5. Hukuk Dairesi 2024/1061 E. , 2024/7031 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1165 Esas, 2023/1254 Karar DAVA TARİHİ: 17.04.2019 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ: Adana 11. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/610 Esas, 2021/146 Karar Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonucunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı id
**5. Hukuk Dairesi 2024/1061 E. , 2024/7031 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1165 Esas, 2023/1254 Karar DAVA TARİHİ: 17.04.2019 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ: Adana 11. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/610 Esas, 2021/146 Karar Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonucunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı idare vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı idare vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davaya konu Adana ili, ...lçesi, ...Mahallesi 51 parsel sayılı taşınmazın uzun yıllar önce Seyhan Nehrinin yatak değiştirmesi nedeniyle nehir yatağı haline geldiğini ve sular altında kaldığını, davalı idare zamanında gerekli tedbirleri almayarak nehri kendi haline bıraktığından taşınmazın kullanılamadığını ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olmasının mümkün olmadığını, taşınmazın kısmen Seyhan Nehri yatağında kaldığını, dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kaydı incelendiğinde davacının dava konusu taşınmazı 14.11.2011 yılında satış yoluyla edindiğinin sabit olduğunu, davacının dava konusu taşınmazı satın almadan önce de taşınmazın dere yatağı içerisinde bulunduğunu, uzun yıllardır aktif dere yatağı sınırları içerisinde bulunan dava konusu taşınmazın dere yatağının değiştiğinden bahisle müvekkili idareye sorumluluk yüklenemeyeceğinden davanın reddini ve davanın Maliye Hazinesine ihbar edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne, 51 parsel sayılı taşınmazın 48.678,92 m²lik kısmının davacının hissesi yönünden tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tapuya kayıt ve tesciline ve dava konusu taşınmazın 04.11.1983 tarihinden önce nehir yatağı altında kaldığına dair iddia ve bilginin bulunmadığı gibi bilirkişi raporu ile de bu hususun açıklığa kavuşturulamadığı gerekçesiyle kamulaştırmasız el atmaya ilişkin eylemin 1983 yılından sonra olduğunun kabulü ile nispi vekâlet ücretine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı idare vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın Nehir suları altında kalması sebebiyle kullanamayacağını bildiği hâlde satın alan davacının iyiniyetli olmadığını, dava konusu taşınmaza el atılmadığını, nehir yatağındaki değişiklik sebebiyle taşınmazın su altında kalması hususunda müvekkili idareye sorumluluk yüklenemeyeceğini, Ceyhan Nehrinin 4373 sayılı Taşkın Suları Koruma Kanunu kapsamında olduğunu, Bakanlar Kurulu kararınca mihverden itibaren 150 metre sağ ve 150 metre sol olmak üzere mülkiyete konu olmaması gereken yerlerden olduğunun tespit edildiğini, yararı kamuya ait sulardan olan nehirlerin 4721 sayılı Medeni Kanunu'nun 715 inci maddesi uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu gözetilerek husumetin Hazineye yöneltilmesi gerektiğini, el atma tarihinin net olarak belirlenmediğini, incelenen hava fotoğrafları 1983 yılından çok önceki ve sonraki yıllara ait olup taşınmazın el atmanın 1983 yılı öncesi mi sonrası mı olduğunu tespit etmenin mümkün olmadığını, bilirkişi raporunda Ceyhan Nehrinin 1980 yılında önce yatak değiştirerek bugünkü halini aldığı belirtmiş olup el atma tarihinde kuru tarım arazisi olduğu dikkate alınarak değer biçilmesi gerektiğini, dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin hatalı olduğunu, toplulaştırma sonucunun beklenilmesi gerektiğini, belirlenen bedelin yüksek olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için kişiye ait gayrimenkulün idarece (kamu hizmetinde kullanılmak amacıyla) işgal edilmiş olması (fiili el atılmış olması) ve bu işgalin kanunda öngörülen usul ve esaslara uyularak tesis edilmiş bir kamulaştırma işlemine dayanmadan gerçekleştirmiş olması gerektiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmaz arazi vasfında kabul edilerek değer biçilmiş olup Mahkemece öncelikle dava konusu taşınmazın niteliği doğru tespit edildikten sonra tespit edilen niteliğine göre değer tespitinin yapılması gerektiği, taşınmaza el atma tarihi ile ilgili yapılan değerlendirmede, el atma tarihinin 1983 yılı sonrasına ilişkin olduğu kabul edilmiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın tarım arazisi niteliğinde olduğu, sulu tarım arazisi kabul edilen taşınmaza buğday ve samanı, soya ile mısır münavebeye alınmak sureti ile davacının dava konusu taşınmazda el atılan yerdeki hissesinin 28.020,26 m² olup taşınmazın el atılan kısımda davacının payına isabet eden kısmın tarım arazisi olarak bedelinin 662.679,15 TL olup davalı kurumdan tahsiline ilişkin karar verildiği, davalı kurumun harçtan muaf olması sebebi ile harç alınmadığı, taşınmazın niteliğine uygun seçilen münavebe ürünlerine göre tespit edilen bedelinin usul ve kanuna uygun olduğu, taşınmazın tapu kaydı üzerinde 3083 sayılı Kanun uyarınca şerh bulunduğu görülmüş olup bahse konu şerh uyarınca taşınmazın tapu kaydında değişiklik olup olmadığı incelenerek güncel tapu kaydının aynı nitelikte olduğunun görüldüğü, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiş, ayrıca her ne kadar dava konusu taşınmazın tamamının sular altında kaldığı belirtilmiş ise de Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Parsel Sorgu Uygulaması üzerinden edinilen görüntüden taşınmazın bir kısmının su altında olduğu görülmekle tamamının bedeline hükmedilerek tapusunun iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu, maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak davacı tapu maliki ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili hususundadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir: “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibarıyla, gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine meni müdahale davası açmağa hakkı olduğuna, ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna 16.05.1956 tarihinde ilk toplantıda ittifakla karar verildi.” 3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1954/1 Esas, 1956/7 Karar sayılı kararı ile “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, gayrimenkulünün bedelinin tahsiline ilişkin olarak, gayrimenkulünü yola kalbeden hükmü şahsiyeti aleyhine açacağı bedel davasında müruruzamanın mevzuubahis olamayacağına ve bu itibarla da, hadisede Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinin tatbik kabiliyeti bulunmadığına ...” karar verilmiştir. 4. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 11 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca net gelir esas alınarak değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı idare vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davalı idare harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.