T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/486 KARAR NO : 2026/188 DAVA : Tanıma Ve Tenfiz DAVA TARİHİ : 01/04/2016 KARAR TARİHİ : 25/02/2026 Mahkememizde görülmekte olan Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili ------. arasında ------ Cumhuriyeti'nde kurulan ticari ilişki ve faaliyet sonucu müvekkili şirketin alacağının ortaya çıktığını, ancak bu alacağın öde…
T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/486 KARAR NO : 2026/188 DAVA : Tanıma Ve Tenfiz DAVA TARİHİ : 01/04/2016 KARAR TARİHİ : 25/02/2026 Mahkememizde görülmekte olan Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili ------. arasında ------ Cumhuriyeti'nde kurulan ticari ilişki ve faaliyet sonucu müvekkili şirketin alacağının ortaya çıktığını, ancak bu alacağın ödenmemesi üzerine müvekkilinin ----- Cumhuriyeti yargı makamlarına başvurduğunu, bunun üzerine ------ Şehri Bölgelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda davalının davacıya ödemek zorunda olduğu meblağın 43.287.222.-Tenge tutarında ana borç, 1.000.000.-Tenge tutarında sözleşme cezası, 1.000.000.-Tenge tutarında yasal ceza ve 1.358.616.-Tenge tutarında devlet harcı olmak üzere 46.645.838.-Tenge olarak hesap edildiğini; bütün bu nedenlerle ------ Şehri Bölgelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin 2-6913-15 ve 25/06/2015-08-22 tarih ve sayılı olup 17/08/2015 tarihinde kesinleşmiş bulunan kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, ----- İhtisas Ekonomi Mahkemesi tarafından verilmiş olan kararın Türkiye ile ------ Cumhuriyeti arasında akdedilmiş 17/07/1997 tarih ve 4287 sayılı Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması hükümlerine göre tenfiz olanağının bulunmadığını, zira müvekkilinin usulüne uygun olarak davet edilmediğini veya hukuki ehliyetsizliği sebebiyle savunma veya muteber bir şekilde temsil edilme hakkından yoksun bırakıldığını, davanın kime, hangi adreste tebliğ edildiğinin, keza ---- mahkemesince verilen kararın kime ve hangi tarihte tebliğ edildiğinin belirsiz olduğunu; davalının gıyapta yargılandığını ve haksız bir karar oluşturulduğunu, kararın temyiz edilmesi için davalıya tebliğ edilmediğini ve karar temyize götürülememiş olduğu için kesinleşmiş olarak görünen kararın haksız bir şekilde oluşturulduğunu, tenfizi istenen kararın yargılamada savunma hakkının ihlal edilmiş olması, iddia ve savunmanın değerlendirilmemiş bulunması, gerekçede bunlara yer verilmemiş olması ve kesinleştirilmesinin Türk usul hukukuna ve MÖHUK’ta yer alan temel prensiplere aykırı olması nedeniyle Türk kamu düzenine ve MÖHUK’un ilgili maddelerine ve özellikle m.54’e açıkça aykırı olduğunu, bütün bu nedenlerle kararın Anayasa’ya, MÖHUK’a ve Türkiye Cumhuriyeti ile ------ arasındaki Anlaşmaya aykırı olduğunu, şartları oluşmayan tenfiz talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVANIN AŞAMALARI: Dava, ----- Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılmış olup, Mahkemenin 17/05/2016 tarih, ---- esas, ----- karar sayılı ilâmı ile görevsizlik kararı vermesi üzerine Mahkememize tevzi olunmuş ve ------ esasına kaydedilmiştir. DAVANIN VE ÇEKİŞMELİ KONULARIN TESPİTİ, DELİLLER, DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ NEDENLER VE SONUÇ: 1-Davanın ve çekişmeli konuların tespiti: Dava, yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizine ilişkindir. Davanın dayanağı 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 60-63. Maddeleridir. Dava ve cevap dilekçesine göre, taraflar arasında "ticari ilişki olduğu, davalının Mahkemede temsil edilmediği ve işbu davaya konu kararın verildiği" hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; A)Davanın görüldüğü ------ Şehri Bölgelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesi tarafından davalının Mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılıp çağrılmadığı, B)Türk Usul Hukuku'na göre davalının savunma hakkının ihlal edilip edilmediği, C)MÖHUK'nın 50. maddesi gereğince ---- Mahkemesi tarafından verilmiş olan kararın kesinleşmiş sayılıp sayılamayacağı, D)Kararın kesinleşmiş sayılması halinde tenfizine engel bir durum olup olmadığı noktalarında toplandığı tespit olunmuştur. 