Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 17.03.2015-11.04.2018 tarihleri arasında davalı Şirketin Kuzey Irak .... Elektrik Santrali İnşaatında güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, aylık net 1.800,00 USD ücret aldığını, ücretinin kayıtlarda düşük gösterildiğini, yılda 2 net ücret tutarında sadakat primi ödendiğini, davacının yazın 05.30-06.30'da iş başı yaptığını, öğle aralarının 1,5 saat ile 3,5 saat arasında değiştiğini, akşam çalışmasının 18.00-19.00'a kadar sürdüğün…
Taraflar arasında, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, zamanaşımı, ibraname, ücret tespiti, dava konusu alacak kalemlerine davacının hak kazanıp kazanmadığı, alacakların ispatı ve hesap yöntemi ile takdiri indirim hususlarında uyuşmazlık bulunmaktadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki (4) ve (5) numaralı paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 24/1 hükmü şöyledir: "Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir. 5718 sayılı Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 3. Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesince, davacı vekili tarafından Türk hukukuna göre hesaplama yapılan bilirkişi raporu esas alınarak ve ıslah zamanaşımı gözetilerek sunulan ıslah talebi doğrultusunda hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Davada Türk hukuku uygulanarak sonuca gidilmesine rağmen İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde uyuşmazlığa Irak hukukunun uygulandığı yönünde değerlendirme yapılması hatalı ise de bu husus sonuca etkisi olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 4. Somut uyuşmazlıkta davacı dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirtmemiş, yargılama aşamasındaki beyanlarında belirsiz alacak davası açtığını ileri sürmüş ise de zamanaşımı savunmasını dikkate alarak yaptığı ıslah işlemi ile davanın kısmi dava olarak açıldığını örtülü şekilde teyit etmiştir. Davacı vekili 21.09.2021 tarihli duruşmada zapta geçen beyanında "..ıslahımızı zamanaşımına uğramış kısımları dışlayarak ve %30 hakkaniyet indirimi de hesaplayarak ıslah talebinde bulunduk.." şeklinde açıklama yapmış ise de; yapılan incelemede sadece ıslah zamanaşımının gözetildiği, indirimsiz tutarlar üzerinden resen hesaplama yapılarak ıslah talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretinin tanık anlatımları ile ispat edilmesi hâlinde, hesaplanan alacaklardan indirim yapılması gerektiğine dair Yargıtay içtihatları istikrarlı bir uygulama hâlini almıştır. Bu indirim, dosyadaki delillerin durumu ve niteliğine göre yapılması gerekli uygun bir indirimdir. Diğer taraftan fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti hesaplamalarının tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Bu açıklamalara göre dosya kapsamında tanık beyanları esas alınarak hesaplanan fazla çalışma hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden uygun oranda indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır. 5. Davacının ıslah talebinin dayanağı olan bilirkişi raporunda alacak kalemlerinin brüt ücret üzerinden hesaplandığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince fazla çalışma ücretine ilişkin hüküm fıkrasında brüt tutarın, net olarak hüküm altına alınması da hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.