Başvuru, zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvuru konusu Karaman'ın Merkez ilçesine bağlı Taşkale köyünde kâin 6743 parsel sayılı 800,01 m² yüz ölçümündeki taşınmaz, 8/11/1996 tarihli ve 225 sıra sayılı Millî Emlak Genel Tebliği ile bu Tebliğ'in dayanağı olan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yayımlanan 14/10/1996 tarihli ve 1996/6 numaralı Genelge'ye göre 6/12/2006 tarihinde ihdasen -idari yolla- Hazine adına ham toprak vasfıyla tescil edilmiştir. Başvurucu, başvuru konusu taşınmazın Hazine adına tescilinden önce otuz yıldan fazla bir süre babası tarafından zilyet olarak kullanıldığını ve kendisine miras kaldığını belirterek 5/12/2016 tarihinde Karaman Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Hazine aleyhine zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Mahkemece yapılan keşif sonrası dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında taşınmazın bulunduğu bölgede 31/5/1972 tarihinde kadastro çalışması yapıldığı ve başvuru konusu taşınmazın paftasında dere olarak göründüğü ifade edilmiştir. Mahkeme 13/9/2018 tarihinde süresinde açılmaması nedeniyle davanın kesin olarak reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde, öncelikle başvuru konusu taşınmazın 6/12/2006 tarihinde ihdas yolu ile Hazine adına tescil edildiği ifade edilmiştir. Ardından 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun maddesi uyarınca kadastro tespitine ilişkin tutanakların kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmış ve başvuru konusu taşınmazın Hazine adına tesciline dayanak tutanakların kesinleşmesinden on yıl geçtikten sonra davanın açıldığı izah edilmiştir. Nihai karar, başvurucuya 18/12/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 16/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun istinaf başvurusu mahkeme kararının kesin olduğu gerekçesiyle 27/2/2019 tarihinde reddedilmiştir. A. İlgili Mevzuat 3402 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.…”B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 31/3/2015 tarihli ve E.2014/9306, K.2015/2290 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...3402 sayılı Kanunun 12/ maddesi, kadastro tespit tutanağı düzenlenen taşınmazlar yönünden uygulanmaktadır. Genel arazi kadastrosu sırasında tescil dışı bırakılan daha sonra ihdas yoluyla Hazine adına tapuya tescil edilen yerler ile halen tescil dışı olan taşınmazlar yönünden 3402 sayılı Kanunun 12/ maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.Somut uyuşmazlıkta davacılar, tapu kayıtlarına tutunarak 1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında tescil dışı bırakılıp sonradan ihdas yoluyla Hazine adına tapuya tescil edilen 374 ada 265, 266, 275, 276, 277, 285, 288, 289, 290, 291, 294, 295, 297, 298, 299, 302, 309, 321, 322, 323 ve 324 sayılı parseller yönünden tapu iptali tescil, fen bilirkişi tarafından düzenlenen krokili raporda (I), (M) ve (S) harfleriyle işaretlenen tescil dışı taşınmazlar yönünden ise, TMK'nın maddesi uyarınca tescil davası açtıklarından 3402 sayılı Kanunun 12/ maddesi uygulanamaz.Bu durumda, mahkemece, davaya konu 374 ada 265, 266, 275, 276, 277, 285, 288, 289, 290, 291, 294, 295, 297, 298, 299, 302, 309, 321, 322, 323 ve 324 sayılı parsellerin tapu kayıtları tapu müdürlüğünden getirtilip, anılan parseller ile halen tescil dışı olan (I), (M) ve (S) harfleriyle işaretlenen taşınmazlar yönünden gerekli inceleme araştırma yapılıp işin esası hakkında hüküm kurulması gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle davanın hakdüşürücü süre yönünden reddi doğru değildir..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 7/4/2003 tarihli ve E.2003/1891, K.2003/2271 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Dava konusu parsellerin kapsadığı taşınmaz bölümleri 1963 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında dere yatağı niteliği ile tespit dışı bırakılmış, 1989 tarihinde ihdasen Hazine adına 2111 parsel numarası ile tapuya tescil edilmiş, ifraz sonucu 6356 ada 2180 ve 6358 ada 2182 parseller oluşmuştur.Davacı vekili, 1962 yılından bu yana süre gelen kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, dava konusu taşınmazların idari yoldan Hazine adına tapuya tescil edildiği 1989 tarihinden 2002 dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/ maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/ maddesinde, kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz denilmiştir. Somut olayda, dava konusu parsellerin esası olan 2111 parsel idari yoldan Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Bu yolda oluşan tapu kayıtlarına karşı herhangi bir hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman dava açılması mümkün Az önce de açıklandığı üzere, bu süre kadastro yolu ile veya kadastro mahkemesince tesis edilen kayıtlarla ilgili olan bir hükümdür. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/ maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin olaya uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle mahkemenin gerekçesi de yerinde görülmemiştir. İddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin eksiksiz olarak toplanıp birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 2/3/1994 tarihli ve E.1992/1232, K.1994/2243 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Davacı; eskiden beri zilyetliği altında bulunan taşınmazının tapulama çalışmaları sırasında 766 parsel numarası ile Hazine adına tesbit ve tescil edildiğini ileri sürerek, kaydın iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ve karşılık davanın davacısı Hazine; iptal ve tescil davasının reddine; davacı ... uyuşmazlık konusu parsele elatmanın önlenilmesine karar verilmesini savunmuş, mahkemece; tapu iptali ve tescil davasının reddine, karşılık davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.Mahkemece; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/ maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğundan hareketle, davanın reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık konusu 766 parsele ait tapu kaydında taşınmazın ihdasen Hazine adına tescil edildiği açıklanmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/ maddesinde; kadastro yoluyla oluşturulan kayıtlara karşı tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki sebebe dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamıyacağı belirtilmiştir. Az önce açıklandığı üzere uyuşmazlık konusu parsele ait tapu kaydı kadastro yoluyla oluşturulmadığı için dava bu maddede belirtilen hak düşürücü süreye tabi değildir. Eş bir anlatımla, ihdasen oluşturulan bir kayda karşı süreye bağlı olmaksızın her zaman dava açılabilir. Mahkemece bu yön gözönünde tutulmayarak hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması yasaya aykırıdır. İddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddi yolsuzdur..."