunun performans düşüklüğü, çalışmalarında ve davranışlarında görülen olumsuzluk ve yetersizlik yahut çeşitli muhtemel risk doğurucu sakıncalardan dolayı iş akdinin feshedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talepleriyle Kurum aleyhine 31/8/2016 tarihinde dava açmıştır. İstanbul Anadolu İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde, 2004-2007 yılları arasında şimdiki adıyla Bank Asya olan Asya Finansta müfettiş ve müdür yardımcısı olarak çalıştığını, 2007-2012 yılları arasında Kuveyt Türk'te şube müdürü olarak çalışmakta iken 2012 yılında davalı Kurumdan aldığı teklif üzerine buraya transfer olduğunu ve şube müdürü olarak göreve başladığını belirtmiş; performansının yüksek olması nedeniyle en son Mozaik Çarşı Şubesinde görevlendirildiğini belirtmiştir. Ne eğitim hayatında ne meslek hayatında ne de özel hayatında Fethullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile irtibatının olduğunu ifade eden başvurucu; çalıştığı dönemde Bank Asya ile ilgili olarak örgütsel hiçbir isnat yahut ithamın bulunmadığını, kendinin de örgüt ilişkisi noktasında bilgi sahibi olmadığını belirterek davanın kabulü ile işe iadesini talep etmiştir. Davalı Kurum 7/10/2016 tarihli cevap dilekçesinde, 667 sayılı KHK kapsamında, ilgili birimleri tarafından yapılan inceleme, araştırma, soruşturma ve değerlendirmeler neticesinde başvurucunun iş akdinin feshedildiğini belirtmiştir. 667 sayılı KHK gereği başvurucunun belirtilen etik ilkelere uyumlu davranmadığını ileri süren Kurum, darbe teşebbüsü akabinde önlem alınması gereken sakıncalar gözetilerek başvurucunun işe devam etmesinin uygun görülmediğini ifade etmiştir. Mahkeme, 2/2/2017 tarihli kararıyla davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdi FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğundan bahisle yani Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname doğrultusunda feshedilmiş olduğundan gerek bu işlemin gerekse de dayanağı işlemin yargısal denetiminin mahkememizin yetki ve görevi kapsamında olmadığı özetle dava şartlarının mevcut olmadığı kanaatine varılarak işin esasına girilmeksizin açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir." Başvurucu, gerekçeli karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; FETÖ/PDY ile ilgisinin olmadığını, tamamen keyfî bir şekilde işine son verildiğini ileri sürmüştür. Davalı Kurum ise cevap dilekçesinde önceki iddialarını tekrar etmek suretiyle fesih işleminin ve mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 13/7/2017 tarihli kararıyla ile Mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına, davanın kabulü ile başvurucunun işe iadesine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şöyledir:"...Gerek Disiplin Komitesi Kararı ve ekindeki listede gerekse bu karara dayalı olarak düzenlenen fesih bildiriminde, davacının iş akdinin olağanüstü hal döneminde çıkarılan KHK' ya bağlı olarak feshedildiğine yönelik bir açıklama mevcut değildir. İşveren, fesih bildiriminde ileri sürmüş olduğu fesih sebebi ile bağlı olup sebep bildirmemesine ya da bildirdiği sebebi değiştirmesine hukuken olanak yoktur. Bu koşullar altında, geçerli bir fesih işleminden söz edilemeyeceğinden; davacının işe iadesine karar vermek gerekirken davanın reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri bu yönü itibariyle yerinde görülmüştür." Davalı Kurum, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme neticesinde 5/11/2018 tarihli karar ile gerekçeli kararın bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın kesin olmak üzere reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...Temyiz aşamasında Dairemiz’in 2018 tarih, 2017/26140 Esas, 2018/6919 Karar sayılı ilamı sonrası gelen davacının şüpheli sıfatıyla hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen 2016/ 147961 soruşturma numaralı dosyada Bank Asya’da 17/ 25 Aralık 2013 öncesi dönemde çalıştığına dair SGK kaydının bulunduğu, hakkında kovuşturma yer olmadığına karar verildiği tespit edilmiştir. Her ne kadar davacı hakkında ceza soruşturması neticesinde 'kovuşturmaya yer olmadığında' karar verilmiş ise de; davalı savunmasına göre davacının FETÖ/PDY ile ilgi, iltisak ya da irtibatı bulunduğu konusunda davalı işveren açısından şüphe feshini gerektirir yeterli delil olduğu, terör örgütü ile irtibat veya iltisakı bulunduğuna dair şüphe bulunan bir işçiyi çalıştırmaya devam etmenin, davalı işverenden beklenemeyeceği feshin, şüphe feshinin şartlarını taşıdığı ve geçerli nedene dayandığı anlaşıldığından, davanın reddi gerektiğinden, 4857 sayılı İş Yasasının 20/ maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." Nihai karar 24/12/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç Başvurucu ile ilgili olarak 19/7/2016 tarihinde Uzunköprü İlçe Emniyet Müdürlüğüne bir ihbarda bulunulmuş ve Uzunköprü Halk Bankasının müdürü olan başvurucunun örgüt mensubu olduğu ve mal varlığının araştırılması gerektiği iddia edilmiştir. İhbar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) yürüttüğü soruşturmada başvurucunun örgütle irtibat yahut iltisakına ilişkin olarak çeşitli kurumlarla yazışarak bilgi toplama yoluna gitmiştir. Bu kapsamda başvurucunun ByLock kullanıcısı olmadığı, örgütün tepe yönetimi ile irtibatına rastlanmadığı, FETÖ/PDY iltisaklı ve irtibatlı herhangi bir vakfa ya da derneğe üyeliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Başsavcılık, başvurucunun Bank Asyada hesabının olduğunu ancak bu hesapta örgüt talimatı üzerine artış gösteren bir hareketlilik bulunmadığını, öte yandan 17/25 Aralık 2013 öncesi dönemde Asya Bank A.Ş. bünyesinde çalıştığına dair Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kaydı olduğunu belirtmiştir. Başsavcılık yaptığı incelemeler neticesinde 8/2/2018 tarihinde başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Şüpheli ile ilgili yukarıda açıklanan şekilde toplanan delillerden, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kamuoyunda cemaat/hizmet hareketi olarak bilindiği 17/25 Aralık 2013 öncesi döneme ait Asya Bank A.Ş'de çalışmalarına dair SGK kaydı dışında örgüte üye olduğunu, örgütle organik bağının devam ettirdiğini (Şüphelinin son çalıştığı yerin Halkbankası Istanbul Mozaik Çarşı Şubesi Müdürlüğü olduğu da dikkate alındığında) gösterir herhangi bir delile ulaşılamaması karşısında, şüpheli hakkında bu aşamada FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma iddiası ile ilgili takipsizlik kararı verilmesi gerektiği anlaşılmakla;Açıklanan nedenlerle şüpheli hakkında KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA..." A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir."