İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1995 yılında faaliyete başladığını, 2019 yılında 7.438 mağaza sayısına ulaşmış olduğunu, aynı zamanda yurt dışında da mağazalarının bulunduğunu, müvekkiline ait birçok tescilli marka bulunması yanı sıra 23.03.2015 tarihli ... sayı ile tescilli “...…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1106 KARAR NO : 2026/243 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 20/12/2022 NUMARASI : 2020/180 E. - 2022/225 K. BİRLEŞEN İST. 1.FSHHM 2020/378 Esas SAYILI DOSYASI DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)|Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1995 yılında faaliyete başladığını, 2019 yılında 7.438 mağaza sayısına ulaşmış olduğunu, aynı zamanda yurt dışında da mağazalarının bulunduğunu, müvekkiline ait birçok tescilli marka bulunması yanı sıra 23.03.2015 tarihli ... sayı ile tescilli “...” markalı ürünleri bulunduğunu, davalının online yemek sipariş platformu “...” üzerinden hizmet vermekte olduğunu ve yeni girişimi olarak tanıttığı www...com alan adlı internet ve mobil uygulama üzerinden online market ürünleri siparişi sektöründe faaliyete başlamış olduğunu, market ürünleri satışı yapmakta olduğunu ve kurye motorları üzerinde kurye kıyafetleri üzerinde “...” ibaresinin yer aldığını, davalının da müvekkili gibi ... markasını “uygun fiyat avantajı ile alışveriş yapma fırsatı sunan” bir hizmet olarak tüketicilere tanıtmakta olduğunu, müvekkiline ait “...” markası ile davalının “...” markasının doğrudan ilintili sınıflarda tescilli ve ayırt edilemeyecek kadar benzer markalar olup markalar arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu, “...” markasının esas ve öne çıkan unsurunu “...” ibaresi olduğunu ve müvekkili markası ile birebir aynı olduğunu, ... markasının müvekkili tarafından yaratılmış ayırt ediciliği yüksek bir marka olduğunu, benzerlik yaratan marka içerisinde farklı olarak çatı marka kullanılmış olsa da, marka içerisinde bir başkasına ait markanın aynı şekilde veya benzer şekilde kullanılması halinde markaların benzer olarak değerlendirildiğine ve iltibas tehlikesinin oluştuğuna ilişkin emsal nitelikte bir çok karar örneği bulunduğunu, davalı adına tescilli “...” markasının 35., 39. 43. Sınıflarda, müvekkiline ait “...” markasının ise 29.,30., 32., 33. Sınıflarda tescilli olduğunu, davalının 35. Sınıf kapsamında sunumunu ve satışını yapmak istediği mal/mal gruplarının doğrudan müvekkili şirket markasının tescilli olduğu mal grupları ile aynı olduğunu, ayrıca müvekkiline ait 25.05.2016 tarihli ... sayı ile tescilli “...” markası ve 07.07.2015 tarihli ... sayı ile tescilli “...” markası bulunmakta olduğunu ve bu markaların 35. Sınıfta tescilli olduğunu, müvekkilinin önce tarihli olan marka başvurusunun korunması gerektiğini, davalının kötü niyetli olduğunu, davalı markasının tüm sınıflar için hükümsüz kılınması gerektiğini, davalının “...” markasına ilişkin fiili kullanımları gözetildiğinde de, “...” ibaresinin çoğunlukla tek başına ve/veya “...” ibaresini öne çıkarır şekilde kullanıldığının görüldüğünü, davalının “...” ifadesini öne çıkartarak yaptığı kullanımlarının müvekkilinin marka hakkına açıkça tecavüz teşkil etmekte olduğunu, davalı yan tarafından müvekkili şirket markasının taklit edilmesinin mevzuat uyarınca marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet olarak nitelendirilmekte olduğunu, ihtiyati tedbir talebi ile birlikte ... sayılı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının müvekkili şirkete ait tescilli “...” markasına tecavüzün tespiti ile fillerinin durdurulması ve tecavüzün kaldırılmasına, davalı tarafından “...” markasının kullanımının haksız olduğunun tespitine, söz konusu markanın aynen ve ayırt edilemeyecek derecede benzer şekilde kullanılması suretiyle davalı tarafından geçekleştirilen haksız rekabetin menine, haksız rekabetin soncu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Türkiye’nin ilk ve en büyük online yemek sipariş sitesi olan ....com’un sahibi olduğunu, müvekkili şirketin 2001 yılında kurulmuş olduğunu, 70 il ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde faaliyet bulunduğunu, ... ile ise www...com internet sitesinden ve ... uygulaması üzerinden online market alışverişi hizmeti verilmekte olduğunu, müvekkili şirketin ... sayılı markasının SMK 6/1 ve SMK 5/1(ç) uyarınca hükümsüz kılınması için aranan koşulların oluşmamış olduğunu, taraf markalarının ve kapsamlarındaki mal/hizmetlerin karıştırılma ihtimali derecesinde benzer olmadığını, hükümsüzlük talebine dayanak markaların tümü açısından SMK 6/1 ‘de aranan benzerlik şartı gerçekleşmemiş olduğunu, ... sayılı “...” markası, standart karakterlerle yazılmış olan “...” ibaresinden oluşmakta olduğu, bu ibarenin her ne kadar müvekkili markasında bulunmakta ise de bu durumun markaları karıştıracak düzeyde benzer olması için yeterli olmadığını, müvekkili markasının ... ibaresi ve pembe-beyaz renk kombinasyonundan oluştuğunu, markaların ne işitsel ne de görsel olarak karıştırılacak düzeyde olmadığını, taraf markaları arasında karıştırılacak düzeyde benzerlik olmadığının kesinleşmiş YİDK kararı ile sabit olduğunu, müvekkilinin davacıya ait markalardan farklı olarak hizmet markası olduğunu, müvekkilinin ... markasını taşıyan gıda ürünü üretmemekte olduğunu, taraf markaları kapsamlarının aynı veya ayniyet derecesinde benzer olduğunun söylenemeyeceğini, “...” markasında ... unsuru kullanılmış olduğunu, müvekkili markasında yer alan “...” ibaresinin de tanınmış marka olarak tescilli olduğunu, ortalama bir tüketicinin iki farklı kolayca ayırt edebileceğini, müvekkili şirketin “...” markası ile birlikte kullanarak “...” logosunun ayırt ediciliğini arttırmış olduğunu, ... ibaresinin markada açık bir yönlendirme yaptığını, somut olayda hükümsüzlük için gerekli koşulların oluşmamış olduğunu, davacının dava dilekçesinde “...”nin hangi kullanımının ...’in hangi kullanımına tecavüz ediyor sorusunun cevabının verilmemiş olduğunu, ...’in ... markasını hangi mallarda ve hizmetlerde fiilen kullandığının hatta kullanıp kullanmadığının net belli olmadığını, davacının marka başvurusuna yapmış olduğu itirazında YİDK tarafından reddedilmiş olduğunu, davacının karara karşı iptal davası açmamış olduğunu, müvekkili şirketin markasal kullanımlarının “...” logosunun yanı sıra çeşitli unsurları içermekte olduğunu ve bu kullanımların müvekkili şirket ile özdeşleşmiş olduğunu, müvekkilinin ... ibaresini ... ile birlikte özdeşleşmiş olarak kullandığını, müvekkili tarafından “...” markasının yaratılmasında yoğun emek ve çaba harcanmış olduğunu, müvekkili şirketin markasal kullanımlarının davacının iddia ettiği gibi tek başına “...” logosundan oluşmadığı, muhakkak bu kullanımlarda “...”ne açık referansların bulunduğu ve bu kullanımların davacının kullanımlarına yaklaşmak vb. gibi bir amaç gütmediği, tarafların markasal kullanımlarını içeren faaliyet alanları ve hitap ettikleri tüketici kitlesinin farklı olduğunu, davanın reddini talep ettikleri anlaşılmıştır. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... sayı ile tescilli "..." markalı ürünleri ile de marketlerde müşterilere hizmet verdiğini ve tüketiciler nezdinde tanınan ve tercih edilen bir marka haline geldiğini, müvekkilinin "..." markası ile davalının "..." markasının doğrudan ilişkili sınıflarda tescilli ve birebir aynı, ayırt edilmeyecek derecede benzer markalar olup iltibas oluşturduğunu, davalının, müvekkilinin önceki tarihli tescilli ... markasına ve TPMK nezdinde ki tüm itiraz süreçlerine rağmen birebir aynı markayı devir suretiyle kötü niyetli olarak adına tescil ettirdiğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; öncelikle, Davalı Şirket adına tescilli 05.01.2017 tarihli ... sayılı “...” markasının, yargılamanın devamı sırasında 3. kişilere devrinin engellenmesi amacıyla, markanın sicil kaydına tedbir konulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, markanın hükümsüzlüğünü, sicilden terkinini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "Toplanan deliller, marka tescil belgeleri, Mahkememizce alınan 3 heyet raporu, taraflarca ibraz edilen uzman görüşleri, marka hukukunun genel ilkeleri, yüksek yargı uygulamaları bir bütün olarak incelendiğinde; Bilirkişiler ..., ..., ... tarafından düzenlenen 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporları ile Bilirkişiler ..., ..., ... tarafından düzenlenen 18/07/2022 tarihli bilirkişi raporlarının birbirleri ile uyumlu olmaları, keza sunulu uzman görüşlerinden ise ..., ..., ... tarafından heyet olarak düzenlenen uzman görüşünün keza ProF.Dr ... tarafından düzenlenen uzman görüşünün marka hukuku ilkelerine göre bilimsel olarak hazırlandığı, 11.H.D.’nin yerleşik uygulamalarına göre hazırlandığından mahkememizce denetim ve hüküm kurmaya elverişli görülerek kabul edilmiş ve toplanan deliller kapsamına göre; Asıl davada Davacının Davalı markasının SMK m.6/1, m.5/1/ç ve m.6/9 hükümleri açısından hükümsüz kılınmasına yönelik ileri sürülen hükümsüzlük sebeplerinin gerçekleşmediği, davalının kullanımının davacının markasının işlevlerinden olan köken gösterme, ayırt edicilik ve garanti işlevlerinden hiçbirine zarar vermediği, karıştırılma ihtimaline yol açmadığı; davalının bu kullanımlarının SMK m.7 ve SMK m.29 hükümlerine aykırılık ve TTK m.54-55 maddeleri uyarınca haksız rekabet teşkil etmediğini, Birleşen Davada SMK m.6/1, m.5/1/ç ve m.6/9 hükümleri açısından ileri sürülen hükümsüzlük sebeplenin gerçekleşmediği gözetildiği gerekçesi ile, I-ASIL DAVANIN REDDİNE, II-BİRLEŞEN DAVANIN REDDİNE", karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Asıl dava yönünden-bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu, raporlar ve sunulu uzman mütalaları arasında çelişki bulunduğunu, Mahkeme kararında hiçbir şekilde tescilde öncelik ilkesi ve “çatı marka” unsuru dikkate alınmaksızın, “...” ibaresinin doğuştan yüksek ayırt edici karakteri ve arkasında büyük puntolarla ön plandaki kullanımı gözetilmeksizin, bir takım farklılıklara dayanılarak yapılan, tümüyle hatalı, hukuka aykırı değerlendirmeler bulunduğunu,-Marka hukukunun en temel ilkelerinden olan tescilde öncelik ilkesi gözetilmeksizin yapılan tespitlerin son derece hatalı olduğunu, Müvekkili Şirket'in “... marka başvuru tarihi 23.03.2015 olup, Davalı'nın “...” marka başvuru tarihi ise 28.02.2019 olduğunu ve “...” ibareli marka kullanımlarının da söz konusu tescil tarihinden sonra başladığını, Davalı'nın 23.03.2015 tarihinden öncesine dayanan fiili kullanımı ve buna bağlı gerçek hak sahipliğinden söz edilmesi imkanı da bulunmadığını, dayanak alınan bilirkişi raporlarındaki; Davalı'nın sırf “...” markasının tanınmışlığından istifade ederek bir başkasına ait markayı aynen kullanmaya hakkı olduğu sonucuna götüren, hukuka uygunluk algısı yaratmaya yönelik bu son derece hatalı değerlendirmenin Yerel Mahkeme'ce de benimsenmiş olmasının son derece hatalı sonuçlara yol açtığını, -Markalar üzerindeki karşılaştırmalı benzerlik değerlendirmesinde, çatı marka statüsünde olan ibareler dikkate alınamayacağını, Yerleşik Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere, çatı markaların halihazırda tescilli marka statüsünde olması halinde, korunması gereken unsur, çatı markanın dışında kalan ibareler olduğunu, Davalı'nın çatı marka olarak kullandığı “...” ibaresini tekrar tescil ettirmekte herhangi bir hukuki yararı bulunmadığını, asıl tescil ettirilmek istenenin, asli unsur olan “...” ibaresi olduğunu, dosya kapsamındaki hukuki mütalaalar, yerleşik Yargıtay kararları ve ABAD kararları ile de desteklendiği üzere, işbu dava konusu “...” markası içerisinde yer alan ve Davalı'nın şirket ismini/ticaret ünvanını oluşturan “...” ibaresinin, markanın tali unsuru statüsünde olduğunun kabul edilmesi ve bağımsız ayırt edici bulunan “... ibaresi üzerinden marka benzerlik değerlendirmesi yapılması gerektiğini, ortak olarak “...” ibaresini içeren taraf markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu ve karıştırılma tehlikesi bulunduğunu, -“...” markasının ayırt ediciliği yüksek olan, türetme bir marka olduğunu, “...” ibaresinin ayırt ediciliğinin yüksek olmadığına da dayandırılmaya çalışılan değerlendirmelerin son derece hatalı olduğunu, bir an için “...” ibaresinin zayıf olduğu kabul edilse de, bu durumun davalı markasında baskın unsur olamayacağı anlamına gelmediğini, ... ibaresinin davalı markasında tereddüte yer vermeyecek şekilde, ... ibaresinden daha büyük