Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu yetki tespitinin ekindeki işyeri listesinde belirtilen 32 işyerinden 26'sının davalı Sendikanın kurulu bulunduğu işkolunda yer almadığı hâlde yetki tespitine dâhil edildiğinin görüldüğünü, söz konusu 26 işyerinin tamamının İşkolları Yönetmeliği'nin 13 sıra numaralı inşaat işkoluna girdiğinin NACE kodlarından açıkça anlaşıldığını, bu işyerlerinin farklı işkolunda olması dolayısıyla yetki tespitinde nazara alınmalarının mümkün olmadı…
Uyuşmazlık, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun) 41 ve devamı maddeleri kapsamında yetki tespitine itiraz istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Türk toplu iş hukukundaki normatif düzenlemelerde işkolu kavramı önemli bir yer tutmaktadır. 6356 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre, sendikalar kuruldukları işkolunda faaliyette bulunurlar. İşkolunun belirlenmesi konusunu düzenleyen 6356 sayılı Kanun'un 5. maddesine göre ise, işkolu tespiti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılacaktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılan tespit ile ilgili kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakip bu tespite karşı ilgililer, onbeş gün içinde dava açabilir. Belirtilen süre hak düşürücüdür. Yine aynı maddenin 2. fıkrasına göre de “Yeni bir toplu iş sözleşmesi için yetki süreci başlamış ise işkolu değişikliği tespiti bir sonraki dönem için geçerli olur. İşkolu tespit talebi ve buna ilişkin açılan davalar, yetki işlemlerinde ve yetki tespit davalarında bekletici neden sayılmaz.” İşkolları Yönetmeliği'nin “İşyerinin girdiği işkolunun belirlenmesi” başlıklı 4/1 hükmüne göre de “Bir işyerinin hangi işkoluna girdiği konusunda anlaşmazlık çıkması hâlinde, ilgililerin başvurusu üzerine, işkolu, o işyerinde yürütülen işin niteliğine göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirlenir. Bakanlık tespit ile ilgili kararını Resmî Gazete’de yayımlar. Bu tespite karşı ilgililer, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 5. maddesine göre kararın yayımından itibaren onbeş gün içinde dava açabilir.” 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun “İşyeri, işyerinin bildirilmesi, devri, intikali ve nakli” başlıklı 11/3 hükmünde yer alan düzenlemeye göre ise “İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini en geç sigortalı çalıştırmaya başladığı tarihte, Kuruma vermekle yükümlüdür.” Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin “İşyeri bildirgesi” başlıklı 27/1 hükmüne göre de “İşyerinde, Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi veya (c) bendi kapsamında sigortalı çalıştıran, sigortalı çalıştırılan bir işyerini devir alan ya da bu nitelikte işyeri kendisine intikal eden işveren, Kanun'un 11. maddesinde belirtilen sürelerde vermekle yükümlü olduğu ... işyeri bildirgesini Kuruma e-sigorta ile göndermek zorundadır.” Yönetmelik'in “İşyeri sicil numarası” başlıklı 28/1 hükmüne göre ise “Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince sigortalı çalıştırılan işyerine; Kurumca ‘Mahiyet kodu’, ‘İşkolu kodu’, ‘Ünite kodu’, ‘Sıra numarası’, ‘İl kodu’, ‘İlçe kodu’ ve ‘Kontrol numarası’nı ihtiva eden bir işyeri sicil numarası verilir ve bu numara işverene tebliğ edilir.” İşkolu kodu ise Yönetmelik'in 28/1-(b) hükmünde “yapılan işin Ek-12’de yer alan İşkolu Kodu Listesine göre hangi iş koluna girdiğini belirtmeye yönelik olup dört hane rakamdan ibarettir” şeklinde tanımlanmıştır. Bu noktada şu hususu belirtmek gerekir ki, Yönetmelik'in ilk hâlinde işkolu kodu “yapılan işin Kısa Vadeli Sigorta Kolları Prim Tarifesine göre hangi iş koluna girdiğini belirtmeye yönelik olup dört hane rakamdan ibarettir” şeklinde tanımlanmış iken, 21.08.2013 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklik ile tanım yukarıda belirtildiği şekilde değiştirilmiştir. Ayrıntılı olarak