6. Hukuk Dairesi 2023/825 E. , 2024/1639 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/19 E., 2022/400 K. HÜKÜM/KARAR : Ret Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 21.05.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve…
**6. Hukuk Dairesi 2023/825 E. , 2024/1639 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/19 E., 2022/400 K. HÜKÜM/KARAR : Ret Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 21.05.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacı vekili Avukat ... geldi. Tebligata rağmen karşı taraftan gelen olmadığı anlaşılmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının karın yağlarını aldırmak ve karında oluşacak sarkmaları germe operasyonları için davalı şirket ile anlaştığını, davacıya davalı hastanede davalı Dr. ... tarafından ilk müdahalenin yapıldığını, belli aralıklarla davacıya yapılan müdahaleler neticesinde davacının iyileşmediğini ve yaralarının kapanmadığını, aksine durumun kötüye gittiğini, bunun üzerine Dr. ...’a başvurduğunu, yapılan tedavi sonucunda davacının yaralarının iyileştiğini ve kapandığını, ancak önceki ameliyatlardan kalıcı eserler kaldığını, göbek deliğinin aynı hizaya ve normale dönmediğini, davacının söz konusu operasyonlar için 5.100,00 TL + 1.000,00 TL ödediğini, ikinci ameliyat için 5.000,00 TL daha verdiğini, eczane masraflarının 2.000,00 TL tutarında olduğunu, davacının toplamda 13.100,00 TL maddi zarara uğradığını, davacının söz konusu tedavi sürecini çok acılı ve sancılı geçirdiğini, ölümden döndüğünü, psikolojisinin bozulduğunu, hayatının alt üst olduğunu belirterek, 50.000,00 TL manevi, 13.100,00 TL maddi tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 15.03.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; aynı konuda İzmir 21. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2011/1738 Esas sayılı dosyasında ceza yargılamasının sürdüğünü, davacının kliniğe gelerek aşırı kilolarından şikayetçi olduğunu ve acilen kurtulmak istediğini, davacıya liposuction operasyonlarının önerildiğini ve olası sonuçları ile komlikasyonlarının ayrıntılı olarak anlatıldığını, davacının ameliyatı tüm sonuçları ile kabul etmesi üzerine 05.02.2010 tarihine operasyon gününün verildiğini, ameliyatın usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini, davacının tavsiye edilen operasyon sonrası uygulanan yarı oturur pozisyonunda yatmadığını, 10 gün sonra davacının dikişlerinde açılma ve yara yerinde akıntı olduğunun tespit edildiğini, davacının tedaviye tam olarak uymadığını ve dikkat etmediğini, davacının daha sonra başka bir hekim tarafından ameliyata alındığını, davacının annesinin telefon ile davalı şirketi arayarak davalı şirketten şikayetçi olacaklarını ancak 6.000,00 TL verilmesi halinde şikayetçi olmayacaklarını bildirdiğini, esasen davalıların kesinlikle kusursuz olduğunu ve hakkaniyet gerçeği Hipokrat yemini ışığında elden gelen tüm müdahaleleri eksiksiz olarak yerine getirdiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 21.05.2015 tarihli ve 2011/508 Esas, 2015/206 Karar sayılı kararı ile ceza yargılaması sırasında Yüksek Sağlık Şurasından alınan 20 - 21 Eylül 2012 tarihli raporda sonuç olarak karın germe ve liposuction ameliyatından önce ameliyat sonrası olabilecek riskler ve komplikasyonların detaylı olarak belirtildiği ve aydınlatılmış onam formunun hasta tarafından imzalandığı, yara yerinin açılması ve enfeksiyon gelişmesinin belirtilen komplikasyonlardan olduğu ve Dr. ...'un kusursuz olduğunun belirtildiği, ceza mahkemesi tarafından da sanık olarak yargılanan davalı doktor hakkında verilen beraat kararının kesinleştiği, dosya kapsamındaki tüm delillerin ve raporların birlikte değerlendirilmesinden, davacıya yapılan ameliyatlar nedeni ile davalı hekime ve davalı şirkete yüklenebilecek herhangi bir ihmal ya da kusurun bulunmadığı, davalı doktorun işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyattan sonra davacının ameliyat yerinin açılması ve enfeksiyon gelişmesinin yapılan ameliyatların komplikasyonlarından olduğu, davacı hastanın geçireceği ameliyatlar nedeniyle bilgilendirildiği, bu nedenle davacının maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanısına varılarak davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13.03.2017 tarihli ve 2015/17955 Esas, 2017/2959 Karar sayılı kararı ile yüklenicinin hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerektiği, eser sözleşmesi hükümlerine göre, davalı doktorun yükümlülüğünün taahhütlerine, tıbbın gereklerine ve iyiniyet kurallarına uygun şekilde estetik ameliyatı gerçekleştirmek, davacının yükümlülüğünün de bedeli ödemek olduğu, davacının, davalı doktorun yükümlülüklerini yerine getirmediği, taahhütlerine ve tıbbın gereklerine uygun ameliyat yapmadığı, estetik amaçlı ameliyatın başarısız olduğunu iddia ederek davayı açtığı, davanın dayanağının TBK'nın 475. maddesinin oluşturduğu, HUMK'un 275. (HMK'nın 266.) maddesine göre, mahkemenin çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşünün alınması gerektiği, estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı ve yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, ameliyat nedeniyle davacının karın bölgesinde geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı teknik bir konu olduğundan, konunun uzmanı plastik cerrahlardan oluşturulacak bir kuruldan rapor alınması, davanın rapor sonucuna göre değerlendirilmesi gerektiği, hükme esas alınan 13.02.2015 tarihi Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu Raporu'nun TBK'nın 475. maddesine göre değerlendirme yapmaya imkân verecek bilgiler ve açıklamalara yer vermediği, mahkemece, içerisinde Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı olan bilirkişi kurulundan davanın çözümüne yardımcı olacak açıklamaları içerir rapor alınmadan, yazılı şekilde verilmesinin doğru olmadığı, mahkemece yapılacak işin, TBK'nın 475. maddesine göre değerlendirme yapılabilmesi için, davacı da gönderilerek mümkünse Adli Tıp Kurumu'ndan içinde Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanlarından oluşturulacak bir heyetten, bu mümkün değilse üniversitelerden seçilecek açıklanan uzmanlardan oluşturulacak bir heyetten estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıpsız olarak ortaya çıkıp çıkmadığı, ameliyat nedeniyle davacının karın bölgesinde geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında hükme esas teşkil edecek nitelikte rapor alınması, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulması olduğu belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. 3. Mahkemenin 13.03.2017 tarihli ve 2015/17955 Esas, 2017/2959 Karar sayılı kararı ile bozma ilamı doğrultusunda ... Üniversitesi Hastanesi Adli Rapor Biriminden rapor tanzim edildiği, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı tarafından düzenlenen raporda; davacıdaki skarların abdominoplasti operasyonuna bağlı gelişebilecek olan izler olduğunun belirlendiği bu hali ile bozma öncesi alınan ve içinde Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahının bulunduğu 13.02.2015 tarihli rapor ile uyumlu olduğu, sonuç olarak ceza dosyası kapsamı da dikkate alınarak davacıya yapılan ameliyatlar nedeni ile davalı hekime ve davalı şirkete yüklenebilecek herhangi bir ihmal ya da kusurun bulunmadığı, davalı doktorun işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyattan sonra davacının ameliyat yerinin açılması ve enfeksiyon gelişmesinin yapılan ameliyatların komplikasyonlarından olduğu, davacı hastanın geçireceği ameliyatlar nedeniyle bilgilendirildiği, bu nedenle davacının maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanısına varılarak davanın reddine karar verilmiştir. 