yazılarak, tüketici algısında ön plana çıkarıldığını, baskın unsur haline getirildiğini, 23.08.2021 tarihli Bilirkişi Raporunda da; “Dava konusu “...” isminin / ibaresinin; kolay akla gelebilecek, kolay bulunabilecek bir isim olmadığı, “Reklamca” düşünülmüş, bulunmuş, “ETKİLİ” kategorisinde bir isim olduğu, yani sıradan bir isim olmadığı, reklamcılık / marka açısından yüksek “stopper” (görülen, duyulan her yerde insanların dikkatini çeker, onları durdurur, reklamda yazılanı okutur, sempati duyulur, vs.) gücü olan bir kelime olduğu, bu nedenle bu kelimenin önüne, arkasına, sağına, soluna başka isimler getirerek, bazı takı ya da harflerle kısaltarak ya da uzatarak yeni bir isim oluşturulsa da, ürünün, hizmetin, firma veya markalar ayrı sektörlerde, ayrı sınıflarda olsalar bile, tanınmış, büyük bir marka olmasa bile, sağındaki, solundaki ismin, eklentinin görülmediği, sadece “... ” kelimesine odaklanıldığı” şeklinde son derece isabetli tespitlere yer verildiğini, tüketicilerin “...” ibaresini her ne şekilde ve “...” dahil hangi ibarelerle/unsurlarla birlikte görürse görsün tek bir marka olarak veya ilişkili markalar olarak veya markaları kullanan firmalar arasında ekonomik bağlantı olduğunu düşüneceğini, birebir aynı ve ayırt edici “...” ibaresini ortak olarak içeren markalar arasında da işitsel ve kavramsal benzerlik olduğunda tartışma bulunmadığını, taraflarınca sunulan Mütalaa1 ve Mütalaa 2'de de benzerlik ve karıştırılma tehlikesi yönünden işbu davaya emsal teşkil edecek nitelikte çok sayıda Yargıtay kararlarına yer verildiğini, -Davalı'nın tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği açık olan alan adı kullanımı ve diğer fiili kullanımları yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmamış olmasının dahi tek başına yerel mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirdiğini, davalının, ticari nitelikteki online market hizmetlerinin sunumunda ve tanıtımında www. ....com ve www. ....com ibareli alan adlarına ilişkin kullanımlarının ve fiziki ve dijital tüm mecralardaki her türlü “...” ibareli kullanımlarının, Müvekkil'in tescilli “...” markasına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, delil tespiti kapsamında, 10.12.2020 tarihli Bilirkişi Raporu İle de, www...com web sitesinden www...com adresine yönlendirme yapıldığı, yani “...” ibaresinin alan adında kullanıldığı açık şekilde tespit edildiğini, bu kapsamda, “www...com” alan adının ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerdeki kullanımlarının dahi tek başına marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerektiğini,-Müvekkili marka tescilinin 29., 30., 31., 32., 33. sınıftaki tüm gıda ürünlerini kapsadığını, yani sadece “çerezler, kuruyemişler” üzerinden bir değerlendirme yapılmasının kesin şekilde hatalı olduğunu, gerek davalı'nın hükümsüzlük davasına konu markalarının tescil sınıfları, gerekse “...” ibareli fiili marka kullanımlarına konu mal ve hizmetlerin, müvekkilinin tescil sınıfları ile doğrudan ilintili olduğunu, Mütalaa 1'de de değinildiği gibi; mal ve hizmetlerin benzerliği, aynı veya farklı sınırlarda yer alıp almadıklarından bağımsız olarak, ilgili mal ve hizmetlerle ilgili tüm faktörler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini, Davalı'nın internette “...” uygulaması üzerinden satışını yaptığı ürünlerin de, Müvekkili Şirket'in “...” marka kapsamındaki 29., 30.,31., 32., 33. sınıftaki malları kapsadığını, Müvekkili Şirket markasının tescilli olduğu 29., 30.,31., 32. ve 33. sınıfa ait mallar, Davalı markasının tescilli olduğu ve fiilen de kullanılan 35. sınıfın son alt grubunda yer almakta olup böylece belirtilen 29., 30., 31., 32., 33. sınıfa ait malların bir araya getirilmesi hizmeti kabul edilebilecek diğer sınıflarda tescil ettirdiğini, Müvekkili Şirketin “...” markasını, tescilli olduğu 29., 30., 31., 32. ve 33. sınıftaki ürünler üzerinde kullanırken, Davalı Şirketin de ilgili sınıflarda yer alan ürünler yönünden 35. sınıf kapsamında müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için bir araya getirilmesi hizmetlerini sağladığını, Davalı'nın 35. sınıf kapsamında sunumunu ve satışını yapmak istediği mal/mal grupları doğrudan Müvekkili Şirket markasının tescilli olduğu mal grupları ile aynı olduğunu, Mütalaa 2'de de benzer şekilde ve ayrıntılı olarak açıklanmış olduğu üzere; Davacının ... sayılı Bana bi ibareli markası 29, 30, 31, 32 ve 33. Sınıf ürünleri içermektedir. Davacı markasının kapsamındaki 29, 30, 31, 32 ve 33. sınıf ürünlerle, davalının ... sayılı markasının kapsamında bulunan 35/5 (29, 30, 31, 32, 33.sınıf ürünler için) sınıf hizmetler benzer nitelikte olduğunu, bu ürünler bir mağazacılık hizmeti kapsamında tüketiciye sunulmakta, dolayısıyla birbirlerini tamamlamakta olduğunu, davacı markasının kapsamındaki 29, 30, 31, 32 ve 33. sınıf ürünlerle, davalının 2017/776 sayılı markasının kapsamında bulunan 43. sınıf hizmetler de benzer nitelikte olduğunu, davacının markasının kapsamındaki bu ürünlerin yiyecek ve içecek sağlanması hizmeti sunan işletme faaliyetinde sunulması olağan ticari bir uygulama olduğunu, davacının markalarının 29, 30 ve 32. sınıf ürün ve hizmetleri içerdiği, bu ürünlerin markalar 35/5. sınıf hizmetleri içermese dahi bir işletme faaliyeti içerisinde satışa arzolunacağı yönünde kararları delil olarak sunduklarını, -Yerel Mahkeme kararında, 1 ve 3. raporların hükme dayanak olarak alındığını ancak Müvekkil'in de markalarını, oluşturacağı bir elektronik satış sitesinde satmasına engel olmadığını, dağıtım kanallarının farklı olduğu gerekçesinden yola çıkılarak iltibas oluşmayacağı değerlendirmesinin kesinlikle kabul edilemeyeceğini, davacının markasının kapsamındaki ürünlerin genellikle bir mağazacılık hizmeti kapsamında tüketiciye sunulduğunu, bu yönüyle anılan ürünler ile hizmetler arasında birbirini tamamlama söz konusu olduğunu,- mutlak şekilde değerlendirmeye alınması gerekirken, Yerel Mahkeme'ce “Taraflarca Sunulan Uzman Görüşleri” başlığı altında dahi gösterilmeyen Mütalaa 1'in değerlendirmeye alınmaması, dosyanın eksik ve hatalı şekilde incelendiğini, delillerimizin tümüyle değerlendirilmediğini ve dolayısıyla usule uygun bir yargılama yapılmadığını açıkça ortaya koyduğunu, Birleşen dava