İlgililer, tescil, değişiklik veya silinme istemleri ile ilgili olarak, sicil müdürlüğünce verilecek kararlara karşı, tebliğlerinden itibaren sekiz gün içinde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile itiraz edebilirler.Bu itiraz mahkemece dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır. Ancak, sicil müdürünün kararı, üçüncü kişilerin sicilde kayıtlı bulunan hususlara ilişkin menfaatlerine aykırı olduğu takdirde, itiraz edenle üçüncü kişi de din
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'in Tasfiye Halinde ...Sanayi Ltd. Şti.'nin kurucu ortaklarından olduğunu, müvekkilinin hisselerini devrettiğini, devre ilişkin ortaklar kurulu kararının Ticaret Sicil Memurluğunca tescil edildiğini, müvekkilinin şirket ile içbir ilişkisinin kalmadığını, tescil işlemi için düzenlenen ortaklar kurulu kararının müvekkilinin yokluğunda hazırlandığını, müvekkilinin artık şirketle hiçbir irtibatı olmadığını, tüm yetkilerinin iptal edildiğinin söylendiğini, diğer ortakların sözlerine itibar ederek müdürlük yetkilerinin iptal olduğunu düşündüğünü, tescil işlemi incelendiğinde müvekkilinin şirket müdürlüğüne ilişkin imza yetkilerinin iptal edilmediğini gördüğünü, söz konusu ortaklar kurulu kararında imzasının bulunmamasının müvekkilinin durumdan haberdar olmadığının ispatı olduğunu, diğer kurucu ortaklar .... ve ...'nün de 17/07/2007 tarihinde mevcut hisselerini devrettiklerini, ortaklık yapısının değiştiğini, şirket müdürlüklerinin iptali işleminin 2009 yılına kadar yapılmadığını, yeni hissedarların Kadıköy ... Noterliği 09/12/2009 tarih ve ... yevmiye numarası ile tasdikli ortaklar kurulu kararı ile müdürler ...ve müvekkili ....in müdürlük yetkilerini iptal edip yeni müdür olarak beş yıllığına ... atadıklarını, bu kez 04/01/2011 tarihinde "...'ın 09/12/2009 tarihinde alınan ve 17/12/2009 tarihli 7460 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 591. sayfasında ilan edilen imza yetkisi kararının iptaline ve daha önceki şirket müdürlerinin imza yetkilerinin süresi dolmadığından aynen geçerli olmasına" şeklinde bir karar aldıklarını, bu kararın 04/08/2011 tarihinde İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunca tescil edilmiş olup Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 09/08/2011 tarih ve ... sayılı nüshasının 567. sayfasında da ilan edildiğini, Ticaret Sicil Memurluğunca yapılan bu tescil işleminin hatalı olduğunu, daha önce tescil edilen bir işlemin ancak mahkeme kararı ile iptal edilebileceğini, mahkeme tarafından hüküm altına alınması gereken bir konuda ortaklar kurulu tarafından keyfi bir karar alınamayacağını, bunun kabul edilemez olduğunu, Ticaret Sicil Memurluğunu bu hususu atladığını, tescil işleminin iptal edilmesi ve alınan kararın yok hükmünde sayılması gerektiğini, TTK m.34 gereği İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne ilgili kararı tescil eden işleminin iptali talebi ile yapılan başvuruların reddedildiğini, usul ve yasaya aykırı olarak alınan genel kurul kararının yok hükmünde olduğunu, iptali istenen tescil edilmiş karardan dolayı davalı şirkette halen müdür olarak görünen müvekkili aleyhine şirket borçları nedeniyle haciz işlemleri uygulandığını, tescil işleminden müvekkilinin doğrudan zarar görmekte olduğunu, tescil işleminin iptalini talepte hukuki yararı bulunduğunu, şirketin tasfiye haline girmesi sebebi ile öncelikle kayıtlarından terkinin önlenmesi için tedbir kararı verilemesini iddia ederek; müvekkili ...'in davalı şirkette 12/12/2005 tarihinden sonra müdür olmadığının tespitine, davalı şirketin Ticaret Sicil Kayıtlarından terkininin durdurulması hususunda tedbir kararı verilmesini, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 09/08/2011 tarih ve ...sayılı gazetesinin 567. sayfasında ilan edilen ortaklar kurulu kararını tesçil eden İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; müvekkili kurumun davaya konu olayın cereyan ettiği dönem yürürlükte bulunan 6762 sayılı Kanun çerçevesinde işlem yaptığını, davacının hisse devrine onay verilen ortaklar kurulu kararında müdürlük görevinin sonlandırıldığına ilişkin bir ifade bulunmadığından, davacının müdürlük görevinin sicil kayıtlarında hukuka uygun biçimde devam ettiğini, hisse devrinin doğrudan hisseyi devredenin müdürlüğünün sonlanması sonucunu doğurmadığını, hisseyi devreden kişinin müdürlük görevinden istifa ettiği hususu ilgililerce müdürlüğe bildirilmediği sürece müdürlük görevinin görev süresi sona erene kadar devam edeceğini, hisse devrine onay verilen ortaklar kurulunda davacının müdürlük görevininin sonlandırıldığına dair herhangi bir karar alınmadığını, davacının müdürlük görevinin 09/12/2009 tarihli ortaklar kurulu kararına kadar devam ettiğini, müvekkili Sicil Müdürlüğünün davacının iptalini istediği 04/11/2011 tarihli ortaklar kurulu kararını iptal kararı olarak değerlendirmediğini, kararda bahsi geçen kişilerin yeniden atandığını değerlendirmek sureti ile tescil işleminin hukuka uygun biçimde yaptığını, davacının müdürlük görevinin sonlandırıldığı 09/12/2009 tarihi ile 04/11/2011 tarihleri arasında şirket müdürü olmadığı sonucuna sicil kayıtlarından ulaşılabileceğini, iptali istenen 04/11/2011 tarihli ortaklar kurulu kararının tescilinde müvekkilinin ilgili mevzuattan kaynaklanan görevlerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, mezkur işlemin tescilinde ihmal veya mevzuata aykırı bir işlemin söz konusu olmadığını, yasal yükümlülüğünü yerine getiren müvekkili müdürlüğe husumet teveccüh edilemeyeceğini, davacının davasını şirkete müdür olarak atanması yönünde karar alan kimselere yöneltmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.Davalılardan Tasfiye Halinde .... Tic. Ve San. Ltd. Şti. vekilinin mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın haksız mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, süresinde açılmayan davanın reddini talep ettiklerini, davacının uzunca bir süre sessiz kalıp şimdi bu davayı açmasının dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, davanın tasfiye halindeki şirket tüzel kişiliğine mi yoksa tasfiye memuru sıfatı ile şahsa mı açıldığının belli olmadığını, dava şahıs olarak müvekkiline karşı açılmış ise davanın sıfat yokluğundan reddi gerektiğini, husumet itirazında bulunduklarını, tedbir talebinin haksız ve mesnetsiz olduğunu reddi gerektiğini belirtmiş ve davanın reddini savunmuştur.