9. Hukuk Dairesi 2025/10143 E. , 2026/1104 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1400 E., 2025/1896 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/454 E., 2023/91 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından …
9. Hukuk Dairesi 2025/10143 E. , 2026/1104 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1400 E., 2025/1896 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/454 E., 2023/91 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait Cezayir'deki projelerinde mekanik formeni olarak çalıştığını, ücretinin 2.200,00 Euro olduğunu, davacının çalıştığı süre boyunca bayram ve genel tatil günleri de dâhil olmak üzere haftanın 7 günü 07.30-18.30 saatleri arasında çalıştığını, davacının işin yetişmesi için günlük çalışmaları dışında her gün saat 24.00'e kadar çalıştığını, davacının 2 haftada sadece 1 gün tatil yaptığını, davacıya fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; iş sözleşmesinin yasal haklarının ödenmek suretiyle feshedildiğini, davacıya tüm alacaklarının eksiksiz bir şekilde banka kanalı ile ödendiğini, davacının işe başlamadan önce her konuda bilgilendirildiği oryantasyon eğitimi sürecinden geçtiğini, davacının imzasına haiz yurt dışı çıkış yapan işçi bilgilendirme formunda görüleceği üzere ücretin her nevi çalışmasını karşıladığını, fazla çalışma, hafta tatili ve dinî bayram çalışmaları uygulaması ile buna dair ücret politikası belirlendiğini ve ilgili formda açıkça "fazla çalışma ücreti: yok" ibaresine yer verildiğini, yurtdışı Türkiye İş Kurumu onaylı yurt dışı iş sözleşmesinin eki niteliğinde belge olan davacı imzasını haiz yurt dışına çıkış yapan işçi bilgilendirme formu ile davacının yazılı muvafakatinin alındığının açık olduğunu, yıllık 270 saate kadar yapılan varsa fazla çalışmaların ücrete dâhil kabul edilmesinin zorunlu olduğunu, davacının imzasını haiz ibranameyle davalı Şirketi ibra ettiğini, hafta tatili yapmaksızın ve dinlenmeksizin fazla çalışma yaptığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bilirkişi raporuna dayanılarak davacının haftalık 30 saat fazla çalışma yaptığı, dinî bayramların 2 günü hariç ulusal bayram ve genel tatil günleri ile ayda iki hafta hafta tatili günlerinde çalıştığına ilişkin iddiasını ispatladığı ancak bu çalışmaların karşılığının ödenmediği gerekçesiyle %30 indirimle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki nitelendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı, davacının hizmet süresi ve ücret miktarı kabulünün dosya kapsamına uygun olduğu, dosyaya davacının çalışma gün ve saatlerini gösterir yazılı kayıt sunulmadığı, davacının fazla çalışma yaptığı ve ayda 2 hafta tatili gününde ve dinî bayramların 2 günü haricinde ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı hususlarının tanık beyanları ile kanıtlanmış olduğu, hesaplamaya esas alınan çalışma gün ve saatlerinde hata bulunmadığı, davalı vekilince davacının ücretinin yüksek olduğu bu nedenle yapılacak olan fazla çalışma ve diğer çalışmalarını kapsadığı ileri sürülmüş ise de fazla çalışma ücretinin ve diğer ücretlerin ücretin içinde olduğuna dair sözleşme hükmü bulunmadığı, faiz başlangıç tarihinin arabuluculuk son tutanak tarihinden itibaren hükmedilmesine hata bulunmadığı, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığı, dava konusu taleplerin dava tarihi itibarıyla zamanaşımına uğramadıkları gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davacının fazla çalışma ücretine hak kazanmayacağını, zira yurt dışı iş sözleşmesinin eki niteliğinde olan davacı imzasını haiz yurt dışı çıkış yapan işçi bilgilendirme formunda açıkça görüleceği üzere fazla çalışma alacağının olmadığını, fazla çalışmanın asıl ücrete dâhil olduğunun "fazla çalışma ücreti: yok" ibaresi ile kararlaştırıldığını, 270 saat kuralı nedeniyle ücretin 258,75 saate bölünerek hesaplama yapılması gerektiğini, 2. Salt davacı tanıklarının beyanlarına dayanılarak hesaplama yapılmasının açıkça hatalı olduğunu, zira yazılı delil niteliğini haiz ücret bordroları dosyada mevcutken, davacının talepleri ve davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilemeyeceğini, kaldı ki iddia ve kabul olunan çalışma saatlerinin ve çalışma şeklinin gerçeği yansıtmadığını, bir kişinin hafta tatili yapmaksızın çalışmasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, 3. Uygulanan indirim oranının yetersiz olduğunu, 4. Dava ve ıslah tarihinden faiz işletilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispat ve hesaplanması ile hükmedilen faize ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Taraflar arasında, hükmedilen dava konusu alacaklara işletilecek faizin başlangıç tarihi uyuşmazlık konusudur. Öncelikle ifade etmek gerekir ki muacceliyet en yalın anlatımıyla, ödeme zamanının gelmiş olmasıdır. Borcun ifâsı için bir vade öngörülmüşse kural olarak bu vadenin gelmesiyle muacceliyet oluşur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.10.2012 tarihli ve 2012/7-502 Esas, 2012/707 Karar sayılı kararı). Alacağın muaccel hâle gelmesi ile borçlunun temerrüde düşmesi farklı kavramlardır. Temerrüt alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hâle gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Bununla birlikte borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle ifa gününü belirlemişse bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2023 tarihli ve 2022/3-1269 Esas, 2023/1106 Karar sayılı kararı). Diğer yandan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 99. maddesine göre, ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. Öğretide 6098 sayılı Kanun'un 99. maddesinde geçen "vade tarihi" ifadesinin, borcun muaccel olacağı tarihi ifade ettiği, "ödeme gününde ödenmemesi" ifadesinden anlaşılması gerekenin de vade (muacceliyet) tarihi olduğu belirtilmektedir. Buna göre temerrüdün oluşması için ihtara gerek olmayan hâllerde; muacceliyet ile temerrüt, diğer koşullar da oluşmuşsa aynı anda doğar. Fakat temerrüt için ihtara gerek olan, ancak henüz ihtar olmadığı için temerrüdün oluşmadığı hâllerde, muacceliyet tarihi ile temerrüdün doğumu farklı tarihlerde gerçekleşmektedir (Serkan Ayan, "Yabancı Para Borçlarının İfası" https://dergipark.org.tr/tr/download/article-fil e/... 1, [Erişim Tarihi: 06.01.2025], s.511-570). 6098 sayılı Kanun'un 99. maddesi yabancı para borcunun ifasına yönelik olup yabancı para borcuna hükmedilecek faizin başlangıç tarihine ilişkin değildir. Yabancı para borcuna hangi faizin uygulanacağı 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un "Yabancı para borcunda faiz" kenar başlıklı 4/a hükmünde düzenlenmiş olup ilgili düzenlemede; "Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hâllerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır." kuralına yer verilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalara ve dosya kapsamına göre somut olayda; arabuluculuk son tutanak tarihi itibarıyla temerrüt oluşmuş olduğundan hükmedilecek faizin başlangıç tarihi, arabuluculuk son tutanak tarihidir. Buna rağmen Mahkemece hüküm altına alınan alacaklar yönünden hem arabuluculuk son tutanak tarihinden hem de vade (muacceliyet) tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması infazda tereddüte yol açacak mahiyette olduğundan hatalıdır. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. Davalı tarafın temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan "vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar" ibaresinin hükümden çıkartılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.