Ceza Genel Kurulu 2022/82 E. , 2025/98 K. İtirazname No : 2014/14941 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 353-756 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'in kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna azmettirmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis; sanık ...'nin ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapi…
**Ceza Genel Kurulu 2022/82 E. , 2025/98 K.** **"İçtihat Metni"** İtirazname No : 2014/14941 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 353-756 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'in kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna azmettirmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis; sanık ...'nin ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, her iki sanık hakkında aynı Kanun'un 51/1-a-b, 51/3 ve 53/1. maddeleri uyarınca ertelemeye ve hak yoksunluğuna ilişkin Çeşme Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.11.2013 tarihli ve 353-756 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.07.2021 tarih, 3113-17308 sayı ve oy çokluğu ile; "Sanıkların atılı suçu birden fazla kişiyle birlikte işlemelerine karşın haklarında TCK'nın 109/3-b maddesi gereğince artırım yapılmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır." eleştirisine yer verildikten sonra onanmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı ... ile Daire Üyesi ...; "... katılan ... ve olayın tek görgü tanığı olan ...'ın beyanına uygun olarak mahkemenin kabul ettiği oluşa göre; sanık ...'in Çeşme Altınkum plajında kiraladığı ... isimli işletmenin ön tarafında bulunan alana şezlong atarak kiraya verdiği, katılan ve tanığın bu şezlongların önünde havlu sererek denize girmek istemeleri üzerine, sanık ...'in işçisi olan temyiz dışı sanık ...'in müdahale ederek havlularını buraya sermemesini, başka yerden denize girmesini istediği, tartışma üzerine diğer sanık ...'ın olay yerine gelerek katılana 'Seni de havlunu da denize atarım, doktor olmuşsun ama bir şey bilmiyorsun.' dediği, bu arada tanıkların haber vermesi üzerine kolluk kuvvetinin müdahalesiyle olayın son bulduğu anlaşılmaktadır. Sanıklardan ... tarafından tartışma sırasında sarfedilen sözlerin basit tehdit niteliğinde olduğunda kuşku yoktur. Ancak katılan ile sanıklar arasında şezlonglar önüne havlu serip-sermeme konusunda tartışma yaşandığı, tartışmanın fiili bir müdahale boyutuna ulaşmadığı açıktır. Kişiyi özgürlüğünden alıkoyma suçunun oluşumu için fail tarafından, katılanın bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması gereklidir. Her ne kadar somut olayda, sanıklar tarafından katılana başka bir yerden denize girmesi gerektiği ve buradan denize giremeyeceği söylenmiş ise de; kolluk kuvvetinin erken müdahalesi ile tartışmanın eyleme dönüşmediği anlaşılmaktadır. Herhangi bir filili müdahale olmaksızın başka bir yerde denize girilmesi veya girilmemesi şeklindeki tartışmaların suç kastı taşımaması nedeniyle unsurları oluşmayan suçtan beraat kararı verilmesi," gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 06.10.2021 tarih ve 14941 sayı ile karşı oyda yer alan görüş doğrultusunda itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.01.2022 tarih, 15179-229 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna azmettirmeden, sanık ... hakkında ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara isnat edilen suçların unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Çeşme İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen 05.09.2012 tarihli fezleke üst yazısında olayın kısa özeti bölümünde; "01.09.2012 tarihinde saat 16.30 sıralarında komutanlığımız sorumluluk bölgesinde bulunan Altınkum Plajinda ... diye tabir edilen plajda ücret vermeden sadece sahilinden denize girmek isteyen ... adındaki şahsa işletmede çalışan ...'in 'İşletmeye ait şezlongların önünde denize girmeyin, yan tarafta bulunan kayalık bölgede girebilirsiniz.' diyerek tartışmaya başlamaları üzerine ...'