2-Hukuki açıklama: Yabancı mahkeme tarafından verilmiş olan bir ilam, Türkiye’de, münhasıran Türk hukukuna göre verilecek bir tenfiz kararı ile icra edilebilme kuvvetine sahip olabilir. Yabancı mahkemelerin hukuk davalarında verdikleri ve verildiği devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan mahkeme ilamlarının tenfizi hukukumuzda belirli koşullara bağlanmıştır. Bu koşullar 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50 ila 59.maddelerinde düzenlenmiştir. MÖHUK’taki bu düzenlemeden başka, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu çok taraflı veya ikili anlaşmalar aracılığıyla da yabancı mahkeme ilamlarının tenfizi konusunda bazı koşullar yürürlüğe konulmuş bulunmaktadır. Nitekim bu şekilde akdedilen milletlerarası anlaşmalar, milletlerarası özel hukukun kaynakları arasında yer almaktadır. Şu halde, tenfiz davasına konu bir yabancı mahkeme kararı söz konusu olduğunda, tenfiz incelemesi için iki kaynak bulunmaktadır. Bunlar; MÖHUK m.50 ila m.59 arasında yer verilmiş olan tenfize ilişkin hükümler ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yapmış olduğu ikili anlaşmalarda veya katıldığı çok taraflı anlaşmalarda yer alan tenfize ilişkin hükümlerdir. Buna göre, MÖHUK’un tenfize ilişkin hükümleri ile Türkiye Cumhuriyeti ve ---- arasında akdedilmiş bulunan “Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması”nın tenfize ilişkin hükümlerinin şu şekilde olduğu görülmektedir. a) MÖHUK’un Tenfize İlişkin Hükümleri: MÖHUK’un, yabancı mahkeme ilamlarının tenfizine ilişkin hükümleri (m.50 vd.) incelendiğinde, yabancı mahkemelerce hukuk davalarında verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesinin yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlandığı (m.50) ve tenfiz davasında yetkili mahkemenin ancak aşağıdaki şartların mevcudiyeti halinde tenfiz kararı verebileceğinin (m. 54) öngörüldüğü müşahade edilmektedir: aa) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşmanın yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması; bb) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmiş olmaması veya davalının itiraz etmesi şartıyla, davanın konusuyla ya da taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması; cc) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması; çç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut o yer kanunlarına aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması.Yabancı bir mahkeme kararının tenfizi için MÖHUK’ta yer verilen ve bulunması lazım gelen koşullar bu şekilde düzenlenmiştir. Bu koşullardan biri olan ve yukarıda (aa) numaralı bentte yer verilen karşılıklılık koşulunun, madde metninde de belirtildiği üzere, bir milletlerarası anlaşma ile de tesis edilmesi mümkün bulunmaktadır. Somut olayda bu koşul, ----- ile Türkiye arasında akdedilmiş olan “17/07/1997 tarih ve 4287 sayılı Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması”nın varlığı nedeniyle ayrı bir önem arz etmektedir. Zira, tenfiz konusunda hüküm içeren milletlerarası anlaşmaların en önemli özelliği; bu anlaşmaların karşılıklılık koşulunun varlığının kabul edilmesi bakımından her iki ülke mahkemelerinin mevcudiyetini aramak zorunda oldukları koşulları tespit ediyor olmalarıdır.MÖHUK’un 2.maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesinin “Hakim, yetkili yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların yardımını isteyebilir” şeklindeki hükmünü de ayrıca hatırlatmak gerekir. 3-Türkiye Cumhuriyeti ile ------ Arasında Akdedilen 17/07/1997 tarih ve 4287 sayılı Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Tenfiz Konusundaki Hükümleri: Yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin tabi olacağı şartlar ve usullere ilişkin olarak Türkiye Cumhuriyeti pek çok yabancı ülke ile ikili anlaşmalar yapmıştır. Bunlardan biri ve inceleme konusu tenfiz istemi bakımından önem arz edeni de, ------ Cumhuriyeti ile akdedilmiş olan ve 26/07/1997 tarihinde ------ Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması”dır. Bu Anlaşmanın konumuza ilişkin hükümleri aynen şu şekildedir: “Madde 22: TANIMA VE TENFİZ TALEBİ 1. Kararların tanınmasına ve tenfizine ilişkin talep, doğrudan doğruya talepte bulunulan ülkenin yetkili mahkemesine yapılacaktır. 