4. Mahkemenin 13.03.2017 tarihli ve 2015/17955 Esas, 2017/2959 Karar sayılı kararına karşı süresinde davacı vekili vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 25.11.2020 tarihli ve 2020/305 Esas, 2020/3086 Karar sayılı kararı ile mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulduğuna göre 09.05.1960 gün 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozmada belirtilen hususlar yararına olan taraf için usulü kazanılmış hak oluşturacağından uyulan bozma ilamı uyarınca inceleme yapılıp karar verilmesinin zorunlu hale geldiği, mahkeme tarafından bozma ilamına uyulduktan sonra ... Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü öğretim üyelerinden oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor alınmış ise de; uyulan bozma ilamında belirtilen hususlarda gerekçeli ve denetime elverişli olarak düzenlenmediği ve eser sözleşmesi hükümlerine göre yüklenicinin sonuç taahhüdü olup ayıptan sorumluluğu için kusurlu olmasının zorunlu olmadığı değerlendirilmediğinden bozma gereğince inceleme yapıldığı ve raporun hükme yeterli olduğunun kabulünün mümkün olmadığı belirtilerek mahkemece yapılacak işin; dosyanın İstanbul Mahkemelerine talimat yolu ile gönderilerek Üniversitelerin Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kuruluna tevdi edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği de gözönünde tutularak bozma ilamında belirtildiği şekilde estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının karın bölgesinde geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı ve yüklenicinin BK’nın 357/III ile TBK’nın 472. maddesi hükmünce genel ihbar mükellefiyetini yerine getirip getirmediği hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulması gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 29.11.2022 tarihli, 2021/19 Esas, 2022/400 Karar sayılı kararı ile tüm dosya kapsamı, alınan bilirkişi raporları, taraf vekillerinin yazılı ve sözlü beyanları ile Yargıtay ilamları birlikte değerlendirildiğinde; davacıya yapılan liposuction ve apdominoplasti ameliyatlarının endikasyonlarının ve uygulanan ameliyat tekniklerinin tıp kurallarına uygun olduğu, apdominoplasti ameliyatından sonra yara yerinde meydana gelen açılmanın bu ameliyatın komplikasyonlarından olduğu, bu komplikasyonlar hakkında davacı tarafa bilgi verildiği, davacı tarafın ameliyat sonrası kendi üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeyerek operasyondan 1 gün sonra kendi isteğiyle hastaneden taburcu olduğu, ameliyat sonrası meydana gelen komplikasyonun yapılan ameliyatın komplikasyonlarından olduğu, yani her ameliyatta aynı ya da benzer komplikasyonların yaşanabileceği, her cerrahi işlem sonrasında kesilen ve dikilen yerde iz kaldığı ancak bu durumun kişilerde farklılık göstereceği, bu komplikasyonun meydana gelmesinin eserin ayıplı olduğunu göstermeyeceği, aksi halde raporda belirtildiği üzere tüm cerrahi işlemlerin uygulanamaz hale geleceği, ameliyat sonrası meydana gelen komplikasyon sonrasında davalının tedaviye devam ettiği ancak davacının kendi isteğiyle doktor değiştirdiği, estetik amaçlı ameliyatın tıbbin gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapıldığı, yapılan işlemin ayıpsız olduğu, yapılan işlem amacına ulaşmadı ise de, ameliyat sonrası olabilecek riskler ve komplikasyonlar hakkında davacıya bilgi verildiği ve belirtilen komplikasyonun da davacıya bildirilen bu komplikasyonlardan olduğu, bu komplikasyonun her cerrahi işlemde yaşanabileceği, davalının bu komplikasyonun meydana gelmesinde ihmali ya da kasti bir eylemi bulunmadığı, komplikasyonun cerrahi işlemin tıpta bilinen bir neticesi olduğu, kaldı ki davacının ameliyat sonrası uygulanması gereken ve cerrahi işlem kadar önemli olan "V" şekli yatış pozisyonunu uygulamadığı, bu sebeplerle davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı temyiz dilekçesinde özetle; alınan bütün raporlarda, eserde yani karın bölgesinde zarar meydana geldiğinin ve düzeltme için ayrıca operasyon