belirtilen mevzuat hükümlerine göre, öncelikle tescil aşamasında işyerinin yer aldığı işkolu ve işkolu kodu belirlenir ve işverene tebliğ edilir. İşyerinin tescil edildiği işkoluna, işverenin, sendikaların yahut ilgililerin itirazı olması durumunda, Bakanlığa müracaat edilmelidir. Bu aşamada Bakanlık tarafından yapılması gereken ise, işyerinin girdiği işkolunun tespit edilerek bu tespiti Resmî Gazete'de yayımlamaktan ibarettir. İlgililer tarafından itiraz vâki olmaz ise işkolu tespiti bu aşamada kesinleşir. Tarafların bu tespite de itirazı olması durumunda ise, işkolu tespit kararının iptali için dava açılmalıdır. Kuşkusuz bu ihtimalde yargı kararı ile işyerinin girdiği işkolu kesin olarak belirlenecektir. Bu noktada belirtmek gerekir ki, tescil aşamasında bir işyerinin girdiği işkolu tespit edildikten sonra, bu işkolu ancak yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen usule riayet ile değiştirilebilir. Bir başka ifadeyle, işyerinin tescil edildiği işkolu, idari başvuru yoluyla işkolu kodunun değiştirilmesi suretiyle değiştirilemez ve bu anlamda olmak üzere işkolu kodunun değiştirilmiş olması, işkolunun da buna bağlı olarak değişeceği sonucunu ortaya çıkarmaz. Bu hususlar yanında yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen usule riayet edilmeksizin ... tarafından da bir işyerinin dâhil olduğu işkolu resen değiştirilemez (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.05.2021 tarihli ve 2021/2201 Esas, 2021/9345 Karar sayılı kararı). Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını kanunun korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır. Bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hâllerinde, 4721 sayılı Kanun’un 2. maddesi uygulama alanı bulur ve olağanüstü bir imkân sağlar; haksızlığı düzeltici, kanundaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getirir ( İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 25.01.1984 tarihli ve 1983/3 Esas, 1984/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Diğer taraftan, kullanılan hak soyut değil somut olaylara dayanmalıdır. Eğer bir olayda, objektif iyiniyet kurallarına aykırılık varsa, burada hakkın kötüye kullanımı söz konusudur. Objektif iyiniyet kurallarını, her olayda geçerli kabul edilebilecek bir ölçü bulmak mümkün değildir. Hak sahibinin hakkını kullanmada iyi ya da kötüniyetli olduğunu saptamak kullananın iç dünyası ile ilgili olduğundan bunu belirlemek oldukça güçtür. Dolayısıyla her somut olayda, iyiniyet kurallarına aykırılığın olup olmadığının kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Kuşkusuz hakkın kötüye kullanımının söz konusu olması durumunda, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğundan, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı ve evrensel hukuk ilkeleri arasında yer alan hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı ilkesi iş hukuku alanında da göz önünde bulundurularak, varılacak sonuca göre karar verilmelidir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.02.2025 tarihli ve 2025/518 Esas, 2025/1790 Karar sayılı kararı). Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu ele alındığında; davacı işverence yetki tespitine konu 26 işyerinin inşaat işkolunda tescil edildiği, davalı Sendikanın ise metal işkolunda kurulu olduğu, söz konusu 26 işyerinin farklı işkolunda yer aldığından yetki tespitinde nazara alınmalarının mümkün olmadığı ve davalı Sendikanın yetkili olmadığı iddia edilmiş, İlk Derece Mahkemesince itiraza konu 26 işyerinin işkolu tarihçelerine göre kuruluşlarından itibaren metal işkolunda yer aldıkları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Öncelikle ... tarafından sunulan işkolu tarihçelerine göre tespit konusu 1410040.034 sicil numaralı işyeri dışındaki işyerlerinin (1307864.034, 1615456.035, 1276806.006, 1557966.035, 1152391.041, 1190087.042, 