Ceza Genel Kurulu 2021/14 E. , 2023/384 K. KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 4990 Değişik İş I. HUKUKİ SÜREÇ Hakaret suçundan şüpheli ... hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda 5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu'nun 172. maddesi uyarınca verilen 29.04.2019 tarihli ve 66192-45973 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı şikâyetçi vekili tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme …
**Ceza Genel Kurulu 2021/14 E. , 2023/384 K.** **"İçtihat Metni"** KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 4990 Değişik İş I. HUKUKİ SÜREÇ Hakaret suçundan şüpheli ... hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda 5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu'nun 172. maddesi uyarınca verilen 29.04.2019 tarihli ve 66192-45973 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı şikâyetçi vekili tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince 25.06.2019 tarih ve 4990 Değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 20.12.2019 tarihli ve 94660652-105-06-14561-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27.12.2019 tarihli ve 132851 sayılı ihbarname ile dosyanın gönderildiği Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 14.09.2020 tarih ve 441-9306 sayı ile kanun yararına bozma isteğinin reddine karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.10.2020 tarih ve 132851 sayı ile; "Dosya kapsamına göre; Diyarbakır Barosu Başkanı Av....nin cenaze merasimi esnasında Türkiye Barolar Birliği Başkanı olan müşteki ...'nun vefat eden baro başkanının tabutunu taşırken çekilen bir fotoğrafın bulunduğu linke bir kısım mesajlar yazıldığı, bu mesajlardan birinin şüpheli ... tarafından atılarak 'Adi şerefsiz töroris köpek vatan hayini onun bunun oooooooo orsbu çocugu' yorumunun yazıldığı, fotoğraf altındaki diğer mesajlar ve fotoğrafın linkteki konumu dikkate alındığında TCK'nın 126. maddesine göre 'mağdurun şahsına yönelik duraksanmayacak bir durum' bulunup bulunmadığının değerlendirilebilmesi ve maddi gerçeğin tereddütsüz ortaya çıkarılabilmesi için şüphelinin sosyal medyasına ilişkin kaynak araştırması yapılması ve kolluk araştırması neticesinde şüpheli olduğu düşünülen şahsın kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bu yöne ilişkin tespit yapıldıktan sonra suça konu sosyal medya hesabının kendisi tarafından kullanıp kullanmadığı da sorularak şüphelinin savunmasının alınmasından sonra, oluşacak sonuca göre hukukî durumun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeksizin eksik soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 07.12.2020 tarih ve 25973-18538 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; şüpheli hakkında hakaret suçundan yapılan soruşturma sonucunda, Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın eksik soruşturma sonucu verilip verilmediğinin ve bu kapsamda şikâyetçi vekilinin itirazının reddine yönelik merci kararının yerinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Şikâyetçi ... vekili Av. ...'ın 12.04.2019 tarihli şikâyet dilekçesi ile; şüpheli ...'nın Facebook hesabından şikâyetçinin fotoğrafının altına şikâyetçiyi kastederek ve herkesin görebileceği şekilde "Adi şerefsiz Töroris köpek vatan hayini onun bunun oooooooo orsbu çocugu" yorumunu yazarak şikâyetçiye sosyal medya üzerinden alenen hakaret ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.04.2019 tarih ve 66192-45973 sayı ile; dosya içeriğindeki fotoğraf incelendiğinde beyaz örtüye sarılmış bir tabutun etrafında çok sayıda insan bulunduğu, tabutun üzerinde terör örgütünü simgeleyen renklere sahip bir başka bezin de örtüldüğü, fotoğrafın bir terör örgütü üyesinin cenazesine fotoğraftaki kişilerin katıldıklarına yönelik bir algı oluşturmak amacını taşıdığı ancak fotoğrafta yüzünün üçte biri kadarı görünen bir şahsın şikâyetçiye benzemekle beraber fotoğraftaki kişilerin hiçbirinin isminin zikredilmediği, şüphelinin de isim yazmaksızın paylaşımda bulunduğu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 126. maddesindeki unsurların bulunmadığı belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, 02.05.2019 tarihinde şikâyetçi vekiline tebliğ edilmesi üzerine şikâyetçi vekili tarafından 06.05.2019 tarihinde söz konusu karara itiraz edildiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince 25.06.2019 tarih ve 4990 Değişik iş sayı ile; itiraza konu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın dayandığı gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği, Bu karara yönelik Adalet Bakanlığının 20.12.2019 tarihli ve 14561-2019 Kyb sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27.12.2019 tarihli ve 132851 sayılı