Başvuru, velayet hakkı sahibi tarafından çocuğun isminin değiştirilmesi talebiyle açılan dava sonucunda verilen kabul kararının sonradan kaldırılması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, velayet hakkı sahibi tarafından çocuğun isminin değiştirilmesi talebiyle açılan dava sonucunda verilen kabul kararının sonradan kaldırılması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/12/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, H.Ş. isimli kişi ile 2007 yılında evlenmiştir. Bu evlilikten 2009 yılında Hüseyin ismini verdikleri bir erkek çocuk dünyaya gelmiştir. Başvurucu ile H.Ş., evlilik birliğinin sarsıldığı gerekçesiyle Kütahya Aile Mahkemesinin 10/3/2011 tarihli kararıyla boşanmıştır. Kararla birlikte müşterek çocuk Hüseyin'in velayeti annesi olan başvurucuya verilmiş ve çocuk ile baba H.Ş. arasında kişisel ilişki kurulmasına hükmedilmiştir. Söz konusu karar 30/6/2011 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, müşterek çocuğun isminin Umut olarak değiştirilmesi talebiyle21/7/2011 tarihinde Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesinde isim tashihi davası açmıştır. Velayet hakkı sahibi olduğunu belirten başvurucu dava dilekçesinde, doğduğu andan itibaren müşterek çocuğa Umut ismiyle seslendiklerini ve davanın haklı nedenlere dayandığını ileri sürmüştür. Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/9/2011 tarihli kararıyla davanın reddine hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde; müşterek çocuğa başvurucu tarafından Umut, baba H.Ş. tarafından Hüseyin şeklinde hitap edildiği ancak duruşma esnasında çocuğa Umut diye seslenildiğinde tepki vermediği, sesin geldiği tarafa bakmadığı belirtilmiştir. Hüseyin ismiyle seslenildiğinde ise çocuğun sesin geldiği yöne baktığı, bu nedenle çocuğun Hüseyin ismiyle bütünleştiğinin anlaşıldığı ifade edilmiştir. Kararda, çocuğun isminin değiştirilmesi talebi yönünden yasal koşulların oluşmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir. Temyiz edilmeyen karar kesinleşmiştir.Başvurucu, velayeti altında olduğunu belirttiği müşterek çocuğun isminin Umut olarak değiştirilmesi talebini yineleyerek aynı gerekçelerle 21/12/2012 tarihinde bir kez daha isim tashihi davası açmıştır. Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesinin 7/5/2013 tarihli kararıyla davanın kabulü ile müşterek çocuğun isminin Umut olarak tashih edilmesine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde; baba H.Ş. tarafından çocuğun isminin Hüseyin olarak nüfus kütüğüne kaydedildiği, buna rağmen çocuğun Umut şeklinde hitap edilerek büyütüldüğü ve kendisini Umut olarak tanıyıp bildiği ifade edilmiştir. Kararda, davalı Kütahya Nüfus Müdürlüğü (Nüfus Müdürlüğü) temsilcisi tarafından baba H.Ş.nin de beyanının alınması gerektiğine ilişkin savunma yapıldığı belirtilmiş ise de velayet hakkı sahibi olan başvurucunun çocuğun yasal temsilcisi konumunda olması nedeniyle tek başına dava açabileceği ifade edilerek anılan savunmaya itibar edilmemiştir. Temyiz edilmeyen karar kesinleşmiştir. Başvurucunun eski eşi ve müşterek çocuğun babası H.Ş., Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesinin 7/5/2013 tarihli isim tashihi davasının kabulüne ilişkin kararının kaldırılması talebiyle (isim düzeltilmesi talepli) başvurucuya ve Nüfus Müdürlüğüne karşı 6/12/2013 tarihinde Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde H.