Başvuru, başvurucuların hukuka aykırı bir şekilde yakalanmaları, yakalama işlemi sırasında kötü muameleye uğramaları ve bu suretle ifade özgürlüklerini kullanamamaları nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü haklarının ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, başvurucuların hukuka aykırı bir şekilde yakalanmaları, yakalama işlemi sırasında kötü muameleye uğramaları ve bu suretle ifade özgürlüklerini kullanamamaları nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü haklarının ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu Suat Eren’in başvurusu (2013/5429) 11/7/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla, başvurucu Kenan Çalış'ın başvurusu (2013/5388) 10/7/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla, Başvurucu Türkan Albay'ın başvurusu (2013/5431) 11/7/2013 tarihinde İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla,diğer başvurucuların başvurusu (2013/5387) 10/7/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2014 tarihinde 2013/5387 numaralı başvurunun,Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde 2013/5388 numaralı başvurunun, Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 20/10/2015 tarihinde 2013/5429 numaralı başvurunun, İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde 2013/5431 numaralı başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Birinci Bölüm tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. 2013/5387 numaralı başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 7/4/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı 20/4/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur. Yapılan incelemede; 2013/5388, 2013/5429, 2013/5431 sayılı başvuruların konu bakımından aynı nitelikte bulunmaları nedeniyle 2013/5387 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 11/6/2013 tarihinde saat 00 sıralarında İstanbul Adalet Sarayı C Blok -3 giriş katında bulunan kapalı alanda toplanan ve bir kısmının üzerinde avukat cübbesi bulunan içerisinde başvurucuların da bulunduğu elli altmış kişilik grubun alkışlar eşliğinde “her yer taksim her yer direniş, yaşasın mücadelemiz, kahrolsun faşizm polis dışarı” şeklinde slogan atmaya başlamaları üzerine başsavcı vekilinin talimatı ile şahısların gösterilerine devam etmeleri hâlinde eylemlerinden men edilmeleri ve müracaat savcısından talimat alınmasının bildirilmesi üzerine müracaat savcısı ile emniyet görevlileri arasında görüşme yapılmış, savcı tarafından şahısların eylemlerine son vermemeleri hâlinde yakalanarak haklarında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet suçundan işlem yapılması, kimlik tespiti ve doktor raporu alındıktan sonra serbest bırakılması talimatı verilmiştir. Başvurucular ise aynı nedenle bekleyen çok sayıdaki avukatla beraber gezi parkında bulunan müvekillerine yapılan hukuka aykırı ve orantısız soruşturma uygulamaları içinİstanbul Çağlayan Adliyesinin C Blok-3 giriş katında bulunan müracaat savcısı ile görüşme isteklerinin geri çevrilmesi üzerine görüşmeyi sağlamak için tepki göstermek amacıyla bekleme yaptıkları sırada polisin kendilerine müdahale ettiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca dağılmaları için uyarılmadan kendilerine müdahale edildiğini ileri sürmüşlerdir. Bakanlığa göre görevli emniyet güçlerince protesto eylemi yapan topluluğa yapılan gösterinin kanunsuz gösteri olduğu ve dağılmaları bildirilmiş ancak bu kişilerin eylemlerine devam etmeleri nedeniyle emniyet güçleri ve özel güvenlik personeli tarafından eylem yapan grup çember içerisine alınmıştır. Mukavemette ve müessir fiilde bulunan kırk dört şahıs 05'te yakalanmışlar ve zor kullanmak suretiyle polis otobüsüne bindirilmişlerdir. Başvurucularsaat 00 sıralarındaGüvenlik Şube Müdürlüğüne intikal ettirilmişlerdir. Söz konusu işleme tabi tutulan başvurucular, haklarında yakalama veya gözaltı kararı olup olmadığını öğrenmek için müracaatta bulunmuşlar ancak kendilerine bu konuda herhangi bir bilgi verilmemiştir. Bu durum başvurucular tarafından 11/6/2013 tarihinde saat 00'da tutanağa bağlanmıştır. Başvurucular, 12'den itibaren doktor muayenesinden geçirilmişlerdir. Yapılan muayenelerde başvurucuların kötü muamele gördüklerine ilişkin bir tespit yapılmamıştır. Başvurucular 11/6/2013 günü saat 45'te İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimliğinde yakalama kararına itiraz etmişler ve yakalama kararı ve soruşturma dosyasını istemişlerdir. Fakat Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı böyle bir yakalama kararı ve soruşturma dosyasının olmadığını belirtmiştir. Yürütülen soruşturmaya istinaden 11/6/2013 tarihinde Emniyet Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Başsavcılığından talimat istenmiş, Cumhuriyet Savcısı tarafından aynı gün saat 00'de Güvenlik Şube Müdürlüğünün talep yazısının altına dört başlık hâlinde yazılı talimat verilmiş ve açık kimlikleri tespit edilen şüphelilerin kimlik tespit işlemleri sonrası serbest bırakılmaları ile soruşturma konusu gelişmeler konusunda bilgi paylaşımı istenmiştir. Başvurucular 11/6/2013 günü saat 05 sıralarında serbest bırakılmışlardır. Salıverme işlemi tutanağa bağlanmıştır. Başvurucular hakkında gözaltına alma kararı verilmemiştir. 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan soruşturma devam ettiği sırada emniyetçe tutulan tutanak haricinde başkaca evrak bulunmaması ve bu tutanağın da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 12/6/2013 günü ibraz edilmesi üzerine 12/6/2013 günü 18'de 2013/84674 soruşturma numarası vermek suretiyle kayıt yapılmıştır. Soruşturma evrakı 17/6/2013 tarihinde başka bir Cumhuriyet Savcısı'na tevzi edilmiştir. Yakalama kararına ilişkin evraklar 3/7/2013 tarihinde İstanbul Asliye Mahkemesinden talep edilmiş ancak söz konusu talep ilgili Cumhuriyet Savcısı tarafından Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemi üzerinden iade edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu talep ile ilgili bir karar verilmemiştir. Yakalama talimatının, görevli Cumhuriyet Savcısı tarafından sözlü olarak verilmiş olduğu yazılı bir yakalama talimatının bulunmadığı anlaşılmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsvacılığının 8/6/2015tarihli ve2015/23859 sayılı iddianamesiyle başvurucular hakkında 2911 sayılı Kanun'un maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçtan kamu davası açılmıştır. Başvurucular hakkındaki dava, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/539 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama hâlen devam etmektedir. Başvurucular Suat Eren ve Türkan Albay 11/7/2013 tarihinde, diğer başvurucular 10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. BaşvuruculardanNilgün Şahinkaya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesine dayanarak tazminat davası açmış, İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi başvurucu hakkında açılan davanın kesinleşmediğigerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, karar temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 1/7/2015 tarihlive E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı kararında önceki kararlarına da atıf yaparak başvurucunun şikâyetlerine yönelik olarak mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu olmadığını zira bu taleplerin asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı talepler olmadığını belirterek bozma kararı vermiştir. Bozma kararı üzerine yargılama hâlen devam etmektedir.B. İlgili Hukuk 2911 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Değişik madde: 22/7/2010-6008 S.K/md.) Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere verilecek cezalar, dörtte bire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” 2911 sayılı Kanun’un Maddesi şöyledir:"Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere verilecek cezalar, dörttebire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. " 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan; a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü, b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını, ifade eder. Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir. Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur. Polis; a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir. Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir." 5271 sayılıKanun’un maddesi şöyledir:“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”