10. Hukuk Dairesi 2025/8954 E. , 2026/1731 K. "" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3487 E., 2025/203 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/386 E., 2024/88 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazır…
10. Hukuk Dairesi 2025/8954 E. , 2026/1731 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3487 E., 2025/203 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/386 E., 2024/88 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; sigortalının 17.02.2016 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının kaza günü sistemini bildiği makine başında çalışırken sürekli telefonla görüşme yaptığı, içeri ve dışarı giriş çıkış yaptığını, iş arkadaşlarının kendisini uyarmasına rağmen dikkatini işe vermediğini, bu nedenle makine üzerindeki güvenlik ayarını sağlayan parçayı sıkıştırmadığını, bu nedenle parmaklarının testereye değdiğini, ... tarafından davacının parmaklarının kesilmesi gerektiği hususunda bilgi verildiğini, davacıya acele olarak özel hastanede 20.000 TL'ye yakın para ödeyerek parmaklarının tamamının kesilmesinin önüne geçildiğini, ameliyat sonrası 2 yıl kadar davacının işine devam ettiğini, daha sonra malulen emekli olduğunu, % 27maluliyet oranının doğru olmadığını, Adli Tıp Kurumundan uzman raporu alınması gerektiğini, davacının kendi kusuru olduğunu, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; "Davanın ıslah edilen şekliyle kısmen kabulüne, 1- Tamamı 661.042,23 TL sürekli iş göremezlik tazminatının taleple bağlı kalınarak 298.302,31 TL'sinin iş kazası tarihi olan 17/02/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, 2- Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 17.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kaldırma kararından sonra Kuruma yazılan yazıya verilen cevap ekinde gönderilen dosyada davacıya 01.04.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığından gelirin yarıya düşürüldüğü, peşin sermaye değerinin yeniden belirlendiği, fiilen ödenen aylıkların bildirildiğinin belirtildiği, maddi tazminatın hesabında SGK’dan bağlanan gelirin ve yapılan ödemenin dikkate alınması gerektiği, bu hususta davanın yasal dayanağının 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55. maddesinin oluşturduğu, anılan maddede “destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verildiği, bu hüküm gözetilerek hesaplanan maddi tazminattan SGK tarafından bildiren ilk peşin sermaye değeri ve fiilen ödenen aylıkların düşülmesi gerekirken sonradan bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin düşülmesinin, yine kaldırma kararı gereğince geçici iş göremezlik ödemelerinin düşülmemesinin hatalı olduğu, kusur raporunun makine mühendisi olan iş güvenliği uzmanı bilirkişi heyetince düzenlendiği, belirlemelerinin ve Mahkemenin karara esas aldığı kusur oranlarının toplanan delillere göre kazanan oluş şekline uygun olduğu, SGK tarafından davalılar aleyhine açılan rücuan alacak davasında verilen Denizli 4.İş Mahkemesinin 2018/381 Esas, 2021/279 Karar sayılı kararıyla ilgili dosya UYAP sisteminden incelendiğinde, aynı kusur oranının karara esas alındığının görüldüğü, İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu ve Yüksek Sağlık Kurulu raporundaki gerekçeye göre davacının maluliyet oranı açısından tekrar araştırma yapılmasına gerek olmadığı, kusur durumu, maluliyet oranı, paranın alım gücündeki düşüşe göre hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete uygun olduğu, Mahkemenin ilk kararına karşı davacı vekilinin sadece hükmün infazında tereddüt olduğu gerekçesiyle istinaf kanun yoluna başvurduğu, davalılar vekili ve davacı vekilinin başvurusunun sadece yukarıda belirtilen gerekçelerle kabul edildiği, ilk karara esas alınan hesap raporunda belirlenen miktarı geçecek şekilde Mahkemenin gerekçesinde maddi tazminat miktarı belirleyip taleple bağlı kalınarak maddi tazminata hükmedilmesinin hatalı, kararın bu açıdan, yine davacı vekilinin talebi ile kararda ek kararla düzeltme yapılarak "davalıdan " ibaresi "davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline" şeklinde düzeltilmişse de, ek kararla hükmün düzeltilmesinin mümkün olmaması ve davacı vekili tarafından istinaf sebebi yapılması nedeniyle bu hususunda da düzeltilmesi gerektiği, Daire kararının hesaplama yöntemi dışındaki kaldırma gerekçesi olan "meslekte kazanma güç kaybı oranının %60’ın altında kaldığı durumlarda, sigortalının iş göremezlik oranına bağlı olarak emsallerine göre daha fazla çaba harcamak suretiyle de olsa, çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığına hak kazanması mümkün bulunduğundan, 60 yaş sonrası pasif dönem için zarar hesabı yapılmasına olanak bulunmadığı gözetilmelidir." belirlemesi Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin rücuan alacak davaları için belirlediği ilke olmakla birlikte özü tazminat hesaplamasına ilişkin olduğundan maddi tazminat davalarında da uygulanması gerektiği düşünülmüşse de, bu görüşten vazgeçilerek bugüne kadar süren uygulama gözetilerek 60 yaş sonrası için de hesap yapılabileceği kanaatine varıldığı, yine pasif dönemin davacıya yaşlılık aylığı bağlanan tarihten başlatılmamasının istinaf sebebi olmadığından değinilmekle yetinilmesi gerektiği, buna davacıya yaşlılık aylığı bağlanana kadar ödenen iş kazası geliri toplamanın 4721,37 TL, tekrar bağlanan iş kazası gelirinin ilk peşin sermaye değerinin 37.633,12 TL, ödenen geçici iş göremezlik ödeneği miktarının Kurum yazısına göre 4758 TL olduğu, davacının %20 kusuruna isabet eden kısım düşülüp hesaplanan 328.408,81 TL maddi tazminattan mahsup edildiğinde davacının talep edebileceği maddi tazminatın 290.718,82 TL olacağı anlaşıldığından taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, Davanın kısmen kabulü ile 1-290.718,82 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 17.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-40.000 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 17.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Pasif dönem zararının varlığı ile kabul edilerek bilirkişi raporunda hesaplanan 1.147.638,02 TL tazminata ilişkin fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilerek hüküm kurulması gerektiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefine karşı; Başkan vekili ... ile Üyeler ..., ... ve ...'nun oyları ve oy çokluğuyla, 19.02.2026 tarihinde karar verildi. KARŞI OY I. Temel Uyuşmazlık: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminata esas unsularını davacının istinaf etmemesi nedeni ile davalının istinafı nedeni ile kaldırılıp gönderilmesi üzerine tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınıp alınmayacağı, bu durumun davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. II. Karşı oy gerekçesi: 2. Belirtmek gerekir ki Sayın ...’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(, .../ , .../, ..., Hukuku, ... 2013. s: 2190).” 3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir. 4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, işlemiş devrenin en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 8. Belirtmek gerekir ki kaldırma veya bozma kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf istinaftan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret kaldırma ve bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı istinaf ve temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar istinaf veya temyiz nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak kaldırma veya bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Kaldı ki bilinen dönem dönem kural olarak kaza ile hükme esas alınan rapor tarihi arasındaki süreyi kapsamalı ve karar tarihine yakın tarihte rapor alınmalıdır. III. Sonuç: 9. Tazminatın asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki gerekçe yasal değldir. Zira kaldırma kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının isitnaf etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır. Kararın davacı temyizi yönünden bozulması gerekir. Çoğunluğun usulü müktesep hakkın gözetilmesi gerektiği yönündeki onama gerekçesine katılınmamıştır.