1231706.034, 1250337.034, 1314913.006, 1336394.006, 1501658.034, 1465330.034, 1201837.034, 1059540.025, 1472488.034, 1652060.035, 1465990.034, 1458903.034, 1622725.035, 1508537.035, 1134795.041, 1731823.035, 1466474.034, 1335814.034, 1438067.034, 1314982.006, 1078992.063, 1231145.034 sicil numaralı) davalı Sendikanın kurulu bulunduğu metal işkolu dışındaki işkollarında tescil edildiği ve yetki başvuru tarihine kadar işkoluna ilişkin herhangi bir itiraz ve başvuru bulunmadığı da gözetildiğinde, ... tarafından tescilden sonra yapılan işkolu değişikliği dikkate alınamayacağından, tespit konusu işyerlerinin yetki başvuru tarihi itibarıyla farklı işkolunda yer aldıkları ve dolayısıyla yetki tespitinde nazara alınmalarının mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Ancak dosya kapsamına göre davacı işveren tarafından Ümraniye Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürlüğüne 23.07.2020 kayıt tarihli dilekçe ile yapılan başvuruda; yetki tespitine konu işyerlerinden biri olan 1307864.034 sicil numaralı işyerinin NACE kodunun "Asansörlerin, yürüyen merdivenlerin, yürüyen yolların, otomatik ve döner kapıların bakım ve onarımı dâhil kurulum işleri" (43.29.01) olarak değiştirilmesinin istendiği, davacının talebi üzerine Kurum tarafından yapılan inceleme sonucunda işyerinin işkolu kodunun değiştirildiği ve buna bağlı olarak ... tarafından da işkolunun değiştirildiği anlaşılmıştır. Davacı işverence 23.07.2020 tarihli başvuruda işyerindeki faaliyetin davalı Sendikanın kurulu bulunduğu metal işkolunda yer aldığı iddia edildiği hâlde davalı Sendikanın yetkili olduğunun tespiti üzerine işyerinin farklı işkolunda faaliyet gösterdiği ve resen işkolu değişikliği yapılamayacağı ileri sürülerek bunun sonuçlarından faydalanmaya çalışılmasının dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, bu konuda davacı işverenin kötüniyetli olarak ve davalı Sendikanın yetki almasını engellemeye yönelik hareket ettiği, dürüstlük kuralı gereği korunmayacağından 1307864.034 sicil numaralı işyerinin de yetki başvuru tarihi itibarıyla metal işkolunda yer aldığı kabul edilmelidir. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında belirtmek gerekir ki, yetki başvuru tarihi itibarıyla davacı işveren Şirketin davalı Sendikanın kurulu bulunduğu metal işkolunda faaliyet gösteren yalnızca 1410040.034 ve 1307864.034 sicil numaralı iki işyeri bulunduğu, ... tarafından düzenlenen 25.04.2022 tarihli ve 121292 sayılı olumlu yetki tespit kararında belirtilen 1615456.035, 1276806.006, 1557966.035, 1152391.041, 1190087.042, 1231706.034, 1250337.034, 1314913.006, 1336394.006, 1501658.034, 1465330.034, 1201837.034, 1059540.025, 1472488.034, 1652060.035, 1465990.034, 1458903.034, 1622725.035, 1508537.035, 1134795.041, 1731823.035, 1466474.034, 1335814.034, 1438067.034, 1314982.006, 1078992.063, 1231145.034 sicil numaralı işyerlerinin farklı işkollarında yer aldıklarından anılan işletme toplu iş sözleşmesi yetki tespitinin kapsamında gösterilmeleri isabetli olmamıştır. Netice itibarıyla yetki tespit başvurusunun 1410040.034 ve 1307864.034 sicil numaralı işyerleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Yetki başvuru tarihine göre anılan işyerlerinde çalışan işçi sayısı 129, davalı Sendika üye sayısı ise 53 olduğundan davanın reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla isabetlidir. Bu noktada belirtmek gerekir ki ... tarafından düzenlenen 25.04.2022 tarihli ve 121292 sayılı olumlu yetki tespit kararı sadece 1410040.034 ve 1307864.034 sicil numaralı işyerlerini kapsayacağından, toplu görüşme sürecinin de bu çerçevede yürütülmesi gerektiği gözetilmelidir. Anılan gerekçelerle davanın reddedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi dosya içeriğine uygun düşmemiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması, 6100 sayılı Kanun’un 370/4 hükmü gereğidir.