Başvurucu, üyesi olduğu kooperatifin daire teslim ve tahsisi yapmaması üzerine açtığı tazminat davasının kısmen kabul edilmesi ve davanın 11 yılda sonuçlanması nedenleriyle Anayasa’nın 2. , 10. , 35. , 36. , 90. ve 148. maddelerinde yer alan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılması yönünde karar verilmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, üyesi olduğu kooperatifin daire teslim ve tahsisi yapmaması üzerine açtığı tazminat davasının kısmen kabul edilmesi ve davanın 11 yılda sonuçlanması nedenleriyle Anayasa’nın , , , , ve maddelerinde yer alan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılması yönünde karar verilmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 3/4/2013 tarihinde Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 8/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 30/9/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 27/10/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 16/4/1997 tarihinde 350,00 YTL peşin bedelle bir konut yapı kooperatifinden daire satın almış, uzun zaman geçmesine rağmen kendisine tahsis, tescil ve teslim yapılmadığından kooperatif tüzel kişiliğine ihtarname göndererek kooperatifte ferdileştirme işlemlerinin yapılmasını talep etmiş, cevabi yazıda yükümlülüklerini yerine getirmediği için üyelikten çıkarıldığı kendisine bildirilmiştir. Başvurucu, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine başvurmuş ve Mahkemenin E.2003/966 sayılı kararı ile ihraç kararının iptalini sağlayarak tekrar kooperatife üye olmuştur. Başvurucu, kooperatifte boşta daire kalmaması, üye fazlası olması ve dairelerin kura çekilmeksizin üyelere tahsis edilmesi üzerine İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde 28/7/2003 tarihinde peşin aldığı daire bedeli ve mahrum kaldığı kira bedeli talepli tazminat davası açmıştır. Mahkemece bilirkişi tayin edilmiş, 28/6/2004 tarihinde keşif yapılmış ve tahsis tarihini tespit için tanık ifadesine başvurulmuş, başvurucu bilirkişi raporu sonrasında talebini 000 TL daire bedeli ve 900 TL kira bedeli olarak ıslah etmiştir. Mahkeme 24/6/2005 tarihli, E.2003/956, K.2005/416 sayılı kararıyla davayı kısmen kabul ederek, 000 TL daire bedeli ve 350 TL kira bedelinin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Yapılan temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesi, 15/3/2007 tarih ve E.2006/699, K.2007/4455 sayılı kararıyla ve Dairece benimsenen yöntemle tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken farklı bir yöntemin kullanıldığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma kararı sonrasında Mahkeme, E.2007/58, K.2007/750 sayılı kararıyla yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine göndermiştir. İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi, davayı tekrar ele almış, bozma kararı doğrultusunda ödemelerini yapan üyelerin örnek ödemeleri güncellenerek ve ödenmeyen aidatlar mahsup edilerek bilirkişi marifetiyle tekrar tazminat hesabı yaptırmış ve 26/2/2010 tarih ve E.2008/655, K.2010/106 sayılı kararıyla 835 TL daire bedeli ile 080 TL kira bedelinin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Yapılan temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesi, 15/12/2011 tarih ve E.2011/2303, K.2011/2636 sayılı kararıyla ve Mahkemece ilk hükümde karar altına alınan kira bedelinin başvurucu lehine usulü kazanılmış hak olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını yine bozmuştur. Davayı bir defa daha ele alan Mahkeme, bozma kararına uyarak 17/7/2012 tarihli ve E.2012/334, K.2012/519 sayılı kararıyla 835 TL daire bedeli ile 350 TL kira bedelinin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bu karara yapılan temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesi, 16/1/2013 tarih, E.2012/6603, K.2013/128 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararını karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere onamıştır. Karar aynı tarihte kesinleşmiş ve başvurucuya 5/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” 24/04/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 06/10/1988 tarihli ve 3476 sayılı Kanunla değişik maddesi şöyledir:“Kooperatif ortaklığından çıkarılmayı gerektiren sebepler anasözleşmede açıkça gösterilir. Ortaklar anasözleşmede açıkça gösterilmeyen sebeplerle ortaklıktan çıkarılamazlar.Ortaklıktan çıkarılmaya yönetim kurulunun teklifi ile genel kurulca karar verilir. Anasözleşme, çıkarılanın genel kurula başvurma hakkı saklı kalmak üzere, bu hususta yönetim kurulunu da yetkili kılabilir.Çıkarılma kararı gerekçeli olarak tutanağa geçirileceği gibi, ortaklar defterine de yazılır. Kararın onaylı örneği, çıkarılan ortağa tebliğ edilmek üzere, on gün içinde notere tevdi edilir. Bu ortak tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde itiraz davası açabilir. Tebliğ edilen karar, yönetim kurulunca verilmiş ise ortak, üç aylık süre içinde genel kurula da itiraz edebilir. Bu itiraz, ilk toplanacak genel kurula sunulmak üzere, yönetim kuruluna noter aracılığı ile tebliğ ettirilecek bir yazı ile yapılır. Genel kurula itiraz edildiği takdirde, yönetim kurulunun çıkarma kararı aleyhine itiraz davası açılamaz. İtiraz üzerine genel kurulca verilecek karara karşı itiraz davası hakkı saklıdır.Üç aylık süre içinde, genel kurula veya mahkemeye başvurmak suretiyle itiraz edilmiyen çıkarılma kararları kesinleşir.Haklarındaki çıkarma kararı kesinleşmeyen ortakların yerine yeni ortak alınamaz. Bu kişilerin ortaklık hak ve yükümlülükleri, çıkarılma kararı kesinleşinceye kadar devam eder.” 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”