2. Bu talebe şunlar eklenecektir: a) Kararın aslına uygun bir örneği. Bu örneğe, kararın geçerliliği ve infaz kabiliyeti bizzat karardan anlaşılamadığı takdirde, yetkili makamlar tarafından verilecek bir belge eklenecektir. b) Mahkemeye gelmeyen ve aleyhinde karar verilen tarafın, usulüne uygun olarak mahkemeye davet edildiğini ve hukukî ehliyetsizlik halinde mahkeme önünde gerektiği şekilde temsil edildiğini tevsik eden bir belge. c) Hakem kararının tanınması ve tenfızi için talepte bulunulması halinde, hakemlik yetkisini gösteren tahkim sözleşmesinin bir örneği. Madde 23: TANIMA VE TENFİZİN REDDİ 21 inci maddede belirtilen kararlar veya hakem kararları, talepte bulunulan mahkemelerce, aşağıdaki durumlarda tanınmayacak veya tenfiz edilmeyecektir : 1. Kararların veya hakem kararlarının talepte bulunan Âkit Tarafın mevzuatına göre, hukuken icra kabiliyetini haiz olmaması, 2. Talepte bulunan Âkit Tarafın adlî makamının, talepte bulunulan Âkit Tarafın mevzuatına göre, davaya bakma yetkisinin bulunmaması, 3. Kararların ittihaz olunduğu Âkit Tarafın kanunlarına göre, yargılamaya katılmayan ve veya hukukî ehliyetsizliği sebebiyle, savunma veya muteber bir şekilde temsil edilme hakkından yoksun bırakılmış olması, 4. Talepte bulunulan Âkit Tarafın hakem mercilerinin veya mahkemelerinin aynı anlaşmazlık konusu ile ilgili olarak, aynı taraflar arasında açılmış bulunan davada nihaî karar vermiş olmaları veya davaya bakmakta olmaları veya aynı anlaşmazlık konusunda üçüncü bir Devlet tarafından verilen nihaî karan tanımış olmaları. Madde 24: TANIMA VE TENFİZ USULLERİ 1. Kararların tanınması ve tenfızi, talepte bulunulan Âkit Tarafın mahkemelerince, kendi millî kanununun usullerine göre kararlaştırılacaktır. 2. Talepte bulunulan mahkeme, sadece İşbu Anlaşma hükümlerinde belirtilen şartların yerine getirilip getirilmediğim incelemekle yetinecektir. Madde 25: TANIMA VE TENFİZİN ETKİSİ Âkit Taraflardan birinin adlî makamlarınca verilmiş kararlar, diğer Âkit Tarafın mahkemeleri tarafından tanındıktan veya tenfiz edildikten sonra, bu sonuncu tarafın mahkemelerince verilmiş kararlarda olduğu gibi aynı etkiyi haiz olacaktır.” 4-Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hukuki nedenler ve sonuç: Davacı------yüce Mahkemeye başvurarak, ------ Şehri Bölgelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin 2-6913-15 ve 25/06/2015-08-22 tarih ve sayılı olup 17/08/2015 tarihinde kesinleşmiş bulunan kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı -----, tenfizi istenen kararın Türkiye ile ------- Cumhuriyeti arasında akdedilmiş 17/07/1997 tarih ve 4287 sayılı Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşmasının 23.maddesinin 3.bendine1, MÖHUK’un temel prensiplerine, hukuki dinlenilme ve savunma haklarına aykırı şekilde verildiğini savunmaktadır. ------- Şehri Bölgelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin tenfizi talep edilen ilamı, ilam özetinden anlaşılabildiği kadarıyla, belirli bir meblağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin olması nedeniyle icrai bir nitelik taşımaktadır. İcrai nitelikte olan bir yabancı mahkeme kararının ülkemizde icra edilebilmesi ise, bu mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından tenfizine karar verilmesiyle mümkün olabilir. Bu nedenle tenfiz kararı verilebilmesi için gerekli koşullarının oluşup oluşmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan dosya, ------- Kanunları konusunda uzman bilirkişi Prof. Dr. ------ tevdi edilmiş ve bilirkişiye kök ve ek raporlar düzenlettirilmek suretiyle uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmiştir. Davamıza konu ------- Şehri Bölgelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin tenfizi istenen ----- ve 25/06/2015-08-22 tarih ve sayılı gerekçeli kararı ve tercümesi dosyaya sunulmuştur. ------- Şehri İlçelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin 02/07/2015 tarih ve----- sayılı kararında, davanın “------- Cumhuriyeti Medeni Usul Kanununun 135.maddesinin 1.bölümü ile öngörülen