8. Hukuk Dairesi 2023/3112 E. , 2025/747 K. MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/56 E., 2023/15 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki orman kadastro tespitine itiraz davasından verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı…
**8. Hukuk Dairesi 2023/3112 E. , 2025/747 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/56 E., 2023/15 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki orman kadastro tespitine itiraz davasından verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı dava dilekçesinde; tapulama çalışmalarında dava konusu 162 parsel sayılı ve 44.800 m2 yüzölçümündeki taşınmazın adına tespit ve tescil edildiğini, bölgede yapılan orman kadastro çalışmalarında çekişmeli taşınmazın 17.750 m2’lik kısmının orman sınırları içerisine alındığını, taşınmazın evveliyatının Nisan 1325 tarihli ve 37 ile 05.10.1967 tarihli ve 10 numaralı tapu kayıtlarına dayandığını, taşınmazı otlakiye olarak kullandığını ileri sürerek kadastro tutanağının iptali ile dava konusu taşınmazın orman alanına dahil edilmiş olan 17.750 m2 yerin adına tesciline karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazın 1983 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 05.10.1967 tarih ve 10 nolu tapu kaydının kapsamında kaldığı belirtilerek 44.800 m2 yüzölçümünde, palamutluk ve zeytinlik vasfıyla davacı adına tespit edilerek kesinleştiği, 2003 yılında yapılan orman kadastro çalışmalarında taşınmazın ada röleve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 17.854,68 m2'lik kısmının orman sınırları içine alındığı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/1 inci maddesi gereğince ikinci kadastro ile yapılan tespit işleminin yok hükmünde ve bütün sonuçlarıyla geçersiz olduğu, arazi kadastrosu sırasında taşınmazın orman olduğunun tespit edilmesi hâlinde özel mülk olarak tescil edilemeyeceği, arazi kadastrosu kapsamında işleme tabî tutulmuş ve hakkında tutanak düzenlenen taşınmaz hakkında istisnaları dışında yeniden tutanak düzenlenemeyeceği, şayet arazi kadastrosu sırasında herhangi bir hata yapılmış ise bu hatanın düzeltilebilmesi için gerek orman idaresinin gerekse hazinenin süresiz dava açma hakkının zaten mevcut olduğu, dava yolu ile düzeltilebilecek bir yanlışlığın açılacak davanın tarafı olması gereken idari mercilerce tek taraflı olarak ve yeni bir idari işlemle düzeltme yoluna gidilmesinin mülkiyet hakkını ihlal edeceği ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı gerekçeleriyle davacının davasının kabulüne, dava konusu 162 parsel sayılı taşınmazın ada röleve krokisinde (A) ile gösterilen 17.854,68 m2'lik kısımla ilgili orman kadastro çalışmalarında yapılan orman sınırlandırılması işleminin 3402 sayılı Kanun'un 22/1 ve 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun (766 sayılı Kanun) 46 ncı maddeleri uyarınca ikinci kadastro olduğundan bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayıldığının tespitine karar verilmiş, hüküm davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 23.06.2015 tarihli ve 2015/170 Esas, 2015/6231 Karar sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 23.06.2015 tarihli ve 2015/170 Esas, 2015/6231 Karar Karar sayılı kararında özetle; " Orman kadastrosu ve genel arazi kadastrosu işlemlerinin, tabi oldukları kanun, hukukî konuları ve doğurdukları sonuç itibariyle birbirinden farklı olduğundan, genel kadastrodan sonra yapılan orman kadastrosunun 3402 sayılı Kanun'un 22/1 inci maddesi anlamında 2 inci kadastro olarak kabul edilemeyeceği, hal böyle olunca, somut olayda, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılıp 20.02.2014 tarihinde ilân edilen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamasının 1983 yılında yapılan genel arazi kadastrosuna karşı ikinci kadastro kabul edilemeyeceğinden işin esasına girilerek yöntemine uygun şekilde orman araştırması yapılıp sonucuna göre karar verilmesi " gereğine değinilmiştir. İlk Derece Mahkemesince önceki kararda direnilmesine karar verilmiş, direnme kararı davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 2017/(20)8-2389 Esas, 2021/801 Karar sayılı kararı ile direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 2017/(20)8-2389 Esas, 2021/801 Karar sayılı kararında özetle; " Dava konusu yerde arazi kadastrosunun 766 sayılı Kanun hükümlerine göre yapıldığı, tapulama teknisyeni, yardımcısı muhtar ve yerel bilirkişilerden oluşan ekibin il ve ilçelerin belediye sınırları dışında bulunan tescile tabi gayrimenkullerin tapulamasını yaptığı, tapulama tespitinin 1984 yılında kesinleştiği, orman kadastrosu çalışmalarına ise, 11.06.2003 tarihinde başlanıldığı, 24.02.2004 tarihinde sonuçlandırılıp 20.02.2014 tarihinde de ilan edildiği, bu tarihlerde 6831 sayılı Kanun'un 4999 sayılı Kanun'la değişik hükümlerinin yürürlükte olduğu, buna göre; devlet ormanlarının kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ve diğer ormanların Devlet ormanları ile müşterek sınırlarının tayin ve tesbitinin orman kadastro komisyonları tarafından yapılacağının belirtildiği (6831 sayılı Kanun m. 7), bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, arazi kadastrosundan sonra orman kadastrosu yapılması hâlinde, orman kadastrosunun ikinci kadastro sayılmayacağı, o hâlde mahkemece, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılıp 20.02.2014 tarihinde ilân edilen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamasının 1983 yılında yapılan genel arazi kadastrosuna karşı ikinci kadastro kabul edilemeyeceğinden işin esasına girilerek yöntemine uygun şekilde orman araştırması yapılıp sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyulmasının ardından yapılan yargılama sonunda, hükme esas alınan bilirkişi raporları uyarınca dava konusu taşınmazın orman sınırı içine alınan 17854,68 m2'lik kısmının 1953,1968 ve 1972 tarihli hava fotoğraflarında kuzeyindeki orman ile yaş, kapalılık ve tür olarak aynı bitki örtüsüne sahip olup bu ormanın devamı niteliğinde olduğunun tespit edildiği, hali hazırda da taşınmaz üzerinde kızılçam, meşe ve yabani zeytin ağaçlarının bulunduğu, kuzey yönündeki ve bitişiğindeki orman parseli ile yaş, tür ve cins olarak aynı bitki örtüsüne sahip olup, toprak muhafaza karakteri taşıdığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, bir aylık süre içinde açılan orman kadastrosuna itiraz niteliğindedir. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılıp 20.02.2014 tarihinde ilân edilerek kesinleşmeyen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 435,50 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 05.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.