10. Hukuk Dairesi 2022/6030 E. , 2023/8035 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2018/892 E., 2019/79 K. KARAR : Direnme Taraflar arasındaki iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma kararına direnilerek davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnm…
**10. Hukuk Dairesi 2022/6030 E. , 2023/8035 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2018/892 E., 2019/79 K. KARAR : Direnme Taraflar arasındaki iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma kararına direnilerek davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararı uygun bulunmakla davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelemesi için dosya Dairemize gönderilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müteveffa ...'in davalı işverenlik bünyesinde sayaç okuma memuru olarak çalışmakta iken 09.05.2012 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybettiğini, müteveffanın ehliyetini 17.03.2011 tarihinde aldığını ve şoförlük tecrübesi bulunmadığını, davalı şirket veya davalı şirket personelince kazaya konu aracın kullandırılmasının kazaya sebebiyet verdiğini, davalı şirketin yasal mevzuat gereği kazadan sorumlu olduğunu, müteveffanın 25 yaşında vefatı nedeniyle anne ve babasının destekten yoksun kaldığını, diğer davacıların da kardeş acısı yaşadıklarını ileri sürerek davacı anne ve baba için hesaplanacak maddi tazminatlar (belirsiz alacak) ile anne ve baba için 60.000’er TL, kardeşler için 30.000’er TL manevi tazminatların kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacılar vekili yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 13.04.2016 tarihli dilekçesi ile müvekkili baba ... için 22.292,20 TL'ye, müvekkili anne ... için 21.572,23TL'ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; maddi tazminat talebi belirsiz alacak davası biçiminde ileri sürülmüşse de HMK’nın 107 nci maddesi gereği asgari miktar belirtilmediğinden davanın usulden reddi gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, sigortalının müvekkili şirket tarafından kiralanmış olan ... plakalı araçta geçirdiği trafik kazası sonucu vefat ettiğini, savcılık dosyasında alınan bilirkişi raporunda müteveffanın tamamıyla kusurlu olduğunun tespit edildiğini, şirketin olayda kusurunun bulunmadığını, Yargıtay içtihatları gereği kusurun tamamıyla işçiye ait olması nedeniyle illiyet bağı kesildiğinden davalı şirketin sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. BOZMA ÖNCESİ MAHKEME KARARI Mahkemenin 30.05.2016 tarihli ve 2014/803 E., 2016/541 K. sayılı kararı ile alınan ilk raporda davalı şirketin kusurunun olmadığı, sürücünün %100 kusurlu olduğunun belirtildiği, itiraz üzerine alınan 03.01.2016 tarihli raporda kazalı sürücünün %60, davalı şirketin %40 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, anılan raporun hükme esas alındığı, araç kullanan ...'in %100 kusurlu olduğu kabul edilse bile davanın iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davası olduğu, kazanın çalışma saatlerinde meydana gelmesi nedeni ile iş kazası olduğu hususunda tereddüt olmadığı, olay günü şoför ve yedek şoförün izinli ve raporlu olduğu, dava dışı ...ın araç kullanmak üzere ...'in de ekip şefi olarak görevlendirildiği, araçtaki üç işçinin de ehliyetinin olduğu, ...’in aracı kendi kullanmak istemesi nedeni ile kendisinin ve yanındakilerin hayatını tehlikeye soktuğu, E sınıfı ehliyeti olmasına rağmen asıl işinin şoförlük olmadığı, SGK kayıtlarına göre elektrikçi olarak çalıştığı, işverenin asıl işi şoförlük olmayan kişileri şoför olarak görevlendirmesi sebebiyle kusurunun bulunduğu gerekçesiyle alınan hesap raporu doğrultusunda anne ... yönünden 21.572,23 TL, baba ... yönünden 22.292,20 TL maddi tazminat ile anne ve baba için 20.000’er TL, kardeşlerin her biri için ayrı ayrı 5.000’er TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A.Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 01.10.2018 tarihli ve 2016/19122 E., 2018/6874 K. sayılı ilamında özetle; "davacı vekilinin tüm, davalı vekili sair incelenmeksizin dosya kapsamına göre, sigortalı ...’in davalı elektirik dağıtım şirketinde ekip başı işçi olarak çalışırken olay günü şoförün izinli olması nedeniyle aynı ekipte çalışan dava harici Sedat Akarçay’ın işveren tarafından şoför olarak görevlendirildiği ve ekibin Sivrihisar ilçesine bağlı köylere endeks okumak için yola çıktığı, bir müddet sonra sigortalı Mehmet’in de aracı kullanmak istemesi üzerine köy yolunda aracı yol şartlarına uygun olmayacak bir hızda sevk ve idare etmesi neticesinde, aracın stabilize yol üzerinde sürtünme izi