ın olay yerine gelerek ...'ya 'Burada tatile gelen şahıslar şezlonglara ücret vererek tatil yapmaktalar, onları rahatsız etmeyin, eğer burada denize girerseniz sizi de eşyalarınızı da denize atarım.' diyerek hakaret ve tehdit etmesi olayı ile ilgili ... tanzim edilen tahkikat evraklarının muameleten gönderildiğini arz ederim." açıklamasının bulunduğu, olaya kolluk kuvvetlerince nasıl müdahale edildiğine yönelik bir bilgiye yer verilmediği, Kolluk tarafından düzenlenen 22.06.2013 tarihli tutanağa göre; ... isimli işletme yöneticisi olan ... isimli şahısla yapılan görüşmede söz konusu işletmenin idaresinin sanık ... tarafından yapıldığını beyan ettiği, Anlaşılmaktadır. Katılan kollukta; 01.09.2012 tarihinde saat 15.30 sıralarında iki çocuğu ile birlikte Altınkum Plajı'nda faaliyet gösteren ... isimli işletmenin önünde bulunan halka açık kumsalda kısa bir süreliğine denize girmek istediğini, plaj çantasını kumsala koyduğunu, denize girmek için hazırlanırken ... isimli işletme çalışanlarından ismini karakolda öğrendiği inceleme dışı sanık ...'in yanına gelerek "Burada denize giremezsiniz, az ileride bulunan kayalık alanda denize girebilirsiniz." dediğini, bu kişiye bulundukları yerin halka açık bir plaj olduğunu söylediğini, inceleme dışı sanık ile konuşurken yanlarına ismini karakolda öğrendiği sanık ...'nin gelerek kendisine "Burada denize giremezsiniz, az ileride bulunan kayalık alanda denize girin." demesi üzerine bu sanığa da "Burada denize girmek benim hakkımdır. Sahiller özel mülkiyet değildir." dediğini, bunun üzerine sanık ...'nin kendisine "Seni de eşyalarını da denize atarım, doktor olmuşsun da bir şey bilmiyorsun!" diyerek üzerine yürüdüğünü, olay sırasında yanında 11 ve 14 yaşında olan çocuklarının bulunduğunu ve bu olay nedeniyle korktuklarını, Mahkemede; olay tarihinde söz konusu işletmenin müşterilerini engellememeye dikkat ederek uzak bir noktada havlusunu serip denize girmeye çalıştığını, ancak kendilerinden şezlong kiralamayan şahısların söz konusu yerde denize girmesini engellemeyi amaçladıklarını düşündüğü sanıkların iddianamede anlatıldığı şekilde davrandıklarını, Tanık ... (...) kollukta; denize girmek amacıyla olay tarihinde saat 16.30 sıralarında Altınkum Plajı'nda bulunan ... isimli işletme önünde yer alan kumsala gittiğini, eşyasını kumsala bıraktığını, bu sırada yan tarafında ismini karakolda öğrendiği katılan ile bahse konu işletme çalışanlarından inceleme dışı sanığın tartıştıklarını gördüğünü, inceleme dışı sanığın katılana "Burada oturamazsınız. Az ileride bulunan kayalık alanda oturun ve denize girin." dediğini, ardından işletme çalışanlarından ismini karakolda öğrendiği sanık ...'nin gelip katılana "Burada insanlar şezlonglara para vererek oturuyorlar. Siz şezlongların önünde oturamazsınız. Önlerini kapatamazsınız." dediğini, katılanın ise bulundukları yerin halka açık bir alan olduğunu, bunu yasaklayamayacaklarını söylediğini, bunun üzerine sanık ...'nin katılanın üzerine yürüdüğünü, bu sırada kendisinin sanık ...'ye "Tartışmanıza gerek yok, gerekiyorsa jandarmayı çağıralım, yasal olarak burada durmamız yasaksa gideriz." dediğini, tartışmanın devam ettiği sırada sanık ...'nin katılana "Seni de eşyalarını da denize atarım!" dediğini, Mahkemede; olay tarihinde çocukları ile birlikte denize girmek için havlularını ve diğer eşyayı şezlongların ön tarafına koyduklarını, eşyasını koyduğu yer ile şezlonglar arasında iki metre kadar mesafe bulunduğunu, bulundukları yerin denize uzaklığının da yaklaşık iki metre olduğunu, İnceleme dışı sanık kollukta; 01.09.2012 tarihinde ... adlı işletmede çalışmakta iken işletmede bulunan müşterilerinin, ismini sonradan öğrendiği katılanı şikâyet ettiklerini, müşterilerin yanına gittiğinde katılanın eşyasını başka müşterinin kalmış olduğu şezlongun yanına bıraktığını gördüğünü, katılanı uyarmak üzere yanına gittiğini, ardından katılana "Efendim, müşteriler rahatsız oluyor, lütfen denize yakın bir yerde denize girin, duşakabinden, tesisten yararlanın." dediğini, daha sonra yanlarına aynı işletmede çalışan sanık ...'nin geldiğini, sanık ...'nin de katılanı nazikçe uyararak ileride bir yerde denize girebileceğini söylediğini, sanık ...'nin katılanı tehdit etmediğini, Mahkemede; olay tarihinde katılanın ailesi ile birlikte gelerek müşterilerinin hemen yanına havlusunu serdiğini, müşterilerin rahatsız olup şikâyet etmeleri üzerine sanık ...'nin konuşmak için katılanın yanına gittiğini, sanık ...'nin biraz sert çıkış yaptığını görmesi üzerine yanlarına giderek katılana "Havlunuzu alın ve buradan gidin." dediğini, herkesin kumsaldan ve denizden yararlanma hakkı olduğunu, ancak şezlong kiralayan müşterilerinin güvenliğinden ve memnuniyetlerinden de sorumlu olduklarını, o gün kadın müşterilerinin rahatsız olmaları üzerine katılanı uyardığını, kesinlikle kendisinin kumsaldan yararlanmasına engel olmadığını, "Seni de eşyalarını da denize atarım, sen doktor olmuşsun da bir şey bilmiyorsun!" şeklinde bir söz söylemediğini, yalnızca "Havlunuzu alın ve gidin." dediğini, bu olaydan sanık ...'in haberi olmadığını, bu sanığın kendilerini yönlendirmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık ... kollukta; ... isimli işletmede plaj sorumlusu olarak çalıştığını, olay tarihinde saat 16.30 sıralarında müşterilerden gelen şikâyetler üzerine ismini karakolda öğrendiği katılanın yanına giderek müşterisine ait olan şezlongun önüne açmış olduğu havluyu bir metre kadar uzağa açmasını kendisinden rica ettiğini, katılanın kendisine "Sen kim oluyorsun, ben istediğim yere istediğim şekilde otururum!" dediğini, daha sonra katılana işletmenin kendisine verdiği talimatlar doğrultusunda oraya eşyasını bırakamayacağını, olası bir hırsızlık ve çevreye zarar verecek bir durum karşısında sorumluluk kabul edemeyeceğini, ancak denize girebileceğini, işletmeye ait olan duşu ücretsiz kullanabileceğini söylediğini, ardından katılanın, müşterilerinin karşısında kendisini rencide edecek şekilde bağırarak "Sen kim oluyorsun, ben istediğim yerde dururum. Rahatsız olan müşterin varsa onlar gitsin!" dediğini, katılana "Burada denize girme, yoksa seni ve eşyalarını denize atarım!" demediğini, kendisini kayalık bölgede denize girmesi konusunda tehdit etmediğini, Mahkemede; 2012 yılında bahse konu işletmede plaj sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, olay günü ismini bilmediği ve tanımadığı katılanın yine aynı yerde plaj sorumlusu olarak kendi gözetimi altında çalışan inceleme dışı sanık ile tartıştığını görüp yanlarına gittiğini, konunun ne olduğunu sorduğunda, katılanın "Ben burada denize girerim, eşyalarımı da bu şekilde serebilirim." dediğini, kendisine müşterilerin rahatsız olduğunu, denizi kullanabileceğini, ancak eşyasını orada bu şekilde bırakamayacağını, çünkü daha önce bu şekilde bırakılan bir çantada bulunan bombanın patladığını söylediğini, kendisine yönelik herhangi bir kötü sözü ve tehdidi olmadığını, inceleme dışı sanığın da kendisi gibi katılanı sadece ikaz ettiğini, denizi kullanabileceğini, ancak eşyasını belirtilen şekilde bırakamayacağını, ifade ettiğini, ancak kendisinden önceki konuşmalara dair bilgisinin olmadığını, katılanın kendilerini rencide edecek şekilde "Siz kim oluyorsunuz, ben burada denize girerim, mafya mısınız?" şeklinde beyanlarda bulunduğunu, katılana yönelik tehdit ve fiilî müdahalede bulunmadıklarını, iş yeri sahibi olan sanık ...'in olay sırasında iş yerinde bulunduğunu, daha sonra yanlarına geldiğini, katılan ile aralarında bir tartışma olmadığını, katılanın "Ben jandarma alıp geleceğim!" diyerek iş yerinden ayrıldığını, daha sonra jandarma ile birlikte geldiğini, kendisine verilen talimatlar doğrultusunda işini yapmasının dışında başka bir amacı olmadığını, çünkü iş yeri sahibinin kendisine "Ben burayı devletten kiraladım, buraya ücretini vermeyen oturamaz, eşyasını koyamaz, ancak denize girmesine karışmayın." dediğini, daha önceki bomba olayı nedeniyle de katılana sadece eşyasını söz konusu yere koyamayacağını söylediğini, tehdit edici herhangi bir şey söylemediğini, Sanık ... kollukta; yaklaşık 16 yıldır aynı işletmeyi çalıştırdığını, bu