8. Hukuk Dairesi 2012/10070 E. , 2013/2647 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu iptali, terkin ve yıkım ... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali, terkin ve yıkım davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 27.10.2011 gün ve 121/378 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ... vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü K A R A R Davacı ... vekili, 77 ada 10 parsel sayılı taşınmazın bir bölüm
**8. Hukuk Dairesi 2012/10070 E. , 2013/2647 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu iptali, terkin ve yıkım ... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali, terkin ve yıkım davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 27.10.2011 gün ve 121/378 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ... vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü K A R A R Davacı ... vekili, 77 ada 10 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'na göre kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını açıklayarak, nizalı bölümün tapu kaydının iptali ile tescil dışı bırakılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalılardan ... ve ... ile ..., davanın reddini savunmuşlardır. Diğer davalılar, dava dilekçesi ve duruşma günü yöntemine uygun biçimde tebliğ edildiği halde yargılama oturumlarına gelmemiş ve davaya cevap vermemişlerdir. Mahkemece, hak düşürücü süre geçirildikten sonra dava açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davanın, hak düşürücü süreden reddine dair önceki karar ...'nin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.12.2010 tarih, 2010/12471-13526 Esas ve Karar sayılı kararında özetle; “ ...5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Yasanın 12/3.maddesi gözetilerek davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ...davacı ... yararına taşınmazın keşfen belirlenen değeri üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3.kısmında yer alan oranlarda gözetilerek nisbi avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu ücret takdir ve tayini doğru olmadığı, hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verildiği....” açıklanarak Mahkeme kararı bozulmuş olup, Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, davacı ... yararına nispi avukatlık ücreti takdirine karar verilmiştir. 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 günlü 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2.maddesi ile 3402 sayılı Kanunun 12.maddesinin 3.fıkrasına eklenen cümlede: “Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer Kamu Tüzel Kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın" ve 3.maddesi ile aynı Kanuna eklenen Geçici 10.maddesinde ise; “Bu Kanunun 12.maddesinin 3.fıkrası hükmü Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu Yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazinenin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır. Ne var ki, bozma kararından sonra Mahkemenin bozma sonrası verilen hükmünden önce Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2.maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12.maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3.maddesiyle 3402 sayılı Yasaya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33.maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri kapsamında, Anayasanın 153.maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de 10.03.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Bir başka yönüyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Her ne kadar Yargıtay 1. Hukuk Dairesince, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle Yerel Mahkeme'nin verdiği redde ilişkin ilk kararla ilgili esasa ilişkin ...'nin temyiz itirazları reddedilmiş ve taraflarca karar düzeltme talebinde bulunulmadığından kesinleşmiş ise de, bozma ilamının dayanağını oluşturan yasa metni Anayasa Mahkemesi'nce yukarıda değinildiği üzere iptal edilmiş olmakla; artık taraflar yararına usuli kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilemeyecektir. Bu husus, 28.06.1960 tarih ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da “...Sonradan çıkan İçtihadı Birleştirme Kararının, temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz Mahkemede veya temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir...” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir. Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar, aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Somut olayda; işin esasının ve dava konusu taşınmaz bölümünün, 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla belirlenen veya belirlenecek olan kıyı kenar çizgisine göre değerlendirilmesi ve ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasanın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden sayılan avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır. İşin esası ile ilgili oluşacak hükmün sonucuna göre yargılama giderleri ile ilgili bir değerlendirme yapılabileceği açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 04.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. AY