düzende, davalı olmadan incelendi, davalıya mahkemenin bildiği son adrese mahkeme bildirisi gönderilmişti…” denmektedir. İcra Emri Belgesinin, bir kararın kabili icra olduğunu gösteren bir belge olduğu bilinen bir husustur. Sorun, bu belgenin bir nüshasının davalı borçluya da tebliğ edilmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır. Bu konuda ikili anlaşmada veya MÖHUK’da açık bir hüküm bulunmaması belirleyici değildir, çünkü ortaya çıkabilecek bütün ihtimallerin bu yasal düzenlemelerde öngörülüp tanımlanması mümkün değildir. Sorun da zaten buradadır. Davacı vekilinin yaptığı açıklamalara göre, bu belge, münhasıran davacı alacaklıya verilen bir belge olup kesinleşmiş ilamın cebren icra edilmesine imkan verdiği anlaşılmaktadır. Onun için, davayı kaybetmiş olan davalı borçluya tebliğ edilmesine gerek olmadığı, davalı borçlunun davayı kaybettiği için ilam konusu alacağı ödemek mecburiyetinde olduğunu ve ilamın gerektiğinde zorla yerine getirileceğini bildiği düşünülebilir. Ama, tabii bu sonuca varabilmek için, davalının, aleyhine açılmış olan davadan haberdar edilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca, ------- Şehri İlçelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin 18/08/2015 tarihli yazısından, söz konusu “İcra Emre Belgesi’nin bilgi için davalıya gönderildiği belirtilmekte, ancak davalının bu belgeyi alıp almadığı, aldı ise ne zaman aldığı konusunda bir açıklama bulunmamaktadır. ------- Cumhuriyeti Medeni Usul Kanununun kararda atıf yapılan, “Davalının yerinin belirsizliği ve davalının aranması” başlıklı 135.maddesinin birinci bendinin Türkçe çevirisi davacı tarafından sunulmuş olup, bilirkişi tarafından da çevirinin doğru olduğu teyit edilmiştir. Buna göre anılan 135. Maddenin birinci bendi; “1.Davalının bulunduğu gerçek adresin belirsizliği veya tespit edilememesi durumunda mahkeme tebligatı veya davet belgesini, konut bakım kuruluşuna, yerel yönetim organına veya ilgili yürütme organına veya işyeri yönetimine teslim edilir ve alındığına dair belge mahkemeye ulaştığında mahkeme dava incelemesine başlar.” şeklindedir. Davalının nerede bulunduğunun bilinmediği durumlarda, tebligatı alan konut bakım kuruluşu, yerel yönetim organı veya ilgili yürütme organı veya işyeri yönetiminin ne yapacağı belli değildir. Bu konuda, ----- Medeni Usul Kanununun gerçek kişilere tebligat yapılmasına ilişkin olan 132.maddesinin 2.fıkrası kıyasen uygulanacaktır ki, bu maddeden, tebligatı teslim alan kişinin ilk fırsatta geciktirmeden onu ilgili kişiye teslim etmek zorunda olduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf, gerekçeli kararda davalının bilinen son adresine mahkeme bildirisinin gönderildiğinin söylenmesinin tebligatın usulüne uygun olarak yapıldığını kabul etmek için yeterli olduğunu iddia etmiştir. Bu iddiaya ilişkin olarak Türk Devletler Özel Hukukunun büyük isimlerinden Prof.Dr.-----"Milletlerarası Usul Hukuku" isimli ders kitabının "------ baskısının 171. Sayfasında "no 415" vd. Maddesinde aynen “Prensip olarak her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular. Bu sebeple yabancı mahkemenin tatbik ettiği usulün Türk usul hukukundan farklı olması, Türk kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir…Eğer yabancı mahkeme kararı, Türk hukuk anlayışına göre normal bir hukuk devletinde olabilecek bir usul düzeninden…farklı, adil yargılama ilkelerini ihlal edici nitelikte bir usul içerisinde verilmiş ise, Türk kamu düzeninin müdahalesiyle redde uğrayabilir. Özellikle, taraflara yeterli derecede kendilerini savunma imkanı vermeyen bir usul sistemi içinde verilmiş yabancı bir mahkeme kararı için bu red söz konusu olabilir…. Kendisine karşı tenfiz istenen kişi, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş veya usulüne aykırı şekilde gıyapta hüküm verilmiş ise, savunma hakkının ihlal edilmiş olabileceği kabul edilmektedir. Sayılan bu usuli işlemlerin usulüne uygun yapılmamış olması, yabancı mahkeme kararının tenfizinin reddi için yeterlidir. …Savunma hakkına etkili bu gibi usuli işlemlerin, usulüne uygun şekilde yapılmış olup olmadığı, hükmü veren mahkemenin hukukuna göre tesbit edilir…Bununla