yönünden;-Davalı'nın birleşen davaya konu “...” markası, Müvekkili Şirket'in “...” markasıyla, fonetik ve kavramsal olarak bire bir aynı olduğunu, ortada fonetik ve kavramsal benzer dahi değil, ayniyet bulunduğunu, Kompozit markalarda ... unsuru ne kadar belirgin olursa olsun, bir sözcük markası ile kıyaslandığında genellikle sözcük unsuru karıştırma ihtimalinin belirlenmesinde daha fazla ağırlığa sahip olmaktadır ( ... (İstanbul Bölge Adliyesi, 16. Hukuk Dairesi Üyesi), Türk Marka Hukuku, birebir aynı “...” ibaresini ortak olarak içeren markalar arasında da işitsel ve kavramsal benzerlik/ayniyet olduğunu, müvekkili markasının kapsamındaki 29, 30, 31, 32 ve 33. sınıf ürünlerle, Davalı'nın “...” markası kapsamında bulunan 43/1. sınıf hizmetler de benzer nitelikte olduğunu, iltibas tehlikesinin de kaçınılmaz olduğunu,-müvekkilinin “...” markası üzerinde tescilden doğan öncelikli hak sahipliği bulunduğunu Taraf markaları arasındaki benzerlik açık olmakla beraber, “...” markasının yaratım orijinal, ayırt ediciliği yüksek bir marka olduğunu, çatı marka değerlendirmesinin yapılması gerektiğini, birbirini tamamlama fonksiyonu olan ticaret markaları kapsamındaki ürünlerle, 35/5 ve 43. sınıflar arasındaki ilinti yerleşik Yargıtay kararları ve ABAD kararları ile de kabul edildiğini, davalı'nın tescil ve kullanımları yönünden hükümsüzlük ve tecavüz şartları oluştuğunu, taraflarınca dosyaya sunulan 04.01.2021 tarihli Mütalaa 1 ve 07.12.2021 tarihli Mütalaa 2 ve iddialarını destekler nitelikteki 23.08.2021 tarihli bilirkişi raporu uyarınca; SMK m. 6/1, 6/9 ve 25 hükümleri gereği Davalı'nın “...” ve “...” markalarının hükümsüzlük koşullarının gerçekleşmiş olduğunun, Davalının, ticari nitelikteki online market hizmetlerinin sunumunda ve tanıtımında www...com ve www...com ibareli alan adlarına ilişkin kullanımlarının ve fiziki ve dijital tüm mecralardaki her türlü “...” ibareli kullanımlarının, Müvekkil'inin tescilli “...” markasına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin, kabulü gerekirken, aksi yöndeki usul ve yasaya aykırı Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; anılan iddiaların yargılamaya duyulan güveni sarsmaya yönelik, mesnetsiz iddialar olduğunu, Davacı'nın istinaf dilekçesindeki iddialarının hukuki mesnetten yoksun olduğu yargılama süresince alınan iki farklı bilirkişi raporuyla, Prof. Dr. ...'dan alınan hukuki mütalaayla ve Prof. Dr. ..., Dr. ..., Prof. Dr. ...'ten oluşan heyetten alınan hukuki mütalaayla sabit olduğunu, sözü edilen bilirkişi raporları ve hukuki mütalaalar denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor ve bilimsel görüşler olduğunu, asıl davada hükümsüzlüğü talep edilen marka ile davacı'nın markası arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markadaki görsellerden de görüleceği üzere Davacının markasının siyah fontlarla, stilize edilmemiş düz bir yazı karakteri kullanılarak yazılmış “...” kelimesinden ibaret olduğunu, Müvekkili Şirket'in markasında ise krem rengi arka plan üzerinde kırmızı / pembe renkli yazıların yer alması, harflerin stilize ediliş biçimi, Müvekkili Şirket'e ait yüksek ayırt edicilik gücü bulunan “...” işaretinin markanın görsel ve işitsel olarak ön (baş) kısmında konumlandırılması, “...” kelimesindeki “bi” hecesinin “Bİ » şeklinde, görselliği ön plana çıkacak biçimde kullanılması gibi hususlar dikkate alındığında, ilk derece mahkemesinin isabetli bir biçimde belirttiği gibi Müvekkili Şirket'in markasında ... unsurlarına esaslı biçimde yer verilmiş olduğunu, ortalama bir tüketicinin bütüncül izlenim ilkesi gereği markayı bir bütün olarak algılayacak, parçalarına ayırarak her bir unsuru ayrı ayrı tahlil etmeyeceğini, Müvekkil Şirket'in markasını bir bütün olarak gören ortalama tüketici, öncelikle Müvekkil Şirket'in tanınmış markası olan “...” ibaresini görecek ve markayı Müvekkili Şirket ile ilişkilendireceğini, huzurdaki davada ise “...” ibaresinin ayırt edicilik gücünün düşük olduğu, yaygın biçimde kullanılanı bir ibare olduğu hem mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyetince hem de aralarında Marmara Üniversitesi ... Bölümü'nden Prof. Dr. ...'nın da yer aldığı uzman heyetince tespit edilmiş olduğunu, Mahkemece görevlendirilen birinci ve bilirkişi heyetlerinin raporlarında, Prof. Dr. ...'dan alınan hukuki mütalaada ve Prof. Dr. ..., Dr. ..., Prof. Dr. ...'ten oluşan heyetten alınan hukuki mütalaada da bu hususların net bir biçimde tespit edildiğini, davacının Müvekkili Şirket'e ait çatı marka niteliğindeki “...” ibaresinin değerlendirme dışı bırakılması gerektiğini iddia etmişse de bu yaklaşım, mevzuat ve Yargıtay yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu, sunulu kararlar incelendiğinde, kararlara konu olaylarda huzurdaki davanın aksine, çatı markanın dışındaki unsurların da tek başlarına ayırt ediciliğe sahip olduğunun kanaat getirildiğini, benzerlik incelemesinde çatı markaların göz ardı- edilmesi her somut olaya mutlak biçimde uygulanabilir genel-geçer bir kural olmadığını, ...” işaretinin gıda ve hizmet sektörlerindeki düşük ayırt ediciliğe sahip niteliği, Müvekkili Şirket'in markasındaki baskın unsurun “...” olması nedeniyle “...” çatı markasının göz ardı edilmeyeceğini, Müvekkii Şirket'e ait markanın baskın unsuru, aynı zamanda tanınmış bir marka olan “...” ibaresi olduğunu, bilirkişi raporlarında ve Mahkemece isabetli biçimde tespit edildiği üzere, Davacı'nın kelime markasında ayırt edici bir yazı stili, tonu, rengi yokken Müvekkili Şirket'in markasında ayırt edici ..., renk tonu, ayırt edici yazı karakterleri kullanılmış olduğunu, işaret ve harflerin konumlandırılması neticesinde markaların görsel olarak net bir biçimde ayrıştığını, görsel ayrışma karşısında kelime unsuruna öncelik tanınmasının hatalı sonuçlara götüreceğini, Müvekkili Şirket'in markasında “...” kelimesine ek olarak “...” ibaresinin de baskın biçimde kullanıldığını, ortalama tüketicinin davalının marka görseli ile karşılaştığında söz konusu markayı “...Firması'nın ... markası” olarak algılayacağını, gıda, perakendecilik ve hizmet temin sektörleri çerçevesinde düşünüldüğünde ayırt edici gücü yüksek bulunmayan günlük hayatta kullanılan “...” ifadesinin davalının tanınmış markası ile birlikte