gerektirdiğinin tespit edildiği, eserin ayıplı olduğu, vücutta kalıcı iz kaldığı, Adli Tıp Kurumunun sadece hastanın sürekli ve ısrarlı olarak kusurlu olduğunu ve davalının hiçbir kusuru olmadığına karar verdiği, davalı hekimin bir işi mükemmel yapmayı taahhüt ettiği, ancak yapmadığı ve bir zararın doğduğu belirtilerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, eser sözleşmesi niteliğindeki karın bölgesindeki fazla yağların alınması ve bu işlemden sonra oluşacak sarkmalar dolayısıyla karın derisinin gerilmesi operasyonu sonrası yaraların iyileşmemesi nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nu 428 inci maddesi ile 437. maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 vd maddeleri. 3. Değerlendirme Usuli kazanılmış hak, 1086 sayılı HUMK'un yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında tanımlanmış olup, içtihihadı birleştirme kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hukuka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup, kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe giren ilk halinde usuli kazanılmış hakka yer verilmemişse de bu ilkenin uygulanması, Yargıtayın içtihatları ile HMK’nın 177/2. maddesine 22.07.2020 tarih ve 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yapılan ek düzenlemeye kadar devam etmiştir. Bu ek düzenleme ile “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz” maddesi ile HMK’da hüküm altına alınmış olup, usuli kazanılmış hakların korunacağı bu şekilde hükme bağlanmıştır. Usuli kazanılmış hak kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle Yargıtayca da re'sen dikkate alınır. Yargıtayın bozma kararı nedeniyle doğan hak iki çeşit olup, (1) mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına kazanılmış hak, (2) bazı konuların bozma kararının kapsamı dışında kalması ile doğan usuli kazanılmış haklardır. Mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymuş olması halinde bu uyma kararı ile bağlı olup, usuli kazanılmış hak ilkesi uyarınca lehine bozulan taraf yararına araştırma ve inceleme yapması zorunludur. Yargıtayın ve Dairemizin istikrarlı uygulamaları da bu yöndedir. Bu anlatımlar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 25.11.2020 tarihli ve 2020/305 Esas, 2020/3086 Karar sayılı kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği de gözönünde tutularak bozma ilamında belirtildiği şekilde estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının karın bölgesinde geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığının tespit edilmesi istenmiş olup, hükme esas alınan raporda "yapılan işlem ortaya çıkan komplikasyon nedeniyle amacına ulaşmamıştır" sonucuna varıldığı, bu durumda yüklenicinin sonuç taahhüdünün yerine getirmediği ve bozma ilamında açıkça sorumluluk için hekimin kusurlu olmasına gerek olmadığının belirtildiği ve ameliyatın 05.02.2010 tarihinde gerçekleştiği, komplikasyonların ortaya çıkmasından sonra 10.03.2010 tarihine kadar davalı tarafından tedavi sürecinin yürütüldüğü, bu süreçte komplikasyonların giderilemediği, 15.03.2010 tarihinden itibaren başka bir hekim tarafından yapılan tedavi sonucunda iyileşme sağlandığı, onam formunun, ortaya çıkan sonuç dikkate alındığında yeterli kabul edilmesinin hatalı olduğu anlaşılmakla davalıların uğranılan maddi ve manevi zarardan sorumlu olduğuna karar verilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken hatalı değerlendirme ile davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi usuli kazanılmış hakka aykırı olmuştur. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; konusunda uzman bilirkişiden davacının istek kalemlerinin değerlendirilmesine yönelik rapor alınıp talep edebileceği maddi tazminatın hesaplattırılması, hesaplanan maddi tazminat ile olayın özelliklerine uygun manevi tazminata hükmedilmesinden ibarettir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.