Başvuru, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında müddeabihin ıslahla artırılan kısmının zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın on dört yılı aşan bir süre sonunda tamamlanması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında müddeabihin ıslahla artırılan kısmının zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın on dört yılı aşan bir süre sonunda tamamlanması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 7/5/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atıfta bulunarak başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 6/11/1996 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle işveren aleyhine 24/6/1999 tarihinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla 100 TL'lik maddi tazminat davası açmıştır. Muratlı Asliye Hukuk Mahkemesi (iş mahkemesi sıfatıyla)4/3/2004 tarihli ve E.1999/243, K.2004/54 sayılı karar ile işverenin kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Karar başvurucu tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 21/9/2004 tarihli kararı ile bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu ve hükme esas alınan raporun mevzuatta öngörülen koşullara uygun olmadığı gerekçesiylebozma kararı vermiştir. Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi sürekli iş göremezlik oranının açıklığa kavuşturulmasından sonra bilirkişi vasıtasıyla başvurucunun uğramış olduğu maddi zararın tespitini yapmıştır. Başvurucu, 19/9/2011 tarihli dilekçesiyle davasını ıslah ederek 000 TL manevi tazminat isteğinde bulunmuştur. Muratlı Asliye Hukuk Mahkemesi 8/12/2011 tarihli ve E.2005/8, K.2011/344 sayılı karar ile başvurucuya bağlanan gelirin peşin sermaye değeri maddi zararını tam olarak karşıladığından maddi tazminat isteğinin reddine ve manevi tazminat talebinin kısmen kabulüyle 000 TL manevi tazminatın 6/11/1996 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Karar taraflarca temyiz edilmiş, Daire 5/3/2013 tarihli ve E.2012/12791, K.2013/3810 sayılı karar ile İlk Derece Mahkemesi kararını hükmedilen manevi tazminat yönünden bozmuştur. Bozma kararının ilgili kısmı şöyledir: "...Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı davacıya verilen kontrol kaydı incelemelerine göre de ilk tespit edilen oranın değişmediği davacının kazadan sonra1997 tarihinden itibaren çalışabileceğine ilişkin rapora istinaden bu tarihtenbaşlamak üzere %2 oaranında iş göremezlik geliri bağlandığı ortadadır.Hal böyle olunca, davacı tarafından 2011 tarihinde ıslahen manevi tazminat istenilmesi üzerine süresi içerisinde davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'i nin kabul edilerek ıslahen istenilen manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken,tazminat talebinin kısmenkabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.'' Dairenin bozma ilamına uyan Muratlı Asliye Hukuk Mahkemesi 13/6/2013 tarihli ve E.2013/96, K.2013/112 sayılı karar ile bozma kararında belirtilen gerekçeye dayanarak manevi tazminat talebini reddetmiştir. Temyiz edilen karar, Dairenin 10/3/2014 tarihli ve E.2013/20381, K.2014/4380 sayılı onama kararı ile aynı tarihte kesinleşmiştir. Nihai kararbaşvurucu vekiline 17/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan ''Müruru Zaman'' kenar başlıklı maddesi şu şekildedir.''Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.'' Karar tarihinde yürürlükte bulunan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ''zamanaşımı '' kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şu şekildedir.''Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.'' Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/5/2011 tarihli ve E.2011/13-161, K.2011/276 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir.''Borçlar Kanunu, haksız fiilde ve sebepsiz zenginleşmede 10 yıllık ve 1 yıllık zamanaşımı süresini kabul etmiştir. Haksız fiilde 10 yıllık süre haksız fiilin vuku bulmasıyla sebepsiz zenginleşmede hakkın doğduğu tarihte başlar.'' Dairenin 25/12/2012 tarihli ve E.2012/2315, K.2012/24421 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir.''Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı, yapılan tespitlerin 1997 tarihli kaza gününe ilişkin olduğu ortadadır.''