4. Hukuk Dairesi 2011/10668 E. , 2012/10989 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat .... tarafından, davalı ... AŞ. ve diğerleri aleyhine 27/07/2010 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 29/03/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle …
**4. Hukuk Dairesi 2011/10668 E. , 2012/10989 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat .... tarafından, davalı ... AŞ. ve diğerleri aleyhine 27/07/2010 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 29/03/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince: Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalılar tarafından temyiz edilmiştir Davacı, dava dilekçesinde; ..... Gazetesi'nin 20.06.2010 tarihli nüshasında, kendisi hakkında yapılan haber nedeni ile kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Davalılar, haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu bildirerek, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, ilgili yayın nedeni ile davacının kişilik hakları ihlal edildiğinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre, kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hâkim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Hükmedilecek bu para zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hâkimin hak ve nesafetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Davaya konu olayda; olayın gelişimi, davacı hakkında önceki tarihlerde yapılan soruşturma ve içeriği, haberin veriliş biçimi, kullanılan ifadeler ile yukarıdaki ilkeler dikkate alındığında mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarı fazladır. Davacı yararına daha alt düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda [2] sayılı bentte gösterilen nedenle davalılar yararına BOZULMASINA, davacının tüm, davalıların diğer temyiz itirazlarının [1] sayılı bentte gösterilen nedenlerle reddine ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21/06/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır. Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan gerekse MK.nun 24 ve 25. maddelerinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir. Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı gibi, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir. Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır. Davaya konu olayda; kamuoyunda balyoz davası olarak bilinen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E: 2010/283 sayılı dosyasında yargılanan, çoğunluğunu emekli veya muvazzaf üst düzey askeri şahısların oluşturduğu sanıklar hakkında, nöbetçi hakim sıfatıyla davacının verdiği tahliye kararı haber yapılmıştır. Haberin devamında, davacının hukuk fakültesi öğrencilik yıllarında benzin bidonu ve molotof kokteylleriyle yakalandığı ve gözaltına alındığı belirtilmiş; ayrıca davacının DHKP-C davasının kararında sanıkların beraati yönünde muhalefet şerhi düştüğü de açıklanmıştır. Dosyadaki delil ve belgelere göre, gerçekten de davacı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Hazırlık No: 1991/51 sayılı dosyasında yasadışı örgüt üyesi olmak ve faaliyet yürütmek suçundan gözaltına alınmış ve ifade vermiştir. Ancak, savcılık tarafından Karar No: 1991/20 sayılı kararla "Sanık ...'in yasa dışı örgüt üyesi olduğu, faaleyeti yürüttüğü konusunda sonradan rücu ettiği emniyet ifadesinden başka hakkında kamu davasının açılmasını haklı gösterecek delil ve emare elde edilemediğinden..." kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bu kararın haberde belirtilmemesi kişilik hakkını ihlal etmez. Zira basın görünür gerçeğe uygun yayın yapmakla yükümlüdür. Haber kolluk ifadesine dayandığından görünür gerçeğe uygundur. Delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verildiğine dair açıklamanın haberde yer alması zorunluluğundan söz edilemez. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E: 2007/341, K: 2010/20 sayılı dosyasında da davacı, sanıkların mahkumiyetine dair çoğunluk görüşüne karşı beraat yönünde muhaleet şerhi yazmıştır. Dolayısıyla haberde geçen açıklamalar gerçektir. Haberde bahsi geçen balyoz davası Türkiye gündeminde önemli yer etmiş ve halen de gündemi meşgul etmeye devam etmektedir. Kamuoyunun yoğun bir ilgisi vardır. Hemen her duruşma veya ara kararı TV anahaber bültenlerinde, gazetelerde yer almaktadır. Davada sanıklar tutuklanmış, defaatle tahliye talepleri reddedilmişken, davacı nöbetçi hakim sıfatıyla tahliye kararı vermiştir. Böylesine önemli, uzun süre ve halen gündemin ilk sıralarını meşgul eden bir davada dikkat ve ilgi çekici bir karar veren davacının basının ilgi odağı olması, medya tarafından geçmişinin irdelenmesi doğaldır. Çünkü kamuoyu önünde olan veya gündemde ilgi odağı olan kişilerin basın tarafından geçmişlerinin irdelenmesi, hatta özel hayatlarının haber konusu yapılması basın özgürlüğü kapsamındadır. Dolayısıyla, yukarıda anılan muhelefet şerhi ile öğrencilik yıllarındaki soruşturmaya ilişkin kısımların güncel olmadığı gerekçesiyle kişilik haklarını ihlal ettiği iddia edilemez. Açıklanan nedenlerle kişilik haklarına basın yoluyla saldırı için gerekli şartların oluşmadığı, dolayısıyla davanın reddi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 21/06/2012