Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/1252 E. , 2024/3561 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/1252 Karar No : 2024/3561 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER : 1- ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... 2- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca ve davalı …
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/1252 E. , 2024/3561 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/1252 Karar No : 2024/3561 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER : 1- ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... 2- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca ve davalı yanında müdahiller tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde davacıya yapılan operasyon ve tıbbi müdahalelerde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle söz konusu tıbbi ameliyelerden doğan zarara karşılık 10.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olayda, Adli Tıp Kurumu raporu ile davacıya uygulanan operasyonların; fizik tedavi ve enjeksiyon uygulaması ile geçmeyen şikayetleri olan hastalara endoskopik cerrahi tedavisinin hastanın onamı alınarak uygulanabilecek yeni bir yöntem olduğunun belirtildiği, davacıya Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde yapılan operasyon öncesi fizik tedavi ya da enjeksiyon uygulaması yapıldığına dair tıbbi kayıt bulunmadığı, bu nedenle kişiye fizik tedavi ve enjeksiyon uygulanmadan cerrahi tedavi uygulanmış olmasının tıbbi bir eksiklik olduğu ifade edilmekle birlikte, operasyonda gelişen siyatik sinir hasarının bir komplikasyon olduğu, gelişen komplikasyona yönelik durumun hemen fark edilerek davacıya tekrar operasyon yapılmasının endikasyonu bulunduğu ve tekniğinin uygun olduğu, postoperatif dönemde kişinin fizik tedaviye yönlendirilmesinin uygun bulunduğu, dolayısıyla komplikasyon yönetiminin uygun olarak yapılmış olduğu değerlendirilerek, davacıya uygulanan operasyonların tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğunun tespitlerine yer verildiği görülmekle, davacının uğradığını iddia ettiği zarar bakımından, esasen risk barındıran sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası bulunmadığı, dolayısıyla davalı idareye atfı kabil bir kusur tespit edilemediği bilirkişi raporuyla ortaya konulduğundan ve sunulan hizmetin niteliği gereği idarenin kusursuz sorumluluk ilkesine göre sorumlu tutulmasına da olanak bulunmadığından davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği; davacıya operasyonların sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının alınmadığı hususlarında tereddüt bulunmadığı görülmekle, davacının ameliyat öncesinde aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınmış olması ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, bu şekilde davacının aydınlatılarak onay verme hakkının sağlanmadığı, dolayısıyla davacıda endişeye ve üzüntüye yol açıldığı anlaşıldığından davacının uğradığı zararın niteliği, olayın oluş şekli, sosyal-ekonomik durumu nazara alınarak yaşadığı elem ve üzüntünün karşılığı olmak üzere takdiren 50.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 20/01/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya verilmesine, bu miktarı aşan 150.000,00 TL manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; tarafların ve davalı idare yanında müdahillerin istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, hükmedilen manevi tazminat tutarının düşük olduğu, maddi tazminat istemlerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, temyize konu kararın redde ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği; davalı idare tarafından, davacının kendisine yapılan müdahaleler ve olası sonuçları konusunda ayrıntılı şekilde aydınlatıldığı ve kendisinden onam formu alındığı, bilirkişi raporunda fizik tedavi ve enjeksiyon uygulanmadan cerrahi uygulama yapılmış olmasının tıbbi bir eksiklik olarak belirtilmesinin doğru olmadığı, bu konuda yeni bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği dava konusu olayda hizmet kusuru bulunmadığı, hükmedilen tazminat miktarının fahiş olduğu, yargı harçlarından muaf oldukları; müdahil ... tarafından, zarara neden olan ameliyatla ilgisinin bulunmadığı, onam formlarının mevzuata uygun olduğu, somut olayda tazmin şartlarının gerçekleşmediği ve herhangi bir manevi zararın oluşmadığı; müdahil ... tarafınan, kararın eksik incelemeye dayandığı, dava konusu olayda davacı ve yakınlarının sinir ameliyatının getirdiği riskleri ve dikkat edilmesi gereken hususları ciddiye almamasından dolayı zararın meydana geldiği, hükmedilen manevi tazminat tutarının fahiş olduğu, dosyada yer alan Adli Tıp raporunun hükme elverişsiz olduğu, hizmetin kusurlu işletilmediği, tazmin borcunu doğuran nedenler bulunmadığı ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Müdahiller tarafından davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Taraflarca, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; Davacının kalça ağrısı ve hareket kısıtlılığı şikayetiyle başvurduğu Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde yapılan muayene ve tetkikler sonrasında derin gluteal sendrom tanısıyla 17/02/2015 tarihinde artroskopik siyatik sinir gevşetme operasyonu yapıldığı, operasyon sonrası davacıda dizaltı motor-duyu defisit gelişmesi üzerine 18/02/2015 tarihinde tekrar opere edildiği, operasyonda siyatik sinirde parsiyel yaralanma ve hematom görüldüğü, ameliyata mikrocerrahi müdahale yapılmak üzere El Cerrahisi, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı doktor davet edilerek tarafından primer tamir uygulandığı ve hematom boşaltıldığı, postoperatif dönemde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniğine yönlendirildiği ve klinikte yatarak tedavi gördüğü, 18/03/2015 tarihli EMG tetkikinde siyatik sinirin total aksonal dejenerasyonu, 11/05/2015 tarihli EMG tetkikinin siyatik sinirin her iki dalının total aksonal dejenerasyonu ile uyumlu olarak raporlandığı, Davacı tarafından, yapılan ameliyat ve sonrasındaki tedavi sürecinde yaşanan tıbbi uygulama hataları nedeniyle engelli hale geldiği belirtilerek zararlarının tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda; "..Piriformis sendromunda; fizik tedavi ve enjeksiyon uygulaması ile geçmeyen şikayetleri olan hastalara endoskopik cerrahi tedavinin hastanın onamı alınarak uygulanabilecek yeni bir yöntem olduğu, kişiye Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde 17/02/2015 tarihinde yapılan operasyon öncesi fizik tedavi ya da enjeksiyon uygulaması yapıldığına dair tıbbi kayıt bulunmadığı, bu nedenle kişiye fizik tedavi ve enjeksiyon uygulanmadan cerrahi uygulanmış olmasının tıbbi bir eksiklik olduğu, operasyonda gelişen siyatik sinir hasarının bir komplikasyon olduğu, gelişen komplikasyona yönelik durumun hemen fark edilerek 18/02/2015 tarihinde hastaya tekrar operasyon yapılmasının endikasyonu bulunduğu ve tekniğin uygun olduğu, postoperatif dönemde kişinin fizik tedaviye yönlendirilmesinin uygun olduğu, dolayısıyla komplikasyon yönetiminin uygun olarak yapılmış olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği .." yönünde görüş bildirildiği, İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verildiği; istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak tarafların ve davalı yanında müdahillerin istinaf başvurularının reddine karar verildiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlıkta, dava konusu olay kapsamında düzenlenen ve yukarıda alıntısı yapılan Adli Tıp Kurumu raporunda davacıya tanısı konulan piriformis sendromunda, fizik tedavi ve enjeksiyon uygulaması ile geçmeyen şikayetleri olan hastalara endoskopik cerrahi tedavinin hastanın onamı alınarak uygulanabilecek yeni bir yöntem olduğunun belirtildiği, davalı idare tarafından dosyaya sunulan hasta dosyası incelendiğinde, davacıya endoskopik cerrahi tedavisi uygulanmadan önce fizik tedavi ve enjeksiyon uygulaması yapıldığına dair bir tıbbi kaydın bulunmadığının görüldüğü ve fizik tedavi ve enjeksiyon uygulanmadan cerrahi uygulanmış olmasının Adli Tıp Kurumu raporunda tıbbi bir eksiklik olarak değerlendirildiği görülmektedir. Bu haliyle, bilirkişi raporunda, uyuşmazlığa konu ameliyatın tıbbi gereklilik dahilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin bu ameliyat öncesinde yapılması gereken fizik tedavi ve enjeksiyon uygulamasının yapılmaması nedeniyle belirlenmediği ve anılan uygulamalar yapılmadan uyuşmazlığa konu ameliyatın gerçekleştirilmesinin eksiklik olarak değerlendirildiği göz önüne alındığında; davalı idarenin, fizik tedavi ve enjeksiyon uygulamadan cerrahi uygulama yaparak kusurlu davranan ajanı eliyle tıbben gerekli olup olmadığı belli olmayan bir ameliyatı gerçekleştirmek suretiyle, sağlık hizmetini kusurlu işleterek davacıda siyatik sinir hasarı oluşmasına sebebiyet verdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmakta olup davacının maddi tazminat isteminin değerlendirilmesi gerekirken olayda hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddedilmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Diğer taraftan, dava konusu olayın oluş şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında, Mahkemece, takdir edilen manevi tazminat miktarının, duyulan elem ve ıstırabı kısmen de olsa giderecek, idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak düzeyde olmadığı görülmektedir. Bu itibarla, davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yönündeki ... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf istemlerinin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, davalı idarenin ve müdahillerin temyiz istemlerinin REDDİNE, 2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 01/10/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.