4. Hukuk Dairesi 2021/1018 E. , 2024/660 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2427 Esas 2021/239 Karar DAVA TARİHİ : 26.11.2018 HÜKÜM/KARAR : Ret/İstinaf Talebinin Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİH : 04.04.2019 SAYISI : 2018/688 Esas 2019/108 Karar Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine kara
**4. Hukuk Dairesi 2021/1018 E. , 2024/660 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2427 Esas 2021/239 Karar DAVA TARİHİ : 26.11.2018 HÜKÜM/KARAR : Ret/İstinaf Talebinin Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİH : 04.04.2019 SAYISI : 2018/688 Esas 2019/108 Karar Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak görev yaptığını, davalı İyi Parti Milletvekilinin 31.01.2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda yapmış olduğu konuşma esnasında müvekkili hakkında sarf etmiş olduğu "...bazı fotoğraflar hatırlıyoruz kamuoyunda, sayın milletvekillerinin FETÖ elebaşıyla beraber çektiği fotoğrafları hatırlıyoruz. Hatta şu anda sayın bakanlardan birisinin fotoğrafı sanal âlemde geziyor, ...'ın, Sayın Bakanın. Yani eğer düzmece bir fotoğraf değilse son derece dikkat çekici, aslında ibret verici bir fotoğraf..." şeklindeki sözleri ile kişilik haklarının saldırıya uğradığını, davalının Meclis Başkanı'nın uyarılarını dikkate almayarak bir çok milletvekilini FETÖ ile bağlantılı olmakla itham ettiğini, davalı tarafından iddia edilen sosyal medyada yer alan FETÖ elebaşı ile aynı fotoğrafta bulunan kişinin dava dışı oyuncu Vural Arısoy olduğunu, davalının tamamen asılsız olan bu fotoğrafa dayanarak davacıya suç isnat ettiğini, davalının hakaret ve iftira eylemi nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin TBMM Genel Kurulunda sarf etmiş olduğu sözlerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 83 üncü madde ile güvence altına alınan yasama sorumsuzluğu kapsamında kaldığını, açıklanan sebeple müvekkili hakkında tazminat davası açılamayacağını, konuşmasında "eğer düzmece bir fotoğraf değilse" şeklinde şerh düşüldüğünü, iddia kapsamında dile getirildiğini, talep edilen manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak miktarda olması gerektiğini, kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığını, manevi tazminatın şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yasama dokunulmazlığının salt yasama faaliyeti ile sınırlı olduğu, haksız eylemden dolayı tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, davalının TBMM Genel Kurulu'nda 31.10.2018 tarihinde yaptığı konuşmada sosyal medyada bulunan dava konusu fotoğrafla ilgili olarak '' eğer düzmece bir fotoğraf değilse son derece dikkat çekici, aslında ibret verici'' sözlerinin sarf edildiği; konuşma bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalının davacıya yönelik hakaret kastı ile hareket etmediği, sosyal medyada yer alan bazı fotoğraflarda bazı siyasilerin FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ile birlikte görülmelerinin kabul edilemez olduğu ifade edilirken davacı ile ilgili olduğu belirtilen fotoğraf örnek verildiğinde "eğer düzmece bir fotoğraf değilse" ibaresi kullanılarak görüş açıklandığı, davacının kişilik haklarının saldırıya uğramadığı, bu anlamda manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafından yapılan konuşma ile müvekkilinin itibarsızlaştırılmaya ve küçük düşürülmeye çalışıldığını, kişilik haklarının saldırıya uğradığını, müvekkilinin FETÖ ile bağlantısı olduğuna dair yanlış bir izlenimin kamuoyunda oluşturulmaya çalışıldığını, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, bir kişinin terör örgütü ile bağlantısı olduğu iddiasının başlı başına manevi tazminatı gerektireceğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının TBMM Genel Kurulunda 31.10.2018 tarihinde yaptığı konuşma içeriğinde sosyal medyada yer alan bazı fotoğraflar bazı siyasilerin FETÖ elebaşı Fethullah Gülen'le birlikte görülmelerinin kabul edilemez olduğu belirtilirken davacı ile ilgili olduğu iddia edilen fotoğraf örnek verilerek "eğer düzmece bir fotoğraf değilse" ibaresi kullanılarak görüş açıklandığı, davacı hakkında kesin bir isnatta bulunulmadığı, hakaret kastı ile hareket edilmediği, davacının siyasi kimliği gereği eleştiriye daha fazla katlanması gerektiği, bu şartlar altında davalının ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir demokratik bir toplum için gereklilik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; yasama dokunulmazlığının somut olayda uygulanamayacağını, davalı tarafından yapılan konuşma ile müvekkilinin kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılmaya ve küçük düşürülmeye çalışıldığını, sosyal medyada görülen bir fotoğrafın doğruluğunun araştırılmadan meclis kürsüsüne aktarılmasının davalı açısından sorumsuzca bir davranış olduğunu, konuşmayı