süre içerisinde kesinlikle iddia edildiği gibi şezlong parası ödemeyen şahısların plajdan yararlanmaması konusunda çalışanlarına talimat vermediğini, işletmelerinin etrafında vatandaşların giriş ve çıkışlarını engelleyecek herhangi bir önlem bulunmadığını, çalıştırdığı işletmenin Çeşme Belediyesinin belirlemiş olduğu şekilde plajdan 12 metre içeride bulunduğunu, bu 12 metrelik alanın tüm vatandaşlara açık olduğunu, sadece işletmelerine ait olan şezlonglarda oturanlardan kiralama bedeli aldıklarını, Mahkemede; deniz kenarında, şezlongların önünde denize girenlerin engellenmesi konusunda çalışanlarına yönelik bir talimatı olmadığını, sadece şezlongları kullanmayan kişilerin şezlongların arasına oturmalarına ya da orayı kullanmalarına izin vermediğini, çünkü hırsızlık olayları olduğunu, ayrıca müşterilerin rahatsız olduklarını, olay sırasında bulunmadığını, diğer sanık ve inceleme dışı sanığın katılanın yanına kendisinin göndermediğini, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi şöyledir; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.". 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi, üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun ekonomik bakımdan önemli bir kayba uğraması olarak ifade edilen netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Suçla korunan hukuki değer, bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğüdür. Bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyeti.." olarak zikredilmiştir. Suçun temel şeklinin tipik eylemi, bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmaktır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Netice ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılmış olmasıdır. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Mütemadi/kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak kısıtlama devam ettikçe suç da işlenmeye devam eder. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları). Doktrin de (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) aynı görüştedir. Uyuşmazlık konusu ile ilgisi nedeniyle anılan maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen tehdit kavramına ve üçüncü fıkrasının (b) düzenlenen birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâline değinilmesinde yarar bulunmaktadır. Tehdit, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, "gözdağı verme" anlamına gelmekte olup bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk - A. Gökcen - M.Emin Alşahin - Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405). Tehdit, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olmalı, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelmelidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, s.127; A. Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873). Diğer taraftan Kanun koyucu, mağdurun mukavemetini kırmasını, mağdur üzerindeki etkisini ve suçun icrasını kolaylaştırmasını dikkate alarak, hürriyeti sınırlamanın birden fazla kişi tarafindan birlikte işlenmesini, yani suçun iştirak hâlinde gerçekleştirilmesini nitelikli hâl olarak kabul etmiştir. Ancak bentte geçen "suçun birden fazla kişi tarafindan birlikte işlenmesi" ibaresini, müşterek failliği düzenleyen TCK'nın 37. maddenin birinci fikrasındaki "suçun kanuni tarifindeki fiili birlikte gerçekleştirenler" olarak anlamak gerekir. Bu nedenle, nitelikli hâlin uygulanabilmesi bakımından, birden fazla kişinin müşterek faillik statüsü içinde suçun icrasına katılmış olmaları gerekmektedir (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, 7. Baskı. s. 460). Bu durum madde gerekçesinde ise "Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi de bu fıkra kapsamında bir seçimlik nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Suçun icra hareketlerinin birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi gerekir. Yani suçun işlenişi açısından müşterek faillik durumunun varlığı hâlinde, bu nitelikli unsur oluşur. Ancak, suçun icra hareketlerinin bir kişi tarafından gerçekleştirilmesine karşılık, diğer suç