1. Hukuk Dairesi 2010/1765 E. , 2010/3152 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : MARMARİS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 13/11/2009 Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;Davacı Hazine, davalının kayden malik olduğu çekişmeli ada, parsel sayılı taşınmazın 13.77 m2 lik bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek kıyı kenar çizgisi içinde kalan bölünün tapu kaydının iptali ile terkinine, muh
**1. Hukuk Dairesi 2010/1765 E. , 2010/3152 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : MARMARİS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 13/11/2009 Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;Davacı Hazine, davalının kayden malik olduğu çekişmeli ada, parsel sayılı taşınmazın 13.77 m2 lik bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek kıyı kenar çizgisi içinde kalan bölünün tapu kaydının iptali ile terkinine, muhdesatın yıkımına karara verilmesini istemiştir. Davalı, idarece belirlenen kıyı kenar çizgisinin iptali için İdare mahkemesinde dava açtıklarını, dava sonucunun beklenmesi gerektiğini, kadastro çalışmaları sonucu taşınmazın adına tescil edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesine eklenen 3. fıkra 2 ve 3. cümle ve geçici 10. maddedeki düzenlemeler karşısında 10 yıllık hak düşürücü sürenin hazine yönünden dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı Hazine tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi ......raporu okundu, düşüncesi alındı. Duruşma istemi değerden reddedildi. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan iptal, sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir. Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 133 ada, 102 parsel sayılı taşınmazın 30.4.1991 tarihli kadastro tespit çalışmaları sırasında senetsizden dava dışı S. D.adına tespit ve tescil gördüğü, kadastro tespitinin 25.4.1992 tarihinde kesinleştiği, 14.6.2000 tarihinde tahsis yoluyla davalı adına tescil edildiği, davanın ise 18.7.2003 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir. Somut olayda, tescilin dayanağı olan tespit tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği açıktır. Hak düşürücü süre kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır. Özellikle, bu hususlar gözetilerek davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazı yerinde değildir, reddine. Ancak, hemen belirtilmelidir ki; her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Bir taraf dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihada göre davasında haklı olduğu halde dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da İnançları Birleştirme Kararı nedeniyle davayı kaybederse yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yargısal uygulamada da kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297). Bunun yanında, avukatlık ücreti de yargılama giderlerinden sayılır(04.09.1957 tarih ve 4/16 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı). Davacı Hazine, temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa da değinmiştir. Hazinenin davasında haklı olup olmadığını belirlemek amacıyla dava konusu taşınmazın 3621 Sayılı Yasa uyarınca kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalıp kalmadığının saptanmasında zorunluluk vardır. Oysa, 28.9.2003 tarihinde Sulh Hukuk Mahkemesinde yapılan keşif sonucu düzenlenen raporun 3621 Sayılı Yasa ve 28.11.1997 tarih 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygun olarak düzenlendiği söylenemez. Anılan rapordan da anlaşılacağı üzere yalnızca daha önce idarece tespit edilen kıyı kenar çizgisinin esas alındığı gibi bilirkişi kurulunda bu işten anlayan jeolog ya da jeoloji mühendisi sıfatını taşıyan bir kimse bulunmamaktadır. Esasen, sözü edilen ve idare tanzim edilen kıyı kenar çizgisinin de idari yargı yerinde iptal edildiği anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar karşısında, taşınmazın belirlenecek kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalması halinde davacı Hazinenin dava tarihinde davasında haklı olacağı dikkate alındığında ve yargılama sırasında yürürlüğe giren yasa nedeniyle haksız duruma düştüğü gözetildiğinde davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekeceğinde kuşku yoktur. Hal böyle olunca, yerinde uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla keşif yapılarak taşınmazın saptanacak kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalıp kalmadığının saptanması ve oluşacak duruma göre yargılama giderlerinin hüküm altına alınması gerekirken, değinilen husus gözardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacı Hazinenin, bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlere hasren HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 18.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.