beraber, savunma hakkını etkileyen ve Kanunda sayılan (m.54 ç) bu usuli işlemlerin veya yabancı mahkemece uygulanan diğer usuli işlemlerin, -ister usulüne uygun yapılsın isterse yapılmasın-, Türk usul hukuku anlayışına göre savunma hakkını ihlal ettiği tenfiz hakimince tesbit edilirse, bu sefer Türk kamu düzenine aykırılığın meydana gelebileceği (m.54 c) ve bu sebeple…hakim tarafından re’sen dikkate alınarak tenfiz talebinin reddine gidilebileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Yabancı mahkemenin hukukuna uygun olsa dahi, mesela aleyhine karar alınmış olan davalıya karşı ilan yoluyla yapılmış bir tebligat, ‘savunma hakkını ihlal’ edebilecek bir işlem olarak görülebilir…” şeklinde açıklama yapılmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde gerekçeli kararda davalının bilinen son adresine dava dilekçesinin mahkeme tarafından gönderildiğinin söylenmesinin tebligatın usulüne uygun olarak yapıldığını kabul etmek için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu açıdan bakıldığında, davacının dosyaya ibraz ettiği ve her ikisi de ----- Şehri Bölgelerarası Ekonomi İhtisas Dairesi tarafından düzenlenmiş olup, ekinde dava dilekçesi ve dava dilekçesi eki belgelerin kopyalarını içeren iki adet Mahkeme Davet’inin davalıya tebliğ edilemediği görülmektedir. ------- adresinde gerçekleştirilen denetime ilişkin 19/06/2015 ve 22/06/2015 tarihli “Adres Sahibinin (Davalının) Bulunma Yeri Denetim TUTANAĞI (DENETİM SONUCU BELGESİ”nde de, aynen şu ifade mevcuttur: “Yukarıda belirtilen adreslerde -------. bulunmamaktadır”. Bunun üzerine - Medeni Usul Kanununun yukarıda belirtilen 135.maddesinin 1.bendi uyarınca tebligatın “konut bakım kuruluşuna, yerel yönetim organına veya ilgili yürütme organına veya işyeri yönetimine teslim edilmesi” gerekmekle birlikte, buna ilişkin belge sunulmamıştır. Tebligat, bu kuruluşlardan biri tarafından alınmışsa, tebligatın sonraki akıbetinin ne olduğu da belli değildir. Kaldı ki, ---- Medeni Usul Kanununun 135 ve 132.maddelerinde öngörülen bütün prosedür eksiksiz yerine getirilmiş olsa dahi, davalı şirketin veya temsilcisinin hiçbir belgede imzası bulunmadığına göre, onun dava hakkında bilgi sahibi olmadığı açıkça bellidir. Öte yandan, her ne kadar ----- Şehri Bölgelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin kısa kararında ve “Tanımlama” (maddi hataların düzeltilmesi) kararında, kararın “17/08/2015 tarihinde kesinleşerek yasal yürürlüğe girdiği” belirtilmekte ise de, kararın davalıya nasıl tebliğ edildiği konusunda bir açıklama bulunmamaktadır. Bu durum ise davalının kanun yollarına başvuru hakkını kullanma imkanına kavuşup kavuşmadığı yönünden belirsizlik yaratmaktadır. Bu bağlamda, ------ Hukukunda Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi başlıklı yüksek lisans tezinin (----- tebligat konusundaki açıklamaları şu şekildedir: “…Tebligat ilgili kişiye posta yoluyla yapıldığında tebligatın gönderildiğine dair mazbatanın dâva dosyasında bulunması, ilgili kişinin usûlüne uygun mahkemeye davet edildiğinin ispatında yeterli değildir. Bu nedenle, posta yolu ile muhataba tebliğ ve davetiyenin ona teslim edildiği tespit edilmelidir. Bu husus önem taşımaktadır, zira dosyada muhataba usûlüne uygun tebligat yapıldığına dair belgenin bulunmaması, ilgili kişilere tebligatın gönderilmesine ilişkin kanunî gerekliliklerin yerine getirilmediğini, böylece mahkemeye katılacak kişilerin anayasal haklarının ihlâl edildiğini ifade eder…MUK’un 423.maddesinin üçüncü fıkrasında usul işlemlerinin yerine getirilmesi için ------ mahkemelerinin yabancı devletlerdeki mahkemelere istinabe talebinde bulunabileceği düzenlenmektedir. Yurtdışında bulunan kişilere de tebligatın gönderilmesi istinabe yoluyla gerçekleşir. Devletlerin istinabe taleplerini karşılıklı yerine getirme yükümlülüğü genelde ülkelerin imzaladığı uluslararası iki ve çok taraflı anlaşmalarda düzenlenir. ---- taraf olduğu istinabe taleplerinin gönderilmesini düzenleyen iki ve çok taraflı anlaşmalar mevcuttur. Bunlardan biri, yabancı devletlerde bulunan kişilere hukukî veya ticarî konulardaki belgelerin tebliğini düzenleyen 1954 tarihli Hukuk Usûlüne