Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/2/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucuya 1989 yılında ailesel Akdeniz ateşi tanısı konulduğu, başvurucunun küçük yaştan itibaren kronik böbrek yetmezliği rahatsızlığı bulunduğu dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Başvurucu, İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde böbrek yetmezliği nedeni ile izlenmiş; akciğer tüberkülozu nedeniyle 21/7/2000 tarihinde başvurucunun antitüberküloz tedavisine başlanmıştır. Tedavi sürecinde işitme kaybı şikâyetleri nedeniyle gerçekleştirilen kulak, burun, boğaz muayenesinde başvurucuda kullanılan ilaçlara bağlı olarak işitme kaybı oluştuğu, bu ilaçların kesilmesinin önerildiği tespit edilmiştir. Başvurucu, kendisine verilen yanlış ilaçların etkisi ile işitme kaybı oluştuğundan bahisle zararlarının tazminine karar verilmesi talebiyle 30/7/2007 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde yapılan tüberküloz ve böbrek yetmezliği tedavisinde yanlış ilaç kullanması ve tedavi yöntemi uygulanması sonucunda oluşan total işitme kaybı nedeniyle idarenin hizmet kusuru bulunduğunu belirtmiştir. Yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumu (ATK) İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 26/7/2010 tarihli raporda; başvurucunun kronik böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü, akciğer tüberkülozu nedeniyle 21/7/2000 tarihinde antitüberküloz tedavisine başlandığı, tedavi sürecinde başvurucuda işitme kaybı oluştuğu ifade edilmiştir. Tedavinin uygulandığı tarihlerde kullanılan ilaçların işitme kaybı da dâhil bilinen bir yan etkisinin olmadığı, son dönemlerde bu ilaçların tedavi sonrasında işitme kaybına yol açtığına dair yayınların bulunduğu belirtilmiştir. Raporda; başvurucunun gerçekleştirilen kulak, burun, boğaz muayenesinde ilaçların kesilmesinin önerildiği, günümüzde uygulanan tüm tedavilere rağmen işitme kaybının oluşmasının önlenemediği veya başlayan işitme kaybının durdurulamadığı vurgulanmıştır. Raporda ayrıca başvurucuda oluşan işitme kaybının tek başına isoniyazit ilacına bağlı oluşmadığı, hastada mevcut diğer problemlerin de etkisiyle işitme kaybının meydana geldiği, ayrıca kulak burun boğaz bölümü tarafından genel olarak ilaçların kesilmesi tavsiyesinde bulunulduğu, bunun da net olarak anlaşılabilecek bir öneri olmadığı ifadelerine yer verilmiştir. Sonuç olarak kişiye uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu oybirliğiyle kabul edilmiştir. Başvurucu; ATK raporuna itiraz dilekçesinde, raporu hazırlayan Kurulda nefroloji ve kulak burun boğaz uzmanının yer almadığını, raporu düzenleyen doktorların davalı hastanede görev yaptıklarını, hastanın oluşabilecek yan etkilere karşı bilgilendirildiğine dair bir belirlemenin olmadığını belirtmiş ve itirazları doğrultusunda rapor alınmak üzere dosyanın ATK Genel Kuruluna gönderilmesini talep etmiştir. Mahkeme 18/2/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, gerek raporda detaylı biçimde açıklanan tıbbi gerekçeler gerekse raporu hazırlayanların yeterlilik ve tarafsızlıkları açısından başvurucunun rapora karşı yaptığı itirazlarının reddedildiği belirtilmiştir. Kararda, ATK raporunun hükme esas alındığı vurgulandıktan sonra somut olayda idareye atfı kabil kusur izafe edilebilmesinin mümkün olmadığı ve gerçekleşen zararda idareye yüklenebilecek ağır hizmet kusurunun bulunmadığı hususlarına yer verilmiştir. Başvurucu anılan karara karşı yürütmenin durdurulması talebiyle temyiz başvurusunda bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde; kararın eksik bilirkişi raporuna dayandığı, anılan tedavi yapılırken hastadan onay alınmadığı ifade edilmiştir. Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafından 21/2/2017 tarihinde mahkeme kararı hukuka uygun bulunduğundan onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 28/12/2017 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Nihai karar 29/1/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. İlgili hukuk için bkz. Fındık Kılıçaslan, B. No: 2015/97, 11/10/2018, §§ 19-27; Cihan Beyribey, B. No: 2014/19450, 26/12/2018, §§ 23-28; Fesih Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-