4. Hukuk Dairesi 2009/7625 E. , 2010/4157 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Gazete Dergi Basım Yay. San. ve Tic. AŞ ve diğerleri aleyhine 30/10/2007 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 05/03/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle…
**4. Hukuk Dairesi 2009/7625 E. , 2010/4157 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Gazete Dergi Basım Yay. San. ve Tic. AŞ ve diğerleri aleyhine 30/10/2007 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 05/03/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, taraflarca temyiz olunmuştur. Davacı, Sabah gazetenin 15/09/2007 günlü sayısında “eski karısı dava açmasın diye senet imzalatmış” başlığı ile yayınlanan haberde gerçeğe aykırı iddialarda bulunulduğunu, kızı ile ilgilenmeyen baba izlenimi yaratıldığını, kişilik haklarına saldırı oluşturan yayın nedeniyle davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmalarını istemiştir. Davalılar ise, yayının gerçek olduğunu, basın yoluyla hakaret nedeniyle yapılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, senedin davacı ve eşi arasındaki velayet davasında verilen kararda yer aldığını belirterek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Yerel mahkemece, davacı ile eşi arasında görülen nafaka davasına ilişkin dosya incelenmiş; tarafların anlaşması ile sonuçlanan dava dosyası içeriğinden davacının eşine senet imzalattığına ilişkin açıklama ve bilgi bulunmadığının, tarafların sulh sözleşmesi imzaladıklarının anlaşıldığı, yayının gerçek olmadığı gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Somut olayda davacının eşinden 31/05/1999 günü boşandığı; 2001/341 Esas sayılı dosyada, davacı ile eşi arasında velayet davasının görüldüğü bu davada davacının, küçüğün velayetini eşine bırakmasına karşılık, eşinin iştirak nafakası istemeyeceği, dava açmayacağı, dava açtığı takdirde davacıya ödeme günündeki kur üzerinden 10.000 $ tazminat ödeyeceğine ilişkin açıklamada bulunarak bunu imzaladıkları anlaşılmaktadır. Yayının yapıldığı sırada, eşinin nafaka davası açması üzerine davacının bu olguyu savunmasında belirttiği de bir gerçektir. Şu durumda yayında yer alan 'senet'ten kasıt edilen, taraflar arasında yapılan ve yayında geçen biçimdeki anlaşmadır ki bu anlaşma, taraflarca imzalanarak hukuken geçerli bir belge (senet) niteliği taşımaktadır. O halde, davacı ve eşi arasındaki nafaka davasında sunulan belgelere ve davacının boşandığı eşinin iddialarına uygun olan yayının görünürdeki gerçeğe uygun olduğunun kabulü gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olamayan gerekçeyle davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olmaları usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacının tüm, davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08/04/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.