algılanacağı, tek başına davacı markası ile ilişkilendirilmeyeceğini, ortalama tüketicinin davalının markası ile karşılaştığında işletmesel köken gösterme yönünden herhangi bir yanılgıya düşmeksizin “...” ibaresinin davalı ...tarafından sunulan hizmetlerle ilintili olduğunu refleks olarak düşünecek ve kavramsal açıdan da davacının markası ile ayrıştırma yapabilecek olduğunu, Davacının “...” markası 29/30/31/32 ve 33. sınıflarda tescilli olup, davalının markası ise 35/39 ve 43. sınıflarda tescilli olduğunu, davacının markasının tescilli olduğu sınıfların genel hatlarıyla yiyecek ve içecek emtiasını kapsadığını, buna karşılık davalının tescil sınıflarının alıcı ve satıcılar için online pazar yeri (internet sitesi) sağlama hizmetlerini, müşterilerin malları elverişli bir biçimde görmesi ve satın alması için malların bir araya getirilmesi hizmetlerini, netlerini, taşımacılık hizmetlerini, kurye hizmetlerini, geçici konaklama hizmetlerini kapsamaktadır. Buradan yola çıkarak davacını ...” markasının kuruyemiş ve çerez emtiasında tescilli olduğunu; davalı markasının ise internet üzerinden online yiyecek-içecek/market alışverişi hizmetlerinde tescilli olduğunu, davacı ve davalının markaları ile sunduğu emtia/hizmet fiili durumda birbiriyle birebir örtüşmediğinden ilgili tüketici nezdinde işletmeler arasında bağlantı kurulması ihtimalinin de söz konusu olmadığını, Müvekkili Şirket'in markası 35., 39. ve 43. Sınıflarda tescilli bir hizmet markası, Davacının markası ise emtia sınıflarında tescilli olduğunu, 35/son sınıftaki malların Davacı markasında yer almasının tek başına mal ve hizmetlerin benzer olduğu sonucunu doğurmayacağını, nitekim çelişkilerin giderilmesi amacıyla alınan üçüncü bilirkişi raporunda da kullanım amaçlarının örtüşmediği, ürünlerin dağıtım kanallarının farklı olduğu, mal hizmetlerin kaynağı bakımından ortalama tüketicinin işletmeler arasında ekonomik bağlantı olduğu yönünde yanlış bir algıya düşmeyeceği, ürünler arasında birbirini ikame etme, birbiriyle rekabet etme ya da tamamlama ilişkisi olmadığının ortaya konulduğunu, Birleşen davaya konu Müvekkil Şirket markasının, görsel unsurları ön plana çıkan ve 43. sınıfta tescilli bir marka olduğunu, Mahkemece davalının markalarında Bana Bi logosunun hem yazı stili, hem rengi, hem de biçimi açısından dikkat çekici bir tarzda oluşturulduğu Davalının markasındaki ... ve başında yer alan dilini çıkaran ve eli ile okey işareti yapan mavi gözlü, sarı bir karakter mevcut olduğu, Davacı markasından hem yazı karakteri, hem rengi, hem stili hem de biçimi açısından dikkat çekici bir ayırt ediciliğinin bulunduğu tespitinin yapıldığını, Müvekkil Şirket'in “...” markasının görsel olarak farklılaştığı bilirkişi raporları ve uzman görüşleriyle de sabit olduğunu, SMK m. 6/9 kapsamındaki hükümsüzlük şartlarının oluşmadığını, Müvekkili Şirket'in Davacı'ya ait “...” markasından haksız bir menfaat sağlamaya çalışmadığını, Müvekkili Şirketin “...” markasının lansmanını yaptığı günden itibaren markanın bilinirliğini artırmak için yüksek miktarda harcama yaptığını ve bu markanın toplum nezdinde bilinirliğini sağladığını, bir başkasına ait markanın bilinirliğinden haksız şekilde yararlanmak isteyen bir kişinin markaya bu denli yatırım yapmasının ve bu sayede tüketici nezdinde bilinirliğini sağlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, alan adı kullanımı ve diğer fiili kullanımlar yönünden mahkemece herhangi bir değerlendirme yapılmadığı iddiasının yersiz olduğunu, söz konusu iddiaların hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ele alındığını ve bunların herhangi bir şekilde tecavüz ya da haksız rekabet oluşturmayacağının tespit edildiğini, Mahkeme de kararında genel olarak Müvekkil Şirket'in eylemlerinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceğini belirtiğini, ancak bu husus alan adına yönelik iddiaların mahkemece dikkate alınmadığı anlamına gelmediğini, Davacı'nın markasının tanınmış marka niteliği taşımadığından, SMK m. 7/2(c) hükmünün uygulanması da mümkün olmadığını, istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Asıl davada; davalı adına ... nolu "... ..." ibareli markanın hükümsüzlüğü, davalı kullanımının davacının ... nolu ... markasına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin (... ... ve ... ibareli tüm kullanımların) tespiti, durdurulması, önlenmesi kapsamında açıldığı, Birleşen dava konusunun; ... nolu ... markasının hükümsüzlüğüne ilişkin olarak açılmış olduğu anlaşılmıştır. Türk Patent ve Marka Kurumundan marka tescil belgeleri celp edildiği, Davacı adına ... ibareli markanın ... no ile 29,30,31,32,33. Sınıflarda başvurusunun 23.3.2015 tarihinde yapıldığı ve 19.12.2016 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Davacı adına Bİ ibareli markanın ... no ile 35. Sınıflarda başvurusunun 7.7.2015 tarihinde yapıldığı ve 24.4.2017 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Davacı adına BİR ibareli markanın 2016/46710 no 35.. Sınıflarda başvurusunun 25.5.2016 tarihinde yapıldığı ve 24.10.2017 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Davalı adına tescilli markalar ise; Davalı adına “ ...” ... lazım! İbareli markanın 2019/ 54681 no ile 35,39,43 . sınıflarda başvurusunun 31.5.2019 tarihinde yapıldığı ve 23.6.2020 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Davalı adına “...+...” İbareli markanın ... no ile 35,39,43 . sınıflarda başvurusunun 28.2.2019 tarihinde yapıldığı ve 27.2.2019 tarihinde yenilendiği /tescil edildiği anlaşılmıştır. ... ,... ... ... nolu markalarında bulunduğu anlaşılmıştır. Bilirkişiler ..., ..., ... 