7. Ceza Dairesi 2012/19300 E. , 2012/25765 K. 2565 sayılı Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu'na aykırılık suçundan sanık ...'nın, andan Kanun'un 26. maddesi gereğince 3 ay hapis ve 450 yeni Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine dair Urla Sulh Ceza Mahkemesinin 01/05/2008 tarihli ve 2008/64 esas, 2008/122 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından ver…
**7. Ceza Dairesi 2012/19300 E. , 2012/25765 K.** **"İçtihat Metni"** 2565 sayılı Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu'na aykırılık suçundan sanık ...'nın, andan Kanun'un 26. maddesi gereğince 3 ay hapis ve 450 yeni Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine dair Urla Sulh Ceza Mahkemesinin 01/05/2008 tarihli ve 2008/64 esas, 2008/122 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 10.05.2012 gün ve 27818 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.06.2012 gün ve KYB. 2012-141369 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 25/01/2011 tarihli ve 2009/276 esas, 2011/924 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, sanık hakkında askerî yasak bölgeye girdiğinden bahisle 2565 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu maddenin atıf yaptığı 11. maddenin (b) bendi uyarınca birinci derece deniz askerî yasak bölgeleri ile bu bölgelerde uyulması gereken yasakların idarenin düzenleyici işlemi ile belirlendiği; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinde "Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır" hükmü mevcut olup, 2565 sayılı Kanun'un anılan hükümlerinde, 5237 sayılı Kanun'un genel hükümlerine uyum amacıyla bir değişiklik yapılmadığından, Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinin, 2565 sayılı Kanun yönünden 01/01/2009 tarihinde yürürlüğe girdiğinin kabulü gerektiği, Olayımızda sanığa atılı eylemin, ceza içeren özel bir hukuk düzenlemesi olup; Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinde sözü edilen özel ceza kanunları ya da ceza içeren kanunlar kapsamında bulunduğu, o halde özel yasada suç olarak düzenlenen eylemin, Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, anılan maddede "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz." hükmünün yer aldığı, Bu duruma göre, 2565 sayılı Kanunun 11. maddesi hükmüyle getirilen ve idarenin düzenleyici işlemleriyle konulan yasaklamaların, yasakların uygulama alanı ve bu alanların sınırlarının belirlenmesine dair bu düzenlemelerin Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde öngörülen kanunilik ilkesine uygun bulunmadığı, bu durum karşısında, 5252 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi ile Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 5. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; 2565 sayılı Kanun'un 11. ve 26. maddelerinde suçu tanımlayan hükümlerin tümüyle zımnî olarak ilga edildiğinin (örtülü olarak yürürlükten kaldırıldığının) ve atılı eylemin artık suç oluşturmadığının kabulü gerektiği gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; İddianamadeki sevk ve nitelendirmeye, hükmün konusuna ve Yargıtay Kanunu'nun 14.maddesi ile Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 12/05/2011 tarihli 2011/1 sayılı ve 09/02/2012 tarihli 2012/1 sayılı kararlarına göre, Kanun Yararına Bozma talebini inceleme görevi Yargıtay Yüksek 9.Ceza Dairesine ait bulunduğundan, Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın anılan daireye sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17/10/2012 günü oybirliğiyle karar verildi.