(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/10615 E. , 2010/12018 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 02.06.2009 gününde verilen dilekçe ile tesbit ve tescil olmaz ise alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.04.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne pul yokluğundan duruşmanın reddinekarar verildikten sonr…
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/10615 E. , 2010/12018 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 02.06.2009 gününde verilen dilekçe ile tesbit ve tescil olmaz ise alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.04.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne pul yokluğundan duruşmanın reddinekarar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı davalı ile kardeş olduklarını ve dava konusu parsellerin ortaklık yaparak elde etmiş oldukları müşterek kazançlarıyla satın alındığını, bunlardan 27 sayılı parselin kendi adına, diğerlerinin ise davalı kardeşi adına tapuda kayıtlı olduğunu belirterek kayıtların iptali ile 1/2 oranında adlarına tesciline, ikinci kademede ise tazminata karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava zamanaşımının varlığı sebebiyle reddedilmiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse zamanaşımı, kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş olan alacakların özüne dokunmamakla birlikte “dava edilebilme vasfını kaybetmesi” sonucunu doğuran bir süre geçimidir. Aslında zamanaşımı borcu gerçek anlamda sona erdiren bir sebep değildir. Zamanaşımı borcun nisbi bir sona erme sebebidir. Belirli bir zamanın geçmesi borcu doğrudan doğruya sona erdirmez. Ancak alacaklının elinden borçlu istemediği takdirde alacağı dava yoluyla takip ve tahsil etme imkanını alır. Zamanaşımı borçluya sadece bir def’i hakkı verir. Burada önemli olan zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağıdır. Gerçekten Borçlar Kanununun 128.maddesine göre müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamanda başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruru zaman bu haberin verebileceği günden itibaren cereyan eder. Görülüyor ki kural zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten başlamasıdır. Alacağın muaccel olması demek ifa zamanının gelmiş ifaya bir engel durumun kalmamış olması demektir. Zamanaşımına ve zamanaşımının başlangıcına ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Gerçekten inanç ilişkisinin söz konusu olduğu uyuşmazlıklarda açılacak davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Borçlar Kanununun 128.maddesinde sözü edilen zamanaşımı başlangıcı da bu tür davalarda iradi ferağ umudunun yitirildiği tarihten başlar. Taraflar arasında daha önce ihtarname gönderilerek iradi ferağın yapılmayacağı iradesi açıklanmadığından ve bu irade davaya cevap dilekçesiyle belirtildiğinden 10 yıllık zamanaşımı henüz geçmemiştir.