ortaklarının azmettiren veya yardım eden olması hâlinde, bu fıkraya göre ceza artırılamaz." şeklinde açıklanmıştır. Diğer taraftan Anayasa'nın "Kıyılardan yararlanma" başlıklı 43. maddesi ise şöledir; "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir." Bu düzenleme ile kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği ve kişilerin kıyılarla sahil şeritlerinden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenleneceği anayasal teminat altına alınmıştır. Öte yandan amacı "... deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tespit etmek ..." şeklinde açıklanan 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; kıyı çizgisi deyiminin; "Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi,", kıyı kenar çizgisi deyiminin; "Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını,", kıyı deyiminin ise; "Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı," ifade ettiği belirtildikten sonra aynı Kanun'un "Genel Esaslar" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır." şeklinde düzenlenerek Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan kıyıların herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık olduğu hüküm altına alınmıştır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme İzmir ili, Çeşme ilçesi, Altınkum Plajı'nda bulunan ve şezlong kiralama işi yapan ... isimli iş yerinin sanık ... tarafından işletildiği, bu iş yerinin çalışanları olan sanık ... ile inceleme dışı sanığın şezlong kiralamayan kişilerin deniz kıyısına oturmalarına ve eşya koymalarına müsaade edilmemesi hususunda olay öncesinde sanık ...'den talimat aldıkları, 01.09.2012 tarihinde saat 16.30 sıralarında denize girmek amacıyla Altınkum Plajı'na gelen katılanın, ... isimli işletme tarafından kiralanan şezlonglar ile kıyı çizgisi arasında bulunan kumsala eşyasını bıraktığı, söz konusu yer ile şezlonglar arasında iki metre kadar mesafe bulunduğu, bu yerin kıyı çizgisine olan uzaklığının ise yine yaklaşık iki metre olduğu, katılanın denize girmek için hazırlık yaptığı sırada yanına gelen inceleme dışı sanığın, kendisine "Burada oturamazsınız. Az ileride bulunan kayalık alanda oturun ve denize girin." dediği, katılanın bu kişiye eşya koyduğu yerin halka açık bir plaj olduğunu belirtip bulunduğu yerden gitmek istemediği, tartışma sırasında yanlarına gelen sanık ...'nin de katılana "Burada insanlar şezlonglara para vererek oturuyorlar. Siz şezlongların önünde oturamazsınız. Önlerini kapatamazsınız." demesi üzerine katılanın anılan sanığa da bahse konu yerin halka açık bir alan olduğunu ve bunu yasaklayamayacaklarını söylediği, bunun üzerine sanık ...'nin "Seni de eşyalarını da denize atarım, doktor olmuşsun da bir şey bilmiyorsun!" diyerek katılanın üzerine yürüdüğü, ardından katılanın "Ben jandarma alıp geleceğim." diyerek bulunduğu yerden ayrıldığı kabul edilen olayda; Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan kıyıların herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık olduğuna ilişkin Anayasanın 43. ve Kıyı Kanunu'nun 5/1 maddelerine aykırı olarak bahse konu iş yerini işleten sanık ...’in azmettirmesi sonucunda sanık ...’nin inceleme dışı sanık ... ile birlikte tehdit etmek suretiyle işletmenin hizmet ve eşyalarından faydalanmayan katılanın deniz kıyısında oturmasına ve eşyasını bu alana koymasına engel olduğunun anlaşılmasına, zikredilen anayasal ve yasal düzenleme kapsamına giren kıyı dışında kalan yerlerle ilgili olarak özel hukuk sözleşmesi ve/veya idari işlemlerden doğan tasarruf ve işletme haklarının, kıyıda bulunan katılana müdahalelerini hukuka uygun hâle getirmeyeceği de nazara alındığında, katılanı hukuka aykırı olarak bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan sanıklara isnat edilen suçun unsurları itibarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Sanık ...'nin müsnet suçu inceleme dışı sanık ... ile birlikte işlemesine rağmen sanıklar hakkında TCK'nın 109/3-b maddesinin uygulanma şartlarının oluştuğunun gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.