12. Ceza Dairesi 2020/9647 E. , 2023/2972 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/318 E 2016/113 K SUÇ : 2863 sayılı Kanuna muhalefet HÜKÜM : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, kar…
**12. Ceza Dairesi 2020/9647 E. , 2023/2972 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/318 E 2016/113 K SUÇ : 2863 sayılı Kanuna muhalefet HÜKÜM : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Alanya 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.02.2016 tarihli ve 2015/318 Esas, 2016/113 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca ayrı ayrı beraat kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz isteği; 1-Eksik inceleme ile karar verildiğine, 2-Verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, 3-Diğer temyiz sebeplerine ilişkin. III. OLAY VE OLGULAR A.Yerel Mahkemenin Kabulü İddia, savunma ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar davaya konu yer olan Alanya Elikesik Mahallesi Arı Kalesi Mevkii içerisinde kalan alanda, 2863 sayılı Yasaya aykırı olarak antik yapılara kayma tehlikesi yaratabilecek şekilde fiziki müdahalede bulunulduğundan bahisle sanıklar hakkında kamu davası açılmış ise de, davaya konu yerin sanık ...'a 10/03/2015 tarihinde satışının yapıldığı, Milli Emlak Müdürlüğünün cevabi yazısından davaya konu yere ilişkin olarak Müze Müdürlüğünün 27/04/2015 tarihli yazısı ile sit alanına çevrildiği, sanık ...'in satın alımında ve sanıkların kullanmaya başlamalarından sonra yapılan sit alanına çevirme işleminin bizzat sanıklara usulünce tebliğinin yapılmadığı, sadece taşınmaz mahallinde ilan yapılmakla yetinildiği, taşınmazların tapu kaydında sit alanı içerisinde kaldığına dair yargılamanın yapıldığı sırada bile herhangi bir şerhin bulunmadığı, taşınmazların bu hali ile başkaca şahıslara satılabileceği satılması halinde yeni edinecek olan maliklerin kayden bu alanın sit olduğuna dair bilgilerinin bulunmayacağı, sanıkların satın alırken her hangi bir şerh bulunmadan satın aldıkları bu yer üzerinde yapmış oldukları fiziki müdahalelerin tamamen kullanıma ilişkin olduğu tarihi eserlere zarar verme ve müdahale kapsamında olmadığı, zaten sanıkların soruşturma başlanıldığı ana kadar alanın sit alanına çevrildiğinden haberlerinin bulunmadığı, üzerlerine atılı fiilde kasıtlarının bulunmadığı anlaşılmakla sanıkların ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir. B. Sanık ... Savunmasında;" Bize burası babamdan kalmıştı burası 2 B alandı. Buranın sit alanı olduğunu bilmiyordum. Burayı kiraya vermek istedik. Kepçe çalıştırdık. Kepçe orayı düzeltti. İşyeri için düzeltirdik. Ama bizi şikayet etmişler. Buranın sit alanı olduğunu bilmiyorduk. Buranın sit alanı olduğuna ilişkin bir tebliğ yapılmadı tapumuz elimizdedir. Burasını biz satın aldık. Devletten 2 B olarak satın aldık. Yani öncesinden zilliyetliği babamızdan dedemizden kalan bir yerdir. Bizim bu yerle ilgili hiçbir şekilde suç işleme kastımız yoktur. Kim neden şikayet etti bilmiyoruz. Biz orayı biraz düzelttik. Kesinlikle tarihi eserlere dokunmadık. Burası bir tepedir kale tepededir. Bizim çalışma yaptığımız yer yolun kenarıdır biz kaleye çıkmadık. Bizim yaptığımız normal bir düzeltme idi. Bunun her hangi bir şekilde tarihi yapıya zarar vermediğini düşündüğümüz için yapmıştık. Taktir mahkemenindir ." şeklinde beyanda bulunmuştur. C. Sanık ... Savunmasında;"Daha önceki savunmamı sinirle vermiş olabilirim yanlış vermiş olabilirim. Bu yer 2007 yılında sit alanına çıkmış o zamandan bu yana hiç bir yere şerh konulmamıştır. 2012 yılında biz burayı kayınpederimden düşen yer olarak satın aldık. Tapu kayıtlarında sit alanı diye bir şerh yoktur. Bizim en ufak sit alanı olduğunu bilerek veya bilmezliğe yatarak bir çakıl taşı bile oynama düşüncemiz biale yoktur. Burayı ben kiraya verdim buraya masraf ederek burayı kiraya verdim bu işlerden zarar ettim. İzin aldım belediyeden milli emlaktan izin belgeleri elimdedir. Ben buraya 150 .000 TL masraf ettim ayrıca kiraya verdiğim şahıslara da bir o kadar geri dönüş parası vereceğim. Ben buranın sit alanı olduğunu bilmiyordum. Suçlamaları kabul etmiyorum . şeklinde beyanda bulunmuştur." IV. GEREKÇE Alanya Müze Müdürlüğüne 22.04.2015 tarihinde yapılan ihbar üzerine olay yerinde yapılan incelemede, 1. Derece arkeolojik sit alanı içerisinde kalan bölgede izinsiz olarak kepçe ile teraslar açılarak antik yapılara kayma tehikesi yaratabilecek şekilde yaklaşık 10 metre yaklaşıldığının tespit edildiği olayda; 2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazetede yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği; Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği; Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı; Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı; Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği; 1-Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 08.03.2007 tarih ve 1448 sayılı kararı ile 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescilli bölgede kalan taşınmazda sanıklar tarafından izinsiz kepçe ile teras açma işlemi yapıldığı olayda, sanıklar dava konusu yerlerin sit alanı olduğunu bilmediklerine dair savunmada bulunmuş iseler de ; dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazete'de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırı bulunmuştur. 2-Mahkemece, mahallinde bağımsız arkeolog ve fen bilirkişi refakatinde keşif icrası ile, dava konusu eylemin niteliği ( esaslı- basit onarım), eylem neticesinde zarar meydana gelip gelmediği hususları tereddütsüz şekilde belirlenerek, zararın mevcudiyetinin tespiti durumunda sanığın 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 65/1-1. cümlesi, uyarınca, eylemin zarara neden olmayan inşai ve fiziki müdahale niteliğinde olduğunun tespiti halinde ise taşınmazın bulunduğu yerin bağlı olduğu idari birimin (belediye - il özel idaresi-büyükşehir belediyesi) bünyesinde suç tarihi itibariyle faaliyette olan koruma uygulama ve denetim bürosu bulunup bulunmadığı araştırılarak, anılan büronun varlığı halinde 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/4. maddesi; yokluğu halinde ise aynı Kanunun 65/1-2. cümlesi uyarınca sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Alanya 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.02.2016 tarihli ve 2015/318 Esas, 2016/113 Kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.09.2023 tarihinde karar verildi.