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporlarında özetle; ... web sitesi incelendiğinde bu sitede verilen veriler sayesinde, bu markanın belli bir ürün ya da ürün grubuna ait bir marka değil bir online market olduğunun net bir biçimde belirtildiği, bu konuda bir karışıklığa mahal verilmediği, ... sitesinde dünyanın en çok kullanılan sosyal medya siteleri olan ... hesaplarına bağlantı verilebildiği, diğer bir deyişle bu markanın kendi ... hesaplarının bulunduğu, Dünyanın en çok kullanılan arama motoru ..., sosyal medya siteleri ... da ... ... isminde direkt bir web sitesi ya da hesap bulunmadığı, bu ortamlardaki aramalara ... yazıldığında tamamında ... web sitesi ya da hesabının çıktığı, raporlarında ayrıntılarına yer verildiği üzere davacı ve davalı markaları hem farklı sınıflarda tescilli olmaları, hem marka görseli farklılıkları yanı sıra markaların benzer alıcı çevresine hizmet etmemesi, benzer ihtiyaçları karşılamaması, birbirine ikame imkânlarının olmaması, dağıtım kanallarının ortak olmayışı ve hedef kitle ölçütlerin ortak olmaması değerlendirmeleri ile iki markanın iltibas yaratacak derecede benzer olmadığı, Davalı alan adı kullanımlarının marka ihlali yaratmadığı, Davacı tarafından dava dosyasına sunulan davalı kullanımına dair görsellerde “...” kelimesinin “...” kelimesi olmadan da kullanıldığı görülmekte ise de güncel olarak davalı web sitesi incelendiğinde “...” kelimesinin “...” kelimesi ile birlikte kullanılmakta olduğu ve kullanımların markanın tescilli hali ile uyumlu olduğu, davalının “...” kelimesini tek başına kullanması ise davacı ve davalı markalarının farklı sınıflarda tescilli olması, “...” kelimesinin markanın tescilli halinden renk, yazı karakteri vs. yönlerden farklılaştırılmadan kullanılmış olması, davalı web sitesi içeriğinde “...” markasının da kullanılmış olması sebepleri ile davalının davacı tarafça sunulan görsellerde yer alan kullanımları dolayısı ile davacı markası arasında ortalama tüketici algısında iltibas yaratacak derecede bir benzerlik bulunmadığı görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Bilirkişiler ..., ..., ... 23/08/2021 tarihli bilirkişi raporlarında özetle ; Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 5, 6, 25 ve devamı hükümleri ile Türk Ticaret Kanunu'nun 54, 55/1/a/4, 5 hükümleri çerçevesinde davalının fiilinin davacı ... ... Anonim Şirketi'nin tescilli ... markasına tecavüz ve haksız rekabet eylemi teşkil ettiği, davalının ... sayılı “...” markasının hükümsüzlük şartlarının gerçekleşmiş olduğunu, nihai takdirin mahkemeye ait olduğunu bildirmişlerdir. Bilirkişiler ..., ..., ... 18/07/2022 tarihli bilirkişi raporlarında özetle; Asıl Dava (2020 / 180 E.) Yönünden Davacının 29/30/31/32/33. sınıflarda ... no. ile tescilli “...” kelime markası karşısında, davalının 35/39 ve 43. Sınıflarda ... no. ile tescilli “...banabişekil” markasının SMK m.6/1, m.5/1/ç ve m.6/9 hükümleri açısından hükümsüz kılınmasının mümkün olamayacağını, Somut olayda davalının kullanımının davacının markasının işlevlerinden olan köken gösterme, ayırt edicilik ve garanti işlevlerinden hiçbirine zarar vermediği, karıştırılma ihtimaline yol açmadığı; davalının bu kullanımlarının SMK m.7 ve SMK m.29 hükümlerine aykırılık ve TTK m.54 uyarınca haksız rekabet teşkil etmediğini, Birleşen Dava (2020/378 E.)Yönünden Davacının 29/30/31/32133. sınıflarda ... no. ile tescilli “...” kelime markası karşısında, davalının 43. Sınıfta ... başvuru no ile 43. sınıfta tescilli “...” markasının SMK m.6/1, m.5/1/ç ve m.6/9 hükümleri açısından hükümsüz kılınmasının mümkün olamayacağı sonuç ve kanaatine ulaştıklarını bildirmişlerdir. Davacı vekilinin 07/12/2021 havale tarihli dilekçesi ekinde sunduğu Prof.Dr. .... tarafından hazırlanan uzmanı görüşünde; Davacı markasının tek unsuru olan ayırt edici nitelikteki ... ibaresinin davalı markalarında ... ibaresine oranla büyük puntolarla yazılmak suretiyle baskın unsur olarak ve her durumda bağımsız ayırt edici role sahip şekilde kullanıldığı, Davalı markasında yer alan ... ibaresinin davalının tanınmış markası, ticaret unvanı, aynı zamanda seri markalarının çatı markası olması nedeniyle bağımsız ayırt edici role sahip ... unsuruna göre geri planda algılanacağını, Taraf markalarının ortak unsuru olan ... ibaresi nedeniyle her kesime yönelik olan tescile konu mal ve hizmetlerin ortalama tüketicisinin, markaları karıştırma ihtimali olduğu, markaların 29, 30, 31, 32 ve 33. sınıf ürünler için 35/5 (mağazacılık) ve 43. sınıf hizmetler bakımından SMK m. 6/1 ve 25 hükümleri gereği hükümsüzlüğü şartlarının oluştuğunu, Davalı tarafından sunulan Uzman Görüşleri ve 1. Bilirkişi Raporunda belirtildiğinin aksine, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde, Davacı markasının bütün ürünlerde yoğun kullanımı olup olmadığının doğrudan dikkate alınamayacağı, ayırt ediciliğin yükselmesi açısından önem taşıdığı, Davalı markasının tanınmışlığının ve yoğun kullanımının dikkate alınamayacağı, ... araştırma raporunun karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde belirleyici etkiye sahip olmadığı, Taraf markalarının piyasada barışçıl şekilde birlikte var olma şartlarının Oluşmadığı, Davalının, ticari nitelikteki online market hizmetlerinin sunumunda ve tanıtımında www...com, ve www...com ibareli alan adlarını; bu alan adını taşıyan internet sitelerinde ve sosyal medya hesaplarında. ayrıca diğer fiziki mecralarda (... esas unsurlu) tanıtım işaretlerini kullanmasının, davacı adına tescilli ... ibareli 23.03.... sayılı marka tescilinden doğan haklarına tecavüz oluşturduğunu bildirmişlerdir. Davalı vekilinin 05/11/2021 havale tarihli dilekçesi ekinde sunduğu ..., ... , ... tarafından hazırlanan ortak uzman görüşünde; Davacı ve Davalı markası arasındaki benzerliğin karıştırma ihtimali yaratacak seviyede olmadığı; markalardaki ortak unsurun güçlü bir ifade olmadığı ve hatta Davalı markasında kullanılan “...” markası ve ... ve renk unsurlarıyla güçlü hale geldiği, benzerlik değerlendirmesinin davaya konu markada yer alan “...” ibaresinin tanınmış bir marka olduğunun ve markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğinin dikkate alınarak yapılması gerektiği; bu noktada Davaya dayanak gösterilen markalar ile davaya konu markalar arasında karıştırma ihtimali yaratacak derecede bir benzerlik bulunmadığı; Taraf markalarının tescil kapsamlarının örtüşmediği, kullanıldıkları mal ve hizmetlerin de tamamen birbirlerinden farklı olduğu; Bütünsel bir değerlendirme yapıldığında tüketicilerin taraf firmalarının ürün ve hizmetlerini ve markalarını birbiriyle karıştırma ihtimalinin gündeme gelemeyeceği; Kaldı ki Davalı markalarının yoğun kullanım ve tanıtım ile tüketiciler nezdinde bilinir hale geldiği ve markanın “...” ibaresi ile birlikte kullanılıyor olması sebebiyle kaynağına doğrudan işaret ettiği ve kaynağıyla birlikte anıldığı