ihbarnamede; "...Olay hakkında hiçbir araştırma yapılmadan atılı suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; şüphelinin sosyal medyasına ilişkin kaynak araştırması yapılması ve kolluk araştırması neticesinde şüpheli olduğu düşünülen şahsın kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bu yöne ilişkin tespit yapıldıktan sonra suça konu sosyal medya hesabının kendisi tarafından kullanıp kullanmadığı da sorularak şüphelinin savunmasının alınmasından sonra, oluşacak sonuca göre hukukî durumun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." düşüncesiyle kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu, Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 14.09.2020 tarih ve 441-9306 sayı ile; "...Dosya kapsamına göre bahse konu ifadelerin TCK'nın 126. maddesinde de belirtildiği üzere duraksamaya yol açmayacak bir şekilde müştekinin şahsına yönelik olduğunun anlaşılamaması ve dolayısıyla matufiyet şartının olayda gerçekleşmediği anlaşıldığından, mercii tarafından itirazın reddine dair verilen kararın yerinde olduğu" gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi incelendiğinde: "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklindeki düzenlenmelere yer verildiği görülmektedir. Bu düzenlemeyle, 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430.). Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Bununla birlikle demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasa'dan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır. Öte yandan, her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. TCK'nın "Mağdurun belirlenmesi" başlığını taşıyan 126. maddesi; "Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır." Şeklinde düzenlenmiş olup madde gerekçesinde de; "Hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun belli veya belirlenmesinin olanaklı bulunması gereklidir. İşte bu maddeyle suçu işleyen tarafından mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmediğinde, ne gibi bir durumun varlığı hâlinde ismin belirtilmiş ve hakaretin açıklanmış sayılacağına ait ölçü gösterilmektedir. Madde, aslında usûl hukuku bakımından ispata yönelik, karineye benzer bir ölçü getirmiş bulunmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir. Buna göre hakaret suçunun oluşabilmesi için muhatabının belirli olmasında zorunluluk bulunmakta olup Özel Dairenin yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır. Diğer taraftan CMK'nın 2. maddesinin (e) bendinde "Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre" olarak tanımlanan soruşturma evresinde asıl görevli ve yetkili makam Cumhuriyet savcısıdır. CMK'nın "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.", "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesi ise; "(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister. (2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. (3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir." şeklinde düzenlenmiş, CMK henüz yürürlüğe girmeden önce 5353 sayılı Kanun ile maddenin 3. fıkrasına; "Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir." cümlesi eklenmiştir. Aynı Kanun'un "Kamu davasını açma görevi" başlıklı 170. maddesinin ikinci fıkrası ise; "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." biçiminde düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." şeklinde düzenlenmiş iken, 30.04.2013 tarihli ve 28633 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile maddeye; "Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde 3. fıkra eklenmiştir. 06.01.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 10. maddesi ile bu maddenin ikinci fıkrası; "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." şeklinde değiştirilmiş, bu değişiklik 08.03.2018 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile kanunlaşmıştır. 31.07.2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile anılan maddenin 3. fıkrasına; "tespit edilmesi" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi" ibaresi eklenerek madde metni son hâlini almıştır. Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır. Ancak soruşturma sırasında maddi gerçeğe ulaşmak için nasıl bir yol izleyeceğine ve hangi kanıtların toplanması gerektiğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Aslında suçların çeşitliliği ve toplumsal yaşamın karmaşıklığı göz önüne alındığında böyle bir düzenlemenin çok da isabetli olmayacağı kuşkusuzdur. Cumhuriyet savcısının maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacına yönelik olarak hangi tür olaylarda hangi yolları takip edeceğine ilişkin mevzuatta bir açıklık bulunmamakla birlikte bu husus tamamen bilinmeyen bir konu da değildir. Daha önce karşılaşılan benzer olaylardaki hareket tarzı yoluyla kazanılan ve mesleki birikim olarak isimlendirilebilecek tecrübe, yargısal kararlar ve öğreti, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için Cumhuriyet savcısının yolunu aydınlatmaktadır. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkanını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame, toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Somut olayda şikâyet dilekçesi ekinde yer alan ve şüphelinin hakaret içerikli yorum yazdığı iddia edilen Facebook ekran çıktısına ilişkin cenaze törenine ait fotoğrafın üst kısmında "PKK BAYRAĞI ALTINDA YÜRÜYEN BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI..! BÖYLE BİR BAŞKAN İSTEMİYORUM DİYORSAN 1 KEZ PAYLAS!" yazısı ile birlikte şikâyetçinin tek başına olduğu başka bir resminin daha eklenmiş olduğu ve şikâyetçi vekilinin aşamalarda verdiği dilekçelerinde cenazeye ilişkin fotoğrafın Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin cenaze törenine ait olduğunu, şikâyetçinin bu törene katıldığını, fotoğrafta tabutu taşıyan kişilerden birinin de şikâyetçi olduğunu belirttiği anlaşılmaktadır. Bu durumda şikâyet dilekçesi üzerine şüphelinin ilgili sosyal medya hesabına ilişkin kaynak araştırması yapılıp şüphelinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilerek ifadesinin alınması, suça konu paylaşımın yapıldığı sosyal medya hesabının o tarihte şüphelinin kendisi tarafından kullanıp kullanmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre soruşturmanın yönlendirilmesi maddi gerçeğe ulaşma açısından zorunludur. Bunların yapılmaması durumunda soruşturma evresinin tamamlandığından söz edilemeyecektir. Bu açıdan şikâyet dilekçesi üzerine Cumhuriyet savcısının şikâyetçi vekilinin somut ve araştırılması gereken iddialarına karşın, "Dosya içeriğindeki fotoğraf incelendiğinde, beyaz örtüye sarılmış bir tabutun etrafında çok sayıda insan bulunduğu, tabutun üzerinde terör örgütünü simgeleyen renklere sahip bir başka bezin de örtüldüğü, fotoğrafın bir terör örgütü üyesinin cenazesine fotoğraftaki kişilerin katıldıklarına yönelik bir algı oluşturmak amacını taşıdığı ancak fotoğrafta yüzünün üçte biri kadarı görünen bir şahsın şikâyetçiye benzemekle beraber fotoğraftaki kişilerin hiçbirinin isminin zikredilmediği, şüphelinin de isim yazmaksızın paylaşımda bulunduğu ve TCK'nın 126. maddesindeki unsurların bulunmadığı" gerekçesiyle verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının, maddi gerçeğe ulaşma yolunda gerekli soruşturmaya dayandırıldığı, başka bir deyişle, CMK'nın istediği anlamda etkin bir soruşturmanın yapıldığı söylenemez. Bu itibarla, yetersiz araştırmaya dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın yerinde olmadığı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Kanun yararına bozma 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309 ve 310 uncu maddelerinde düzenlenmiştir. Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun'un 309/1. maddesi gereğince; hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 310. maddesine göre, 309. maddede belirtilen yetki, aynı maddenin dördüncü fıkrasının (d) bendindeki hâllere özgü olmak üzere ve kanun yararına re'sen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından da kullanılabilmektedir. Kanun yararına bozma yoluna başvurma yetkisi münhasıran Adalet Bakanlığına tanınmış bir yetkidir. Tebligat eksikliği ve yanlışlığı, kanun yolu eksikliği, Yargıtay onaması, lehe yasa değerlendirmesi gerekmesi, kararın aynı zamanda temyiz edilmesi, temyiz süresine ilişkin eski hâle getirme ve hükmün temyizi niteliğinde talepte bulunulması, Cumhuriyet Başsavcılıklarınca verilen ve itiraz edilmeksizin kesinleşen kararlar, Kararda, şekil ve esas açısından herhangi bir hukuka aykırılık hâli bulunmaması hâlinde, dosya kapsamına, gerekçeye ve mahkemenin takdirine ilişkin hususlar, Eksik inceleme, delillerin değerlendirilmesi ve mahkemenin takdirine ilişkin hususlar, Maddi hata, hesap hatası ve yazım yanlışları mahallinde mahkemesince alınabilecek bir kararla düzeltilebileceğinden, Kanun yararına bozmaya konu edilemezler. Mahkemenin delillerin takdirinde hataya düştüğü gerekçesiyle kanun yararına bozma başvurusu yapılamaz. Takdir hataları, ancak itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarında değerlendirme konusu yapılabilir. Kanun yararına bozma, Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen kararların istisnaî olarak Yargıtayca denetlenmesini sağlayan olağanüstü bir kanun yolu olup olağanüstü ve istisnaî olma özelliğinden dolayı kanun yararına bozma yoluyla bir kararın bozulabilmesi için, mahkemelerin asıl ceza davasını çözmeye devam etmesinin artık imkânsız hale gelmiş olması veya hukuka aykırılığın giderilebilmesi için kanun yararına bozmadan başka imkân kalmamasının gerekli bulunması karşısında, söz konusu dosyalar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmektedir. Olağanüstü ve istisnaî kanun yolu olan kanun yararına bozmanın aleyhe tesir etmeyeceği ve sonuca etkili bir durum meydana getirmeyeceğinden bahisle söz konusu dosyalar aleyhine kanun yararına bozma konusu edilemez. Ancak; - İnfaz Kanunlarına ilişkin kararlar, - İdari para cezalarına ilişkin kararlar, - Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, Bu durumun istisnasını oluştururlar. 