Dair La Haye Sözleşmesidir…Bununla beraber ----- ve Türkiye arasında imzalanan Hukukî Konularda Adlî Yardımlaşma Anlaşmasının kapsamına âkit devletlerin ülkesinde bulunan ilgili kişilere, adlî belgelerin gönderilmesi ve tebliğ edilmesi de girmektedir. Anlaşmanın 11. maddesi uyarınca, âkit devletler, diğer âkit devlet ülkesinde bulunan vatandaşların, diğer devletin kanunlarını ihlâl etmemek ve hiçbir zorlayıcı tedbir alınmasını gerektirmemek şartıyla, diplomatik veya konsüler temsilcilikleri aracılığıyla, tebligatta bulunabilir ve delil toplayabilir. Anlaşmanın 18. maddesi gereği âkit devletler, talep üzerine karşılıklı olarak belgeleri tebliğ etmek ve delil sağlamakla yükümlü kılınmıştır. Diğer ifadeyle, âkit devletlerde bulunan kimselere tebligatın diplomatik veya konsüler temsilcilikleri aracılığıyla yapılacağı düzenlenmektedir. ..” (s.21, 27,28,29). Taraflar arasındaki Hizmet Sunum Sözleşmesi 13 Kasım 2005 tarihinde imzalanmış ve ----- dava ise, neredeyse 10 yıl sonra, 2015 yılında açılmış olduğuna göre, davacı, davalı şirketin ----- bulunmadığını bilmesi gerekmektedir. Nitekim ------ Mahkemesi de, “Davacının ihlal edildiği haklarını savunmak için hemen mahkemeye başvurabilirdi, fakat bunu yapmadığı"nı belirterek gecikme cezası tutarını indirime tabi tutmuştur. Ancak ---- mahkemesince yapılan bu belirlemeye rağmen, La Haye Sözleşmesi veya Türkiye ile ------ arasındaki ikili anlaşmadan yararlanarak tebligat yapma cihetine gitmesi çok mümkünken Mahkemece bu şekilde tebligat yapılmamıştır. Bu durumda MÖHUK'nın 50. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan söz edilemeyeceğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar, davacı vekili, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, tebligatın geçerli olduğunu savunmuş ise de ve ---- Şehri İlçelerarası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin 02/07/2015 tarih ve ----sayılı kararında, davanın “------ Cumhuriyeti Medeni Usul Kanununun 135.maddesinin 1.bölümü ile öngörülen düzende, davalı olmadan incelendi, davalıya mahkemenin bildiği son adrese mahkeme bildirisi gönderilmişti…” denmekte, ------ Medeni Usul Kanununun 135.maddesinin 1.fıkrasında da, “Davalının bulunduğu gerçek adresin belirsizliği veya tespit edilememesi durumunda Mahkeme tebligatı veya davet belgesini, konut bakım kuruluşuna, yerel yönetim organına veya ilgili yürütme organına veya işyeri yönetimine teslim edilir ve alındığına dair belge Mahkemeye ulaştığında Mahkeme dava incelemesine başlar”. Denmekte ise de, Mahkememizce Prof. Dr.------- adı geçen eserde açıkça ifade ettiği gibi, isteme konu Türk hukuk anlayışına göre normal bir hukuk devletinde olabilecek bir usul düzeninden farklı, adil yargılama ilkelerini ihlal edici nitelikte bir usul içerisinde verilmiş olarak kabul edilmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere, davalı şirketin dava tarihinden çok önce ------- ayrıldığı gerek davacının, gerekse Mahkeme'nin kabulündedir. Her iki ülke arasında ikili anlaşma olduğu gibi, La Haye Sözleşmesi uyarınca da davalı şirketin Türkiye'de bulunan adresine kolaylıkla tebligat yapılabileceği halde, Mahkemece bu husus yerine getirilmemiş ve ısrarla davalının terketiği herkes tarafından bilinen ----- adresine tebligat yapılmaya devam edilmiş, tabiatıyla da davalıya hiçbir şekilde fiili tebligat yapılmamıştır. Mahkememizce yukarıda belirtildiği üzere, ----- Mahkemesi'nin tebligatın yapılmış sayıldığına dair usule ilişkin kararı ------- Medeni Usul Hukuku'na göre doğru kabul edilse bile(ki karar davalı tarafından istinaf veya temyiz edilemediğinden üst mahkeme tarafından tebligatın geçerli sayılıp sayılmayacağı bilinmemektedir.) Türk hukuk anlayışına göre normal bir hukuk devletinde olabilecek bir usul düzeninden farklı, adil yargılama ilkelerini ihlal edici nitelikte bir usul içerisinde verilmiş olarak kabul edilmiştir ve bu nedenle MÖHUK'nin 2/1 ve 50. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan söz edilemeyeceğinden davanın reddine ilişkin mahkememizce verilen 12/07/2019 tarih ve ------ Karar sayılı kararı davacı vekili tarafından istinaf edilmekle ------ Bölge Adliye Mahkemesi ----- Hukuk Dairesi'nin 05.10.2023 tarih ve -------. sayılı ilamıyla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, istinaf kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay ---- Hukuk Dairesi'nin 18.02.2025 tarih ve -------Karar sayılı ilamıyla "B. Değerlendirme ve Sonuç Uyuşmazlık; yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. Yabancı mahkemelerdeki hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve kesinleşmiş ilamlar hakkında, yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesi uyarınca, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gereklidir. Kanunda kamu düzeni kavramının zamana ve yere göre değişebilen niteliği gereği bir tanımlama yapılmaktan kaçınılmış ve konunun hakimin takdirine bırakılması tercih edilmiş, ancak kamu düzenine aykırılığın “açıkça” olmasının aranmasıyla bu konuda takdir hakkı bulunan hakime bir sınırlama getirilmek istenmiştir. Bu düzenleme, Türk tenfiz hukukunda, kamu düzeni kavramının izin verdiği ölçüde, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi lehine bir eğilimin bulunduğunu göstermektedir. Doktrinde de bu konuda hakime yardımcı olması bakımından bazı kriterler verilmiştir. Buna göre örneğin, Türk tenfiz hakimi “kural olarak” yabancı mahkeme kararının doğruluğunu inceleyemez (revision au fond yasağı). Zira aksinin kabulü, aynı davanın Türk Mahkemesinde tekrar görülmesi ve yeni bir Türk Mahkemesi kararının ortaya çıkması sonucunu doğurur. Ancak örneğin, Türk hukukunun vazgeçilmez kabul ettiği temel prensiplerini ihlal eden veya milletlerarası alanda geçerli olan ortak ilkelere aykırı bulunan yabancı mahkeme kararları tenfiz edilemez. Tenfiz hakimi takdir hakkını kullanırken, her somut olayın kendine mahsus özelliklerini de dikkate almalıdır. Kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlali ise kamu düzenine aykırılıktan bağımsız bir tenfiz engeli olarak, 54/ç maddesinde düzenlenmiştir. MÖHUK'nın 54/1-ç maddesinde "O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması" nın tenfiz şartı olduğu hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca Türkiye ile ------- arasındaki İkili Anlaşma 22/2-b maddesi uyarınca; mahkemeye gelmeyen ve aleyhinde karar verilen tarafın, usulüne uygun olarak mahkemeye davet edildiğini ve hukuki ehliyetsizlik halinde mahkeme önünde gerektiği şekilde temsil edildiğini tevsik eden bir belgenin tenfiz dosyasına ibraz edilmesi gerekmektedir. Aynı anlaşmanın 23/3. maddesinde ise; kararların ittihaz olunduğu akit tarafın kanunlarına göre, yargılamaya katılmayan ve aleyhinde karar verilen tarafın, usulüne uygun olarak davet edilmemiş olması veya hukuki ehliyetsizliği sebebiyle, savunma veya muteber bir şekilde temsil edilme hakkından yoksun bırakılmış olması tenfiz talebinin reddini gerektirmektedir. Açıklanan sebeplerle mahkemece, ilk olarak yabancı mahkemenin hukuk yargılamasında davalının savunma hakkının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gereklidir. Somut olayda, yabancı mahkeme tarafından davalı adına çıkarılan dava dilekçesi ve duruşma davetinin; ------ Medeni Usul Kanunu'nun 135/1. maddesi uyarınca, adres belirsizliğine dayalı olarak, işyeri yönetimine teslim edildiği, yargılama neticesinde verilen kararın ise yine aynı yöntem ile davalıya bildirilmiş olduğu kabul edilerek hükmün kesinleştirildiği ancak kararın bahsi geçen işyeri yönetimine teslime ilişkin olarak dosyaya yalnızca imzasız/onaysız posta irsaliye örneğinin sunulduğu görülmüştür. Yabancı mahkemece davalı adresinin belirsiz olduğu sonucuna ne şekilde varıldığı ise dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Bu durumda tenfiz mahkemesince; davalı şirketin ---- şehrindeki temsilci ofis yahut şubesini kurar iken Adalet Bakanlığı ------- Yerel Dairesine bildirilen ya da ilgili ticaret siciline tescil edilen adresinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir. Yargılamaya ilişkin evrakların gönderildiği adresin ------ Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı ------ Yerel Dairesine ya da ------ Şehri Ticaret Siciline bildirilen adres olduğunun anlaşılması halinde, gerekçeli kararın bu adrese teslimine ilişkin posta