Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 23/11/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Bel ve bacakta ağrı, yürüyememe ve kamburluk şikâyetleri nedeniyle Şanlıurfa Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Servisindeyatan hasta olarak tedavi gören başvurucunun ayağında, yapılan enjeksiyondan sonra uyuşma meydana gelmiştir. Tedaviyi yürüten doktor tarafından soğuk uygulama yapılmış ve bir kısım tetkikler sonrası şikâyetin enjeksiyondan kaynaklanmadığı düşüncesiyle rutin tedaviye devam edilmiştir. Başvurucu kendi isteği ile Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, burada yapılan muayene ve tetkiklerden sonra kendisine, altı ay süreyle önerilen tıbbi tedavi ve fizik egzersizlerine davam edilmesi hâlinde kesin iyileşme olacağı bilgisi verilmiştir. Hatalı enjeksiyon nedeniyle oluşan zararlarının tazmini için idareye yaptığı başvuruya olumsuz yanıt alan başvurucu, 12/5/2004 tarihinde idareye karşıtam yargı davası açmıştır. Yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumu tarafından 15/9/2008 tarihli rapor hazırlanmıştır. Raporda; başvurucunun sol ayağında oluşan güçsüzlüğün enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, ancak enjeksiyonun yanlış yere yapıldığına dair tıbbi bir kayıt bulunmadığı, bel ve sırt ağrılarına yönelik olarak kalçadan ağrı kesici yapılmasının genel tababet kuralları içinde olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 6/5/2009 tarihli ek raporda da ilk rapordaki sonuç tekrarlandıktan sonra, enjeksiyonun doğru yere yapılması hâlinde bile nöratipiye neden olabileceği ve başvurucuda oluşan şikâyetin komplikasyon olarak kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anılan raporlara itiraz üzerine Adli Tıp Kurumu Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 2/7/2010 tarihli raporu hazırlanmıştır. Anılan raporda da İhtisas Kurulunun tespitleri tekrarlandıktan sonra; başvurucunun sol ayağında oluşan güçsüzlüğün enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, enjeksiyona bağlı nöropatilerin komplikasyon olarak kabul edildiği, enjeksiyonu yapan memura kusur atfedilemeyeceği, başvurucunun beden gücünde kayıp oranının yüzde on yedi olduğu ifade edilmiştir. Şanlıurfa İdare Mahkemesi (Mahkeme) 29/7/2010 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucuda meydana gelen rahatsızlık ile kendisine uygulanan iğne arasında illiyet bağı bulunduğunun anlaşıldığı, ancak bilirkişi raporları gözetildiğinde meydana gelen rahatsızlık nedeniyle idareye yüklenebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı, ayrıca dava konusu olayda başvurucunun manevi değerlerinde bir eksilme olduğunun hukuken kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Başvurucu anılan karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Onbeşinci Dairesi 27/5/2014 tarihinde, reddedilen tazminat üzerinden nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmın bozulmasına, kararın davanın reddine ilişkin kısımlarının ise usul ve hukuka uygun olması nedeniyle onanmasına karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 8/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar başvurucuya 24/10/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bozma kararına uyan Mahkeme vekâlet ücreti yönünden yargılamaya devam ederek,13/1/2016 tarihinde idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesine karar vermiştir. Anılan kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesi 14/12/2016 tarihinde, 27/5/2014 tarihli kararı ile derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kısmını onadığını ve bu yönüyle kararın kesinleştiğini hatırlatarak ilk temyiz incelemesinde ileri sürülen temyiz nedenlerin yinelenerek kararın kesinleşmiş olan kısmın bozulmasının istenmesine olanak bulunmadığını vurgulamış ve başvurucunun temyiz talebinin incelenmeksizin reddi ile kararın onanmasına hükmetmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 19/9/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 26/10/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 23/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.