için de karıştırma ihtimalinin bulunmadığı,davalı markalarının Yargıtay 11. H.D.’nin 2018/4339 K. ve 2019/6393 K. sayılı kararında da ifade edildiği ... tescil başvurusundan önce, tescilden sonra ve hükümsüzlük davası öncesinde kuvvetli tanıtım ve reklam ile yaygın kullanım sonucu davaya konu markaların tescil kapsamındaki hizmetlerin tamamı ya da bir kısmı üzerindeki kullanımı sonucu markanın diğer işaretlerden bağımsızlık kazanarak davacı markaları ile birlikte ve barış içinde birbirleriyle karışmadan” var olacak hale geldiği “bu nedenle aralarında karıştırılma ihtimali doğmayacak şekilde ayırt edicilik kazan”dığı; daha açık bir ifadeyle “karıştırma ihtimalinin yokluğu” durumunun olayda tespit edilebilir hale geldiği ve markaların birlikte var olabileceği; Birleşen davaya konu marka açısından da yine markaların görsel anlamda birbirlerinden farklı olması, Davacı ve Davalı markalarının kapsadığı sınıfların örtüşmemesi ve mal ve hizmetlerin farklı olması, her iki markanın uzun bir süredir birlikte tescilli olması sebebiyle karıştırma ihtimalinin bulunmadığı, Davalı’nın gerek esas davaya konu olan marka gerekse Davalı tarafça devralınan birleşen davaya konu edilen marka açısından kötüniyetli olduğunun iddia edilebilecek bir husus bulunmadığı, Bu itibarla gerek esas davaya konu gerekse birleşen davaya konu marka açısından somut olayda hükümsüzlüğün, marka tecavüzünün ve haksız rekabetin şartlarının oluşmadığı görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Davalı vekilince 13/04/2021 havale tarihli dilekçesi ekinde sunduğu Prof Dr. ... tarafından hazırlanan mütalaada; gerek asıl gerek birleşen dava konusu markaların, davacı markasıyla işaretsel yönden benzerlik taşımadığı, markaların işaretsel yönden benzerlik değerlendirmesinde markaların bütün olarak ve fakat tamamlayıcı unsurları nispeten dikkate alınmayarak irdelenmesi gerektiği, zira davacı yan markasındaki esas unsurun bu markanın tek unsuru olan “...” ibaresi olduğu, asıl dava konusu markanın esas unsurunun ise “...” ve “...” ibareleri olduğu, “...” markasının tanınmışlığı konusunda bir tartışmaya yer olmadığı, bu bakımdan asıl dava konusu markanın bir seri marka olduğunun anlaşıldığı, kaldı ki asıl dava konusu markada yer alan “...” ibaresindeki yazım rengi ve şekli ile “bi” hecesindeki “b” harfinin işaret parmağını kaldıran/sipariş veren el biçiminde çizilmesinin de ayrı bir kompozisyon olduğu ve taraf markalarının işaretsel yönden benzerliğini engellediği, birleşen dava konusu marka bakımından da “...” ve “....” markalarının ayrı ayrı esas unsur olduğu ve “...” unsuru dolayısıyla taraf markalarının işaretsel yönden ayrıştığı, davacı yanın huzurdaki davaya dayanak “...” ve “...” markalarının ise zayıf marka olmaları ve dava konusu markalarda başkaca muhtelif ve esas unsurların bulunması nedeniyle anılan davacı markalarının da dava konusu markalarla işaretsel yönden benzer oldukları sonucuna varılmasının imkân dâhilinde olmadığı, yine taraf markalarının tescilli oldukları mal/hizmet sınıfları yönünden de benzer olmadıkları, davacı yan “...” markasının tescilli olduğu ürünlerin, ayrıca davacıya ait işletmelerde satışa arz edilmesinin ve/ veya bu türden ürünlerin davalı yana ait marka altında sunulmasının taraf markalarının sınıfsal yönden aynı/benzer oldukları sonucunu doğurmayacağı, nitekim bir markayı taşıyan ürünün üretildikten sonra marka sahibi tarafından piyasaya arz edilmesinin ticari faaliyet kapsamında olduğu, bu bakımdan davacı “...” markasını taşıyan ürünlerin davacıya ait market işletmelerinde satışa arz edilmesinin de bu faaliyet kapsamında değerlendirileceği, davalı faaliyetinin ise farklı markaları taşıyan ürünlerin çevrimiçi ortamda müşteri siparişlerine uygun olarak ulaştırılmasından ibaret olduğu ve bu bakımdan taraf markalarının farklı sınıflarda tescilli oldukları, kaldı ki davacı yanın market faaliyetini huzurdaki davaya dayanak “...” markası altında değil; aksine tanınmışlığı haiz ve ticaret unvanının da ek unsurunu teşkil eden “...” markasıyla yaptığı, mezkür “...” markası ile dava konusu markalar arasında işaretsel yönden bir benzerliğin ise herhangi bir biçimde söz konusu olamayacağı, öte yandan bir an için taraf markalarının işaretsel ve sınıfsal yönden benzer oldukları sonucuna varılsa dahi, taraf markaları arasında bir iltibasın söz konusu olamayacağı, zira davacı yanın sadece fiziki ortamda marketçilik faaliyetinde bulunduğu, davalı yanın ise çevrimiçi marketçilik faaliyeti yürüttüğü bu açıdan bu markaların olağan tüketici kitlesinin dahi farklı olduğu, davacı yanın marketçilik faaliyetini huzurdaki davaya dayanak “...” markası altında yürütmediği, esasen bu marka altında yürüttüğü bir marketçilik faaliyetinin dahi söz konusu olmadığı, davalı yanın asıl dava konusu markayı tescil ettirmekte kötü niyetli kabul edilemeyeceği, zira asıl dava konusu markada yer alan ve davalı yanın çatı marka yaratma saikine işaret eden “...” markasının varlığının dahi tek başına kötü niyet iddialarının kabulüne engel olduğu, yine asıl dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin farklı yazım şekli ve oluşturulan kompozisyon itibarıyla da kötü niyet iddialarını bertaraf ettiği, birleşen dava konusu “...” markasının ise davalı yanca devralındığı, bir markanın kötü niyet nedeniyle hükümsüz kılınması için tescil anında kötü niyetli olunmasının gerektiği, devir anında kötü niyetli olunması hâlinde dahi kötü niyete dayalı olarak markanın hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği, bu nedenle birleşen dava konusu markanın kötü niyet nedeniyle reddi iddialarının kategorik olarak redde mahkum olduğu, tecavüz ve haksız rekabet iddialarının da kabul edilebilir olmadığı, bu iddialar bakımından işaretsel ve sınıfsal benzerliğin bulunmadığına yönelik hükümsüzlük iddiası bakımından yapılan tespitlerin aynen geçerli olduğu, iltibas incelemesi bakımından ise -hükümsüzlük iddialarından ayrı olarak markaların kullanım şekillerinin dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması gerektiği, davacı yanın “...” markasını kullandığına yönelik olarak sunulu deliller arasında bu markanın sadece kuru yemiş emtiası için sınırlı olarak kullanıldığının görüldüğü, davalı yanın marka kullanımının