bırakıp takla atarak yoldan çıkması neticesinde kazalının vefat etti, araçtaki diğer işçilerin ise yaralandığı, kazalının aracı kullanmak için yeterli ehliyetinin bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan ilk raporda kazalı sigortalıya %100 kusur verilmişken, itiraz üzerine farklı bir bilirkişi heyetinden alınan kusur raporunda davalı işverene %40 oranında kusur verilirken; kazalı sigortalının ise %60 oranında müterafik kusurunun bulunduğu kabul edilmiş, mahkemece iş bu rapora dayanılarak alınan hesap raporuna itibarla karar verildiği anlaşılmıştır. Somut olayda, zarar gören sigortalının aracı kullanmak için uygun sınıfta ehliyeti bulunmasına ve işveren tarafından aracın kullanımı konusunda iş güvenliği talimatının kendisine imza karşılığı tebliğ edilmesine karşın; aracı işverenin talimatına aykırı olarak diğer müteveffa sigortalı ekip şefi...e verdiği, müteveffanın aracı yol durumuna uygun bir şekilde sevk ve idare etmemesi nedeniyle illiyet bağının kesildiği nitekim bu durumun bilirkişi heyetinden alınan ilk raporda da sabit olduğu açıktır. O halde, mahkemece yapılacak iş zarar görenin ağır kusuru neticesinde illiyet bağının kesilmesi nedeniyle davanın reddine karar vermek iken; olayın oluşuna uygun olmayan kusur raporuna itibarla yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Direnilerek Verilen Karar Mahkemenin 23.01.2019 tarihli ve 2018/892 E., 2019/79 K. sayılı kararı ile önceki gerekçelere ilaveten trafik kazası açısından % 100 kusur şef olarak görevlendirilen müteveffaya ait olsa bile işveren... Elektrik Dağıtım A.Ş.nin asıl işi şoförlük olmayan kişileri şoför olarak görevlendirmesi sebebiyle olayda kusurunun mevcut olduğu gerekçesi ile karşı oy yazısında açıklanan olay ve madde içeriklerinin birlikte değerlendirildiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir. C. Hukuk Genel Kurulu Kararı 1. Direnme kararının süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. 2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.02.2022 tarihli ve 2019/(21)10-403 E. - 2022/168 K. sayılı kararında özetle; somut olayda davalıya ait işyerinde 01.03.2012 tarihinde endeks okuma görevlisi olarak çalışmaya başlayan, 09.05.2012 tarihinde ekip şefi olarak görevlendirilen ...’in ...ve iş güvenliği sorumlusu olarak görevlendirilen...ile birlikte endeks okumak amacıyla gittikleri köy yolunda şirket tarafından temin edilen araç ile geçirdiği trafik kazası neticesinde vefat etmesi üzerine anne, baba ve kardeşleri tarafından maddi ve manevi zararların tazmini için eldeki dava açılmıştır. Kaza ile ilgili soruşturma dosyasında yer alan ifade tutanaklarında olay günü şoför ve yedek şoförün izinli ve raporlu olduğu, ekip şefi olarak müteveffa ...' in şoför olarak ise ...ın görevlendirildiği, ...'in şoförlüğü ilerletmek amacıyla arabayı kullanmak istediği, aracı kullandığı sırada kazanın meydana geldiği, kazaya uğrayan ...in işe giriş bildirgesinde mesleğinin elektrikçi olarak belirtildiği görülmüştür. Yargılama sırasında iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 15.06.2015 düzenleme tarihli raporda; sürücü ..., sevk idaresindeki ... plakalı kamyonet ile gündüz saatlerinde, görüşe açık iki yönlü stabilize satıhlı yolda seyri sırasında yol zemininde önceden meydana gelmiş ve çukurlaşmış tekerlek izlerini de dikkate alarak dikkatli ve müteyakkız hâlde seyretmediği, süratini tehlikeli bir durumun ortaya çıkması durumunda kamyonetini en kısa mesafede emniyetle durdurabileceği asgari bir hıza düşürmediği, tedbirli ve dikkatli olmadığı, olay yerindeki yol şartlarına göre hızını ayarlamadığı, emniyet kemeri kullanmadığı için olayın meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğu, davalı şirketin olayın meydana gelmesini önleyecek şekilde alabileceği bir tedbir ve olayın meydana gelmesinde ihmali bulunmadığı belirtilerek kusurunun mevcut olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. İtiraz üzerine alınan makine yüksek mühendisleri ve iş güvenliği uzmanından oluşan bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 03.01.2016 düzenleme tarihli raporda; sürücü ... ile ilgili 15.06.2015 tarihli rapordaki tespitler yanında ayrıca bulunduğu ekibin şefi olarak görevlendirilmiş olup yanında bulunan çalışanların da amiri durumunda iken aracı kullanmak isteyerek kendisinin ve yanındaki çalışanların hayatını tehlikeye soktuğu, bu konuda ihmalkâr davrandığı nedenleriyle %60; davalı şirket yönünden ise olay tarihinde şoför olarak görevlendirilen (ölen) ...’in asıl mesleğinin şoförlük olmadığı, şoför olarak profesyonel bir şekilde çalışmamasına rağmen olay anında şoför ve yedek şoförün izinli olmaları sebebiyle motorlu araç kullanma görevinin diğer işçilere verilmiş olduğu, müteveffa ...’in (ehliyeti olmasına rağmen) asıl işi şoförlük olmadığı hâlde olay günü şoförler izinli oldukları için kendisine şoförlük işi verilmiş olmasından dolayı işveren... Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin de kusurunun bulunduğu, kazanın meydana gelmesinde yol şartlarının ya da araçtan kaynaklı herhangi bir sorunun etkisinin olmadığı, ayrıca kazazedelerin yaptıkları işin bir parçası olan karayollarında ulaşımın motorlu taşıtlarla sağlanması hususunun risk ve tehlikeler içermesinden dolayı davalı işverenin sorumluluğunun bulunduğu bu sebeple %40 kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiş, mahkemece bu rapor benimsenerek karar verilmiştir. Şu hâlde yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı işveren şirketin olay günü şoförlerin izinli ve raporlu olmaları nedeniyle asıl işi şoförlük olmayan işçilere araç kullanma görevini vermesi ve aracın görevlendirilmiş şoför haricinde kullanılmaması konusunda işçilere kurallar koyarak bu kurallara uyulması konusunda gerekli eğitim ve denetim görevini yerine getirmemesi nedeniyle kusuru bulunduğundan meydana gelen iş kazası olayı ile zarar arasındaki illiyet bağının sigortalının ağır kusuru nedeniyle kesilmediği sonucuna varılmıştır. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur." gerekçesine yer verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; aracın müvekkil şirketin talimatına aykırı olarak şoför olarak görevlendirilen personel tarafından müteveffa ekip şefi...e verildiği, müteveffanın aracı yol durumuna uygun bir şekilde sevk ve idare etmemesi nedeniyle illiyet bağının kesildiği, illiyet bağının kesilmesi veya uygun olmaması halinde işverenin zararı tazmin yükümlülüğünden söz edilemeyeceği, Sivrihisar Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma dosyasında alınan 20.09.2013 tarihli rapor ile yerel mahkemece alınan 15.06.2015 tarihli bilirkişi raporunda ...'in %100 kusurlu olduğunun tespit edildiği, kusur raporları arasında çelişki giderilmediği, destek zararı yönünden destek unsurunun bulunup bulunmadığı, davacı anne ve babanın SGK kurumundan aylık alıp almadıkları ve gelir bağlanıp bağlanmadığı hususlarında yeterli araştırma yapılmadan ve itirazlarımız değerlendirilmeden karar verildiğini, maddi ve manevi tazminatların fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının desteğinden yoksun kalan anne ve babası ile kardeşlerinin maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanunu'nun 13, 16 ve 20 nci maddeleri, kaza tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alındığında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41, 42, 43, 44, 45, 46 ve 47 nci maddeleri ile 332 nci maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi ile Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22.06.2018 tarih 2016/5 E. - 2018/6 sayılı Kararı. 3. Değerlendirme A) Kusur oran ve aidiyetleri yönünden yapılan incelemede; 1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makineleşmenin artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5.Anayasanın 17 nci maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6.818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.” “İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” hükmüne yer verilmiştir. 7.Bu maddeye göre işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre; "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." düzenlemesi yer almıştır. 8.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 9.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 10.Mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Diğer yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 11.Somut olayda davaya konu sigortalının ölümüyle sonuçlanan 09.05.2012 tarihli tek taraflı trafik iş kazasında, sigortalının işyerinde endeks okuma işinde çalıştığı ve işyerinde şoför olarak istihdam edilmemekle beraber, dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgelere göre aracı kullanmak için uygun ehliyeti olduğu ve kullandığı aracı sürdüğü stabilize köy yolunun gerektirdiği hız kurallarına uygun olarak sevk ve idare etmediği bu nedenle aracın tekerlerini mıcıra kaptırıp direksiyom kotrolünü kaybetmesi üzerine de, ani fren tedbirine başvurarak yol üzerinde 20,5 metre sürtünme izi bıraktıktan sonra, aracın takla atarak yoldan çıkması na sebebiyet verdiği anlaşılmakla hükme esas alınan kusur raporuna göre müteveffa sigortalının %60, davalı işverenin ise %40 oranında kusurlu olduğunun kabulü hatalı olmuştur. 