Ş.; başvurucunun kendisine haber vermeden ve haklı bir gerekçe olmadan müşterek çocuğun isminin değiştirilmesi talebiyle dava açtığını, söz konusu dava neticesinde çocuğun isminin Umut olarak değiştirilmesine karar verildiğini, taraf teşkilinin sağlanması amacıyla ilgili mahkeme tarafından da kendisine herhangi bir çağrıda bulunulmadığını ve tashih kararını sonradan öğrendiğini belirterek anılan kararın kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesinin 16/10/2014 tarihli kararıyla davanın kabulü ile müşterek çocuğun isminin Umut olarak değiştirilmesine ilişkin Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesinin 7/5/2013 tarihli kararının iptaline ve çocuğun isminin Hüseyin olarak nüfusa tescil edilmesine hükmedilmiştir. Başvurucunun davalı sıfatıyla katılımının sağlandığı dava sonunda verilen karar gerekçesinde, ismin değiştirilmesinden zarar gören kimsenin değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebileceği ve davaya dâhil edilmeyerek velayete ilişkin haklarını kullanması engellenen baba H.Ş.nin bu hususta itiraz hakkının bulunduğu belirtilmiştir. Kararda, H.Ş. tarafından yasal süresinde açılan ve haklı nedenlere dayanan söz konusu davanın -Yargıtay uygulaması da dikkate alınarak- kabulünün gerektiği ifade edilmiştir. Söz konusu karar (kapatılan) Yargıtay Hukuk Dairesinin 1/10/2015 tarihli kararıyla onanmıştır.Nihai karar 4/11/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu 3/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun "Adın değiştirilmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilân olunur.Ad değişmekle kişisel durum değişmez.Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir. "4721 sayılı Kanun'un "Velayet" başlıklı kısmında yer alan maddenin birinci fıkrası şöyledir:"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz."4721 sayılı Kanun'un "Velayet"başlıklı kısmında yer alan madde şöyledir:"Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir." 4721 sayılı Kanun'un "Velayet"başlıklı kısmında yer alan maddenin beşinci fıkrası şöyledir: "Çocuğun adını ana ve babası koyar." 4721 sayılı Kanun'un "Velayet"başlıklı kısmında yer alan maddenin birinci fıkrası şöyledir:"Ana ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler."25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun "Nüfus davaları " kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"a) Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır.b) Haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı konuya ilişkin düzeltme yapılması hâkimden istenebilir..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bununla birlikte Sözleşme’nin denetim organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesine temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar, bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu kapsamda dış dünya ile ilişki kurma noktasında son derece önemli olan isim hakkı da Sözleşme denetim organları tarafından ön ismi ve soy ismi kapsayacak şekilde maddenin güvence alanı içinde yorumlanmıştır. AİHM, Sözleşme’nin maddesinin isim ve soy ismi konusunda açık bir hüküm içermediğini belirtmekle beraber bunun kişinin kimliğinin ve aile bağlarının belirlenmesinde kullanılan bir araç olması nedeniyle belirli bir dereceye kadar diğer kişilerle ilişki kurmayı da içeren özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıyla ilgili olduğunu, bir kamu hukuku konusu olarak toplumun ve devletin isimlerin düzenlenmesi konusuyla ilgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve aile hayatı kavramlarından uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir (Burghartz/İsviçre, B. No: 16213/90, 22/2/1994, § 24; Stjerna/Finlandiya, B. No: 18131/91, 25/11/1994, § 37). Bu kapsamda isimleri üzerinde değişiklik yapılması hususunda ciddi nedenlere sahip olan kişilerin belirli şartlar altında bu imkâna sahip olması, Sözleşme’nin maddesinin koruma alanına girmektedir. Ancak AİHM'e göre nüfus bilgilerinin eksiksiz olarak kaydedilmesi, kimliğin belirlenmesi veya belli isimdeki kişilerin belli bir aile ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerektirdiği durumlarda isim değiştirme imkânına yasal birtakım sınırlamalar getirilmesi mümkündür (Stjerna/Finlandiya, § 39; Kemal Taşkın ve diğerleri/Türkiye, B. No: 30206/04…, 2/2/2010, § 48).