ise çok daha ciddi ve yoğun biçimde, çevrimiçi marketçilik faaliyeti kapsamında olduğunun anlaşıldığı, bunun da yine işaretsel ve/veya sınıfsal benzerlikten ayrıca- tecavüz ve haksız rekabet iddialarına ilişkin olarak iltibasın önüne geçtiği, davacı yan davalı tarafın “www...com” isimli internet sitesi kullanımlarının tecavüz teşkil ettiğini iddia etse de, davacının tecavüz ve haksız rekabete ilişkin olarak tecavüzün refi talebinde bulunduğu, davalının anılan internet sitesinin kullanımına son verdiğinin ise dosyaya sunulu 10.12.2020 tarihli bilirkişi raporuyla ayrıca tespit edildiği, davalı yanın asıl dava konusu markaya ciddi ve büyük yatırımlar yaptığı, asıl dava konusu markaya ilişkin olarak gerek ulusal gerek yerel yazılı basında ve muhtelif internet sitelerinde, hatta ulusal TV kanallarında çeşitli reklam ve tanıtımlar yapıldığı, sosyal mecralarda yer alan yazılarda herhangi biçimde davacı markasından bahsedilmeksizin sadece asıl dava konusu markanın konuşulmasının bu durumu teyit ettiği, Ekim 2020 tarihli anket çalışmasının da yine asıl dava konusu markanın yüksek ayırt ediciliğe ulaştığına işaret ettiği, bu kapsamda davalı yan markasının yüksek ayırt ediciliğe; hatta tanınmışlığa kavuştuğu, dolayısıyla taraf markalarının barışçıl biçimde birlikte bir arada bulunma şartlarının da sağlandığı, dolayısıyla bir an için taraf markaları arasında işaretsel ve sınıfsal benzerliğin bulunduğu ve bu benzerlik dolayısıyla bir iltibasım gündeme gelebileceği kanaatinde olunması hâlinde dahi, birlikte var olma şartları gerçekleştiğinden artık hükümsüzlük ve tecavüz/haksız rekabet iddialarının reddedilmesinin İsabetli olacağı görüşü bildirilmiştir. Karıştırılma (iltibas) tehlikesi, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle, sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir.Karıştırma ihtimali incelemesi, esas itibariyle markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel izlenime göre ve markaların asli ve ayırt edici unsurları esas alınarak yapılmalıdır. Bu inceleme sırasında önce sınıfsal benzerlik olup olmadığı araştırılmalı, daha sonra ortalama tüketici kitlesi de dikkate alınarak, markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal bir benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama tüketicinin markayı taşıyan mal veya hizmetin kaynağı konusunda yanılgıya düşüp düşmeyeceği, işletmeler arasında organik, işletmesel bir bağlantı olduğunu düşünüp düşünmeyeceği, sonraki markayı, önceki markanın bir serisi gibi algılayıp, algılamayacağı hususlarının tartışılması gerekmektedir.Davalıya ait dava konusu markanın benzer olup olmadığının tespiti ve ortalama tüketici nezdinde karıştırılma tehlikesi; markaları oluşturan harf, kelime, ... gibi asli ve yardımcı unsurların bütünsel olarak değerlendirilmesinden geçmektedir. Zira markalar, bütünü itibariyle bıraktıkları izlenim ve tümüne hâkim olan görünüşleri itibariyle benzerlerinden ayırt edici nitelikle olmalıdır. Bu sebeple markalar kıyaslanırken, markaların içerisinde yer alan unsurlardan yalnızca bir veya birkaçı üzerinden benzerlik değerlendirmesi yapmak yerine markaların genel görünümü, yani bütünsel benzerliği dikkate alınmalıdır. Davacı ve davalıya ait markaları, genel görünümleri itibari ile kıyaslanırken, bu markaların ilk (yüzeysel) bakışta ayırt edici olup olmadıkları önem arz etmektedir. Benzerliğin tespitinde, markalar arasındaki farklılıklardan çok ortak özelliklere ağırlık verilmesi gerekmektedir. Zira önemli olan markalar arasında benzeyen kısımların iltibas yaratmasının ihtimal dahilinde olup olmadığının tespit edilmesidir. İltibasın gerçekleşme ihtimali dahi ihlalin varlığı için yeterli olmaktadır. SMK 25/1'e göre; “5 inci veya 6 net maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir"SMK 6/1 maddesi hükmüne göre; iltibastan söz edilebilmesi için ; -Tescilli marka ile aynı veya benzer bir işaretin kullanılması, -Tescilli marka ile aynı veya benzer işaretim aynı mal veya benzer mal veya hizmetlerde kullanılması, -Bu kullanımın karıştırılma ihtimaline neden olması gerekir. Kısaca iltibas olabilmesi için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veya benzerlik olması gerekir. Taraf markalarındaki ortak ve esaslı unsurun "..." ibaresi olduğu, davalı adına ... nolu " ... ... ayrıca davalının ... nolu ... markasının hükümsüzlüğünün talep edildiği, Davacı adına ... ibareli markanın ... no ile 29,30,31,32,33. Sınıflarda başvurusunun 23.3.2015 tarihinde yapıldığı ve 19.12.2016 tarihinde tescil edildiği, "...” ibaresinin kuvvetli bir tanıtma işareti olmadığı, toplumun geniş bir kesiminde yiyecek- içecek vb. ihtiyaçlara yönelik talepte bulunurken yoğun biçimde kullanıldığı hususu hem birinci ve ikinci bilirkişi heyeti raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi için alınan 16.07.2022 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği, ortak kelimenin ayırt edici kuvvetinin düşüklüğü, ve davalıya ait “...” unvanının ortalama tüketicinin dikkatini çekecek biçimde konumlandırılması neticesinde taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığı, baskın unsur olan “...” ibaresi olduğu, mal ve hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı hususu teknik bir değerlendirme olup ve mahkemece görevlendirilen birinci bilirkişi heyeti ile çelişkilerin giderilmesi için görevlendirilen bilirkişi heyeti markaların kapsadığı mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmış olup, bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin de giderilerek hükme esas alınmasında aykırılık bulunmadığı, Mahkeme kararında genel olarak davalının eylemlerinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceğinin belirtildiği red kararın genel olarak verilmiş olması nedeniyle ayrıca alan adına yönelik hüküm kurulmasının gerekmediği, Davacı vekilinin İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 20/12/2022 tarih ve 2020/180 E., 2022/225 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından asıl ve birleşen davaya yönelik yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- Asıl dava yönünden ,492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Birleşen dava yönünden ,492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 12/02/2026