12. O halde Mahkemece yapılacak iş, iş kazasının gerçekleşmesinde davalı işverene izafe edilen %40 oranındaki kusurun fazla olduğu gözetilerek, yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında kusur oran ve aidiyetinin tespiti açısından dosya kapsamındaki kusur raporları arasında çelişkiyi giderici mahiyette iş kazasının gerçekleştiği trafik iş kazası alanında uzman iş güvenliği uzmanlarından teşkil edilecek heyetten kusur raporu alarak müteveffa sigortalı ve davalı işveren kusur oran ve aidiyetlerini her türlü şüpheden uzak somut ve gerekçelendirilmiş kusur raporuyla tespit ettirmek, alınan bu kusur raporunda tespit edilecek kusur oranını (kararın davacı tarafça temyiz edilmemiş olması hususunu gözeterek), davalı taraf lehine maddi tazminat hesap verileri üzerinde oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek, maddi tazminatın hesabınını dayanağını oluşturan 11.04.2016 tarihli hesap raporuna tespit edilecek bu kusur oranını uygulamak, anılan raporda esas alınan (işlemiş dönem tarihi ile rapor tarihinden sonra yürürlüğe giren ücret değişikliklerini rapora yansıtmadan) hesap raporu düzenlenmesini temin etmek ve uygun manevi tazminatlara hükmetmektir. C) Davacı anne ve babanın destek tazminat alacakları yönünden yapılan incelemede; 1.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.06.2018 tarih 2016/5 E. - 2018/6 sayılı Kararında, "ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'ndan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği" kabul edilmiştir. 2. Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53 üncü maddesinin 3 üncü bendinde düzenlenmiş olup, “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır. 3. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır". 4. Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. 5. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ana ve/veya babanın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir. 6. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 inci maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler". 7. Türk Borçlar Kanunu'nun 51 inci maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler". 8. Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi-1978 ..., shf 846 ve devamı). 9. Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir. 10. İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir. 11. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacı anne ve babaya gelir bağlandığına ilişkin belgeye de dosya kapsamında rastlanmamıştır. 12. Öte yandan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında davacı anne ve babanın destekten yararlandığının ispatı için kurumdan gelir bağlanması şartı aranmamakta olup, bunun bir sonucu olarak da davacı anne ve babanın destek tazminatı alacaklarının kurumdan bağlanan gelirin ödendiği süre ile sınırlı olduğunu kabul etmek açıkça İçtihadı Birleştirme Kararıyla amaçlanan sonucu bozucu mahiyettedir. 13. Bununla beraber, davacı anne ve baba tarafından Türk Borçlar Kanunu'nun 50 inci maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden kendilerine sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesine göre maddi delillerle hesaplanabilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığı da kanıtlanamamıştır. 14. O halde, Mahkemece, temyize konu kararda olduğu gibi, müteveffa sigortalının anne ve babasına destek olacağının karine olarak kabulü yerinde ise de Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51 inci maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre hesap edilebilir mahiyette destekten yoksunluk maddi tazminatı alacağının varlığının açıkça ispat edilip edilmediği değerlendirilmek, bu kapsamda hesap edilebilir mahiyette destekten yoksunluk tazminat alacağının ispatlanmadığının kabulü halinde ise davacı anne ve baba yararına, dosya kapsamında alınan ve yukarıda (usuli kazanılmış haklara göre) işaret edilen hesap raporuyla tespit edilen olgular da gözetilerek hakkaniyete uygun makul miktarda maddi tazminatlara hükmedilmesi gerekirken; Mahkemece verilen kararda bu hususta değerlendirmelere yer verilmeden hüküm tesisi de isabetsiz görülmüştür. 15. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 16. O halde, temyiz eden davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak, bozma sebeplerine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin Mahkemece verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazları gözetilerek Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 12.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.