dinleyen ortalama bir vatandaşın davacının FETÖ ile bağlantısı olduğunu düşüneceğini, kişilik haklarının saldırıya uğradığını, müvekkilinin FETÖ ile bağlantısı olduğuna dair yanlış bir izlenimin kamuoyunda oluşturulmaya çalışıldığını, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, eleştirinin gerçek olaylarla ilgili olduğunu, bir kişinin terör örgütü ile bağlantısı olduğu iddiasının başlı başına manevi tazminatı gerektireceğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalı milletvekilinin 31.10.2018 tarihinde TBMM Genel Kurul toplantısında yapılan konuşmada davacı hakkında sarf etmiş olduğu sözler nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17, 26, 83 ve 90 ıncı maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...." AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir: "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir." TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 04.06.2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08). İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24.04.2007). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12.11.2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18.07.2018). Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 83 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olan yasama sorumsuzluğu, TBMM üyelerinin Meclis çalışmalarında görevlerini yaparken söyleyecekleri söz ve düşüncelerinden ve belirtecekleri oylarından dolayı herhangi bir soruşturmaya uğramalarını önlemek amacıyla getirilmiştir (AYM’nin 21.03.1994 tarihli ve 1994/16-35 E-K ve E.1994/7-26 sayılı kararları). Bununla birlikte Anayasa'nın 17 nci maddesinde ise kişinin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı düzenlenmiştir. Buna göre devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmeme ve üçüncü kişilerin saldırılarını önleme yükümlülüğü altındadır. Her iki Anayasa hükmü birlikte değerlendirildiğinde yasama sorumsuzluğunun şartlarının geçerli olduğu bir zeminde ileri sürülen ve başkalarının kişilik haklarına saldırı niteliğindeki eylemler nedeniyle tazminat davası açılabileceğini kabul etmek gerekir (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25.10.2017, pr. 66). Yargıtay da istikrarlı bir biçimde, yasama sorumsuzluğunun bulunduğu şartlarda başkalarının kişilik haklarına saldırı oluşturacak söz ve ifadeler nedeniyle TBMM üyelerine karşı manevi tazminat davası açılabileceğine ve yasama sorumsuzluğunun bu tür tazminat talepleri nedeniyle yargılama yapılmasına engel teşkil etmeyeceğine karar vermiştir. Dosya kapsamından, davacı Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanı, davalı ise TBMM 27 nci dönem İyi Parti Milletvekilidir. Davalı tarafından 31.10.2018 tarihinde TBMM Genel Kurul Toplantısında yapmış olduğu konuşmada "... İyi Parti Grubu olarak FETÖ'nün siyasi ve iktisadi ayağının araştırılması konusunda ısrarcı olacağız. Bu teklifimizi de reddedebilirsiniz çünkü "Acaba siyasi ayağı araştırılırsa benim bunlarla geçmişte ettiğim danslar, valsler ortaya çıkar mı?” endişesi yaşayan birçok siyasetçinin, hatta burada milletvekili olan arkadaşlarımızın olduğunu da biliyoruz. Bazı fotoğraflar hatırlıyoruz kamuoyunda, sayın milletvekillerinin FETÖ elebaşıyla beraber çektirdiği fotoğrafları hatırlıyoruz. Hatta şu anda sayın Bakanlardan birisinin fotoğrafı sanal âlemde geziyor, ...'ın, Sayın Bakanın. Yani eğer düzmece bir fotoğraf değilse son derece dikkat çekici, aslında ibret verici bir fotoğraf" söz ve ifadelerinin sarf edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Somut olayda, davacının FETÖ elebaşı ile çektirdiği iddia edilen fotoğraf incelendiğinde; fotoğraftaki kişinin davacı olmadığı sabit olmakla beraber, benzetilen dava dışı kişi ile davacının aynı kişi olmadığı hatta benzerlik bulunmadığı ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açıktır. Şu durumda davalı tarafından bu fotoğraftan yola çıkılarak davacı hakkında FETÖ elebaşı ile geçmişte aynı karede bulunmak şeklinde isnatta bulunulmasının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu durumda davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalının ifade özgürlüğünden üstün tutulmalı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmelidir. İfade özgürlüğüne bu kapsamda getirilen sınırlama, ölçülü ve orantılı olduğu gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygundur. Şu durumda; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına TBK'nın 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. Mahkemece açıklanan yönler gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesinin davacının istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.01.2024 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK'nın 373. maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesi görüşündeyim.