Hukuk Genel Kurulu 2012/4-13 E. , 2012/749 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 4.Hukuk Dairesi (İlk Derece) TARİHİ : 20/09/2011 HUKUK GENEL KURULU KARARI Davalı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü: Dava, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573.maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, tahliye taleplerinde ileri sürdükleri iddiaların dinlenmediğini, matbu denilen ve müvekki
**Hukuk Genel Kurulu 2012/4-13 E. , 2012/749 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Yargıtay 4.Hukuk Dairesi (İlk Derece) TARİHİ : 20/09/2011 HUKUK GENEL KURULU KARARI Davalı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü: Dava, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573.maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, tahliye taleplerinde ileri sürdükleri iddiaların dinlenmediğini, matbu denilen ve müvekkiline uymayan klişe ifadelerle reddedilerek tutukluluğun devamına karar verildiğini, tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda gerekçe bulunmadığını, hakimlerin yasalarda yer alan açık hükümleri ihlal ettiklerini, suç teşkil edecek şekilde ağır kusurlu ve kasıtlı davrandıklarını iddia ederek 6000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda başlık bölümünde belirtilen gerekçe ile görevsizlik kararı verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Koruma Tedbirleri” başlıklı dördüncü kısmının “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlıklı yedinci bölümünde yer alan 141.maddesinde tazminat istemi düzenlenmiş, söz konusu madde de sayılan haller ile sınırlı olmak üzere maddede belirtilen hallere dayanılarak ceza yargılaması ve soruşturması sırasında koruma tedbirlerinin uygulanması nedeni ile meydana gelen maddi ve manevi her türlü zararların devletten istenebileceği düzenlenmiştir Koruma tedbirleri nedeniyle tazminata ilişkin bu hükümler, yapılan muhakeme sonunda başlangıçta haklı görülen tedbirin bilahare haksız ya da hukuka aykırı olduğunun anlaşılması halinde bundan zarar gören kimselerin, bu zararlarının karşılanmasına yöneliktir. CMK’nun 141.maddesi hangi hallerde tazminat istenebileceğini, 142.maddesi bunun koşullarını, 143. ve 144.maddeler ise tazminatın geri alınmasını ve tazminat isteyemeyecek kişileri düzenlemiştir. Burada düzenlenen tazminat nedenleri sayılan koruma tedbirlerine dair kararın yerindeliğine ilişkin değerlendirme yapılmasını ve sonradan haksızlığın anlaşılmasını gerektiren hükümlerdir. 1086 sayılı HUMK 573. ve devamı maddelerindeki sebepler ise tahdidi olarak sayılmış olup başka surette sorumluluk hallerinin yaratılamayacağı sorumluluk hallerinin hemen hemen hepsinde kasıt veya ağır kusur şartı aranmaktadır (Orhan Özdeş, Hâkimlerin Hukukî Sorumluluğu ve Devlet, Danıştay Dergisi 1971, s. 2, sh. 9-17.). Bu nedenle hâkimin kasıt veya ağır kusuru bulunmadığı, zararın yedinci bent hükmü dışındaki hallerde bir ihmaline dayanıldığı durumlarda 1086 sayılı HMUK hükümlerine dayanılarak sorumluluk cihetine gidebilme imkanı bulunmamaktadır. Bir diğer deyişle hakimin yaptığı yargısal faaliyet sırasında kast ve ağır kusur ile hareket etmesi halinde 1086 sayılı HMUK 573 ve devamı maddelerine dayanılarak ancak devlet aleyhine tazminat davası açılabilme imkanı bulunmaktadır. Dava açılırken dayanılan hukuki ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukuki nitelemenin yapılması ve sonucuna göre de bu tür davalara bakma görevinin hangi mahkemeye ait olduğunun belirlenmesi gerekir. Zira, 6100 sayılı HMK’nun 33. (1086 sayılı HUMK’nun 76.) maddesi gereğince hukuki tavsif (niteleme) ve uygulanacak kanun maddesinin tespiti, hakime aittir. Bu nedenledir ki, eldeki davaya bakmakla görevli mahkemenin belirlenmesi noktasında, iddianın kapsamı ve tarafların sıfatına göre uygulanacak usul hukuku ve maddi hukuk kurallarının ne olduğunun irdelenmesinde yarar vardır: Eldeki dava ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4.Hukuk Dairesine açılmış; dava dilekçesinde açıkça, hakimin hukuki sorumluluğuna dayanılmış ve hakimin kabili tevil ve izah olmayacak surette vazıh ve sarahati katiyei kanuniyeye mugayir olarak ve kasdi davranarak gerekçesiz tutuklama kararı ve tutukluluğun devamına karar verdiği ileri sürülerek Adalet Bakanlığı aleyhine husumet yöneltilmiştir. Dava dilekçesi dikkate alındığında, hakimin kararındaki koruma tedbirlerine ilişkin takdirin (yani esasın) yerindeliği değil; bu takdiri kullanırken kabili tevil ve izah olmayacak surette vazıh ve sarahati katiyei kanuniyeye mugayir karar verilmiş olması zararın kaynağıdır ve davacı hakimin kasdi davranarak hukuka aykırı aldığı kararla HUMK’nun 573/2 maddesini ihlal ettiği ileri sürülmüştür. Öteki deyişle, bu davada koruma kararının haksızlığından ziyade kanunun açık hükmünün ihlal edilmiş olması tazminatın kaynağını teşkil etmektedir. Bu nedenle ortada koruma tedbiri nedeniyle tazminat istemi değil; kanunun açık hükmünün ihlal edilmiş olması nedeniyle hakimin sorumluluğuna dayalı bir tazminat istemi söz konusudur. O halde eldeki davanın da bu çerçevede çözümü gerekmektedir. Hakimin kanunun açık hükmünün ihlal edilmek suretiyle tutuklama kararı verdiği iddia edildiğine göre, tutuklamanın yerindeliğinin yani dosya kapsamına ve delil durumuna göre davacı-sanıkların tutuklanıp tutuklanmamasının gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi de bu aşamada olanaklı değildir. Zira, hakimin eylemi kanunun açık ve kesin hükmüne aykırı olarak verdiği gerekçesiz kararıyla kişinin özgürlüğünün kısıtlanması ve bu suretle zararına neden olmak şeklinde ortaya konulmuştur. Dava dilekçesi içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimi bakımından, gerekçesiz olarak tutuklamanın ve tutuklamanın devamına dair verilen kararın kanunun açık hükmünün ihlal edilmek suretiyle verilmesi nedeniyle hakimin sorumluluğuna dayanıldığı; bu itibarla davanın hukuki niteliğinin, Hakimlerin sorumluluğunu düzenleyen 6100 sayılı HMK 46 (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573) ve devamı maddeleri hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır. 14 Şubat 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 sayılı Kanunun Geçici Madde 2/1-a bendinde; “(1) 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573'üncü maddesindeki sebeplere dayanılarak açılacak tazminat ve rücu davalarında; a)Hâkimlerin bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle Devlet aleyhine açılan tazminat davası, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; … açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür…” Hükmü getirilmiştir. Bu açık hüküm karşısında, yasal dayanağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573 ve devamı maddeleri olan davada Yargıtay ilgili hukuk dairesinin görevli olmasına göre, davalı hakimlerin sorumluluğuna dayalı olarak açılmış bulunan davanın Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nde görülüp sonuçlandırılması gerektiği açıktır. Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği karar bu nedenle bozulmalıdır. S O N U Ç : Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın; yukarıda açıklanan nedenle dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz istemlerinin şimdilik incelemesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12. Maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na eklenen 93/A-5 fıkrası ve 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440.maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.11.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.