10. Hukuk Dairesi 2011/18772 E. , 2012/18065 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 182-523 Davacı, davalıya ait torna atölyesinde 06.02.1980 tarihinden 1982 yılı Temmuz veya ağustos ayları arasında işçi olarak aralıksız çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafı…
**10. Hukuk Dairesi 2011/18772 E. , 2012/18065 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 182-523 Davacı, davalıya ait torna atölyesinde 06.02.1980 tarihinden 1982 yılı Temmuz veya ağustos ayları arasında işçi olarak aralıksız çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi 1-) 6100 sayılı HMK’nın 119. Maddesinin 1. Fıkrasının ğ) bendi gereğince davacının dava dilekçesinde talep sonucunu açık ve net olarak belirtmesi gereği, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise talep sonucu net değil ise, davacıya talebini açıklaması ve eksikliğin tamamlanması için süre verilmesi gereği, bu sürede de eksikliğin giderilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Her ne kadar 16.11.2011 tarihli duruşmada davacının “benim sigorta prim sayısına ihtiyacım yoktur, ben sigorta prim gün sayısının tespitini talep ediyorum” şeklindeki beyanı mevcut ise de, bu beyandan da davacının talebinin ne olduğu anlaşılamamaktadır. Hal böyle olunca, Mahkemece, öncelikle, HMK’nın 31. maddesi gereğince davacı asil isticvap edilerek, talebinin ne olduğu açıklattırılmalıdır. 2-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Yukarıda sayılan belgelerin ve bu kapsamda işe giriş bildirgesinin süresi içerisinde kuruma verilmesinden önceki döneme ilişkin dönemler hak düşürücü süreye tabi olur ise de, sonraki süreler bakımından, hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktır. Öte yandan; 506 sayılı Kanunun 3/II–B maddesinde, özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu kanunun 35 inci maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda; sigortalı ile işveren arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ve sigortalının çırak olup olmadığı belirlenirken çalışma ilişkisi irdelenmeli, çıraklık sözleşmesinde akdi ilişkinin üstün niteliğinin çalışma yerine sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesi olduğu hususu gözetilmeli, sigortalının iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara eylemli olarak katılması ve meslek ve sanat eğitiminin ikinci plânda tutulması, bir başka anlatımla, sigortalının emeğiyle iş yeri ve işverene katkıda bulunması durumlarında çıraklık ilişkisinin söz konusu olamayacağı benimsenmelidir. Davaya konu somut olayda; Mahkemece, davacının, talep ettiği dönemlerde diğer tanık ifadeleri ve 01.11.1980 tarihli çıraklık sözleşmesi nedeniyle çırak olduğu düşüncesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de; bu kararın eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı olarak verildiği anlaşılmaktadır. Zira dosya arasında mevcut olan ve davacı adına tüm sigorta kollarından verildiği anlaşılan 01.01.1981 tarihli işe giriş bildirgesi nedeniyle, bu tarihten sonrası bakımından, davacının üretime yönelik olarak işyerinde çalışmaya katılması durumunda iddiaya konu çalışma sürelerinin tespiti mümkün olabilecektir. Şüphesiz, yukarıda da belirtildiği üzere davacının 01.01.1981 tarihinden öncesi çalışmalarının, hak düşürücü süreyi kesen herhangi bir belge olmaması karşısında, tespiti, artık mümkün değildir. Bu kapsamda, 01.01.1981 tarihi öncesi bakımından, mahkemenin verdiği ret kararı sonucu itibari ile doğru ise de; bu tarih sonrası bakımından, davacının davalı yanında çalışıp çalışmadığı belirlenmeli, bu yönde, çalışmanın varlığı durumunda, bu kez çıraklık sözleşmesi düzenlenip düzenlenmediği araştırılmalı, çıraklık eğitim merkezinde teorik veya pratik eğitim alıp – almadığı, eğitimin yoğunluğu ve işyerinde fiilen çalışma süresi araştırılarak, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenmeli, çıraklık ilişkisi mevcut ise, mesleğin öğrenilmesi için çıraklık ilişkisine dayalı olarak çıraklık eğitim merkezinde veya işyerinde geçen çalışma dönemlerinin uzun vadeli sigorta kollarından sayılmasının mümkün bulunmadığı gözetilmelidir. Davacı ile, davalı işveren arasında çıraklık ilişkisinin bulunmadığının anlaşılması durumunda ise; mahkemenin, talep edilen sürelere ilişkin olarak -varsa- işveren nezdindeki tüm belgeler getirtilmeli; işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden, imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile, inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan, yine, sigortalıca hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanmalı; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği, ya da, bildirim dışı kaldığı hususu gereğince yeterince araştırılmalı; o dönemde sigortalı ile birlikte çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan başka işverenler ile bu işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, yargılama aşamasında dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, işyerinin kapsamı kapasite ve niteliği nazara alınmalı, böylece, bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 08.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.