26.10.1932 tarihli ve 29/32 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere kanun yararına bozma konusu olabilecek kanuna aykırılık hâlleri, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları olup her hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılamayacağından söz konusu dosyalar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmemektedir. Hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay Ceza Dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir. Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle, bu yasa yolu dar kapsamlı olup her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. 26.10.1932 tarihli ve 29/32 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da yasaya aykırılık halleri açıklanıp, bunların uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları olduğu belirtilmiştir. Şayet yasa yararına bozulan hüküm bir mahkûmiyet hükmü ise ve bozma nedeni de mahkûmiyet hükmünün, davanın esasını çözmeyen yönüne yahut savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, bu durumda hükmü veren mahkemece yeniden yargılama yapılarak hüküm verilecektir. Şayet yasa yararına bozulan hüküm bir mahkûmiyet hükmü ise ve bozma nedeni de mahkûmiyet hükmünün, davanın esasını çözmeyen yönüne yahut savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, bu durumda hükmü veren mahkemece yeniden yargılama yapılarak hüküm verilecektir. Mahkûmiyet hükmü, sayılan ayrıksı haller dışında, cezanın kaldırılmasını veya daha hafif bir ceza verilmesini gerektiren diğer hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulmuşsa, bu durumda hükmü veren mahkemede yeniden yargılama yapılmayacak, CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca cezanın kaldırılmasına veya daha hafif cezaya Yargıtayca hükmedilecektir. Bozma aleyhe ise, bu durumda sadece hükmün yasa yararına bozulması ile yetinilecek, yeniden yargılama yapılması söz konusu olmayacaktır. Yasa yararına bozulan hüküm, mahkûmiyet dışında ve davanın esasını çözer nitelikte diğer bir hükümse ve örneğin; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın düşmesi hükümlerinden biri ise, anılan maddenin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca verilen bozma kararı aleyhte sonuç doğurmayacak ve yeniden yargılama yapılamayacaktır. Anılan Yasa'nın 309/5. maddesi uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez. Kanun yararına bozma yoluna gidilmesine ilişkin taleplerin reddi hâlinde, Adalet Bakanlığınca tesis edilen işlemin iptali istemiyle idare mahkemelerine açılan davalar sonucunda, idare mahkemeleri; Adalet Bakanlığı işleminin sonuçlarını yargısal alanda doğurduğundan, iptal davasına konu olabilecek bir idari işlem niteliğini haiz bulunmadığından bahisle, idari yargıda dava konusu edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında, şüpheli hakkında hakaret suçundan yapılan soruşturma sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz sonucunda mercince verilen itirazın reddine ilişkin kararın eksik soruşturma sonucu verilip verilmediği hususunun dosya kapsamına, gerekçeye ve mahkemenin takdirine ilişkin hususlar olduğu, Ülke genelinde esaslı yanlışlıkları düzeltmek amaçlı içtihat oluşturulması, olağanüstü kanun yolunun olağan hale getirilmemesi, 26.10.1932 tarihli ve 29/32 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere kanun yararına bozma konusu olabilecek kanuna aykırılık hâlleri, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları olup her hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılamayacağından, itirazın bu nedenle reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun düşüncesine karşıyım." gerekçesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesinin 14.09.2020 tarihli ve 441-9306 sayılı kanun yararına bozma talebinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, 3- Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma talebinin kabulü ile Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 25.06.2019 tarihli ve 4990 Değişik iş sayılı kararının kanun yararına BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.07.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğu ile karar verildi.