irsaliyesinin yetkili makamlarca onaylanmış bir nüshasının ibraz edilmesi koşuluyla davanın kabulüne, bahsi geçen makamlarca bildirimlerin yapıldığı adresten başkaca bir adres bulunduğunun belirtilmesi yahut karar evrakının davalıya teslimine dair posta irsaliyesinin onaylanmış bir nüshasının ibraz edilememesi halinde ise tenfiz isteminin şimdiki gibi reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dairemizdeki duruşmada vekille temsil olunan davacı yararına takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin, davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi." gerekçesiyle bozularak mahkememize gelmiş ve yeni bir esasa kaydı yapılarak bozma ilamına uyulmuş ve açık yargılama yapılmıştır.Davacı vekilinden yargıtay bozma ilamında belirtilen belgelerin apostilli ve noter tercümeli şekilde sunulması istenilmiştir. Davacı vekilinin sunduğu belgeler incelendiğinde; ----- bilgi sisteminden elde edilen ----- Devlet Şirketi ----- elektronik dijital imzasıyla imzalanan veri belgesinde davalı şirketin adresinin "-----olduğu, ------ Şehri Bölgelerarası İhtisas Ekonomik Mahkemesi'nden elde edilen 08.01.2026 ve 22.01.2026 tarihli yazılarda No----- sayılı sivil dava dosyasının 25 Haziran 2015 tarihli hükmünün davalı ---- Şirketi'nin resmi adresine, ---- koduyla, 02/07/2015 günü çıkış kayıt no------ sayı altında posta kuryesiyle gönderildiği, mahkeme karar hükmünün davalı tarafından resmi adresine tebligat yapılması nedeniyle alındı sayıldığı, dolayısıyla kararın 17 Ağustos 2015 günü yasal gücünü kazanmış olup kesinleşmeye ilişkin bu durumun mahkemenin özel kaşesi ile işaretlendiğinin bildirildiği görülmüştür. HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE : Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un Tenfiz kararı başlıklı 50 nci maddesi "(1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. (2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.", Tenfiz şartları başlıklı 54 ncü maddesi "(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması." ve Tebliğ ve itiraz başlıklı 55 nci maddesi "(1) Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizi de aynı hükme tâbidir. Hasımsız ihtilâfsız kaza kararlarında tebliğ hükmü uygulanmaz. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır. (2) Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir." hükmünü düzenlemiştir. Tenfiz kararı verilebilmesinin koşulları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma bulunması, ilâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması ve hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması olup yukarıdaki şartların tümünün gerçekleştiği, davacı tarafın sunduğu belgelerden davalı şirketin resmi adresinin ------ adresi olduğu, yine ------ Şehri Bölgelerarası İhtisas Ekonomik Mahkemesi'nin 08.01.2026 ve 22.01.2026 tarihli yazılarıyla hükmün bu adrese ---- koduyla, 02/07/2015 günü çıkış kayıt no.-------- sayı altında posta kuryesiyle gönderildiği, adres davalı şirketin resmi adresi olduğundan tebligatın alındı sayıldığı, kararın mahkemece kesinleştirildiği ve mahkemenin özel kaşesiyle kaşelendiği bildirildiğinden tenfize konu hükmün ------- hukukuna göre usulüne uygun davalıya tebliğ edildiği anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davanın KABULÜ ile, 1------ Bölgelerarası İhtisas Ekonomik Mahkemesi'ninin No:------- sayılı 25 Haziran 2015 tarihli hükmünün TENFİZİNE, 2- 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilâm harcının peşin alınan 29,20 TL ve 6.534,74 TL harç toplamı 6.563,94 TL'den mahsubuyla fazla alınan 5.831,94 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 3- Davacı tarafça yapılan 29,20 TL başvurma harcı, 732,00 TL peşin harç ile 3.355,00 TL posta ve bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 4.116,20 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4- Davalı tarafından yapılan masrafın üzerinde bırakılmasına, 5- Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 45.000,00 TL maktû vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6- Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde YARGITAY TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.