Danıştay 2. Daire Başkanlığı 2023/4549 E. , 2024/3617 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İKİNCİ DAİRE Esas No : 2023/4549 Karar No : 2024/3617 KARŞILIKLI TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLLERİ : Av. ... (DAVALI) : ...Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesince verilen ... günlü, E: ..., K: ... sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması
Danıştay 2. Daire Başkanlığı 2023/4549 E. , 2024/3617 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İKİNCİ DAİRE Esas No : 2023/4549 Karar No : 2024/3617 KARŞILIKLI TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLLERİ : Av. ... (DAVALI) : ...Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesince verilen ... günlü, E: ..., K: ... sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava Konusu İstem : Dava; 2008 yılı Askeri Liseler ve Astsubay Hazırlama Okulu öğrenci temini kapsamında yapılan Askeri Liseler Sınavında başarılı olarak ikinci seçim aşamasına katılan davacının, Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği uyarınca yapılan ön sağlık muayenesi aşamasında askeri lise öğrenci adaylığından elenmesine ilişkin işlemin ... İdare Mahkemesinin ... günlü, E: ..., K: ...sayılı kararıyla iptali üzerine, iptal edilen işlem nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 100.000,00 TL maddi ve askeri lise öğrenci adaylığından elenen davacı ... için 15.000,00 TL, ...'ın anne ve babası olan diğer davacılar için ise 7.500,00'er TL olmak üzere toplam 30.000,00 TL manevi zararın, idari yargı yerince iptal edilen işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : ...İdare Mahkemesinin temyize konu kararıyla; davacıların tazminini istediği ve askeri liselerde verilen üst düzey eğitim alabilmek için özel okullarda okumak zorunda kaldığından bahisle askeri lisede ve harp okulunda okusaydı geçireceği 8 yıllık süredeki tasarruf miktarı şeklinde tanımladığı 100.000,00 TL maddi zararın dava konusu işlemin doğrudan ve zorunlu bir sonucu olmadığı, dolayısıyla tesis edilmiş olan işlem ile uğranıldığı iddia edilen zarar arasında bir illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, davacıların maddi zararın tazmini talebinin yerinde görülmediği, öte yandan, olayın gerçekleşme biçimi ve hizmet kusurunun niteliği dikkate alındığında, davacının ve yakın çevresinde bulunan annesi ile babasının duydukları elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracı olacak, zenginleşmeye yol açmayacak, ancak idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir miktarda manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın 100.000,00 TL maddi zararın tazmini istemine yönelik kısmının reddine, manevi zararın tazmini istemine yönelik kısmının ise kabulü ile anne ... için 7.500,00 TL, baba ... için 7.500,00 TL ve ... için 15.000,00 TL olmak üzere istemle sınırlı olarak takdir edilen toplam 30.000,00 TL manevi zararın, zararı doğuran işlemin iptali istemiyle açılan dava tarihi olan 23/12/2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 3.600,00 TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 10.750,00 TL vekalet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine hükmedilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı İdarenin İddiaları : Manevi tazminat isteminin manevi dengeyi telafi edecek miktardan yüksek olduğu, manevi tazminata faiz işletilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Davacının İddiaları : Yerel mahkemenin kararında belirtmiş olduğu zararın fiili zarar olduğu; kazanç kaybı zararını göz ardı edilerek kararın verildiği, idarenin kusurlu olduğu tartışmasız olarak kabul edilmişse de idarenin eyleminin sonuçlarından doğan zararların anlık zarar olmadığına karar vermenin yasaya aykırı olduğu, idarenin eylemi nedeniyle iyi bir eğitim almasının engellendiği, eşdeğerlik açısından özel okullarda okumak zorunda kaldığı ve bu eğitim için de bedel ödediği, bu nedenle de maddi tazminat talebinin kabulu gerekirken reddinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN CEVABI : Davacının Cevabı : Davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır. Davalı İdarenin Cevabı : Cevap verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; Danıştay Sekizinci Dairesi tarafından, Danıştay Başkanlık Kurulunun 19/07/2023 günlü, K:2023/33 sayılı kararının "Ortak Hükümler" kısmının 2. fıkrası uyarınca, ayrıca bir gönderme kararı verilmeksizin Dairemize iletilen dosyada, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Mahkeme kararının maddi tazminata yönelik temyiz istemi yönünden incelenmesi; İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminata yönelik kısmının usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden davalı idare lehine hükmedilen vekalet ücretinin incelenmesi; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde "temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştay'ın kararı düzelterek onayacağı" hükme bağlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesinin son fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Yine, Anayasa'nın 148. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir.” hükmü yer almıştır. Anayasa Mahkemesinin 07/11/2013 günlü, Başvuru No:2012/791 numaralı kararında; tam yargı davası sonucunda başvuran aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymuştur. Buna göre, “Sözleşmenin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin, (1) numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkı...” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir. (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38 - 39) Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede, davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir. (...) Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir. Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gereklidir.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelere göre, istenen tazminatın reddedilmesi üzerine belirli bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesi tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak nitelendirilemeyecektir. Ancak her bir uyuşmazlığın kendine özgü niteliklerinin ve uyuşmazlığa konu olayın, davacıların mahkemeye erişim hakkı üzerinde farklı sonuçlar doğurabilmesi de mümkündür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir. 31/12/2014 günlü, 29222 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Mahkeme kararı tarihi itibariyle uyuşmazlığa uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Manevi tazminat davalarında ücret" başlıklı 10. maddesinde ise, "(1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.", "Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret" başlıklı 13. maddesinde; "(1) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." hükmüne yer verilmiştir. Mevcut durum, maddi tazminat talebiyle açılan davalarda, kabul edilen tazminat miktarının önemli kısmının vekalet ücreti olarak davalı idareye ödenmesi sonucunu doğurarak, açılan tazminat davasını davacı açısından anlamsız hale getirmekte, bazı durumlarda ise, davacının dava açılmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma düşmesine neden olmaktadır. Söz konusu Tarife'nin, manevi tazminat davalarında avukatlık ücretini düzenleyen 10. maddesinde ise, davanın kısmen reddi durumunda karşı taraf vekili yararına tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği, bu davaların tamamının reddi durumunda ise, avukatlık ücretinin, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre maktu hükmedileceği öngörülmüştür. Bu durumda, idari yargıda görülen tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusunda ilgili Tarife'nin 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarının esas alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; İdare Mahkemesince gerekçeli kararın hüküm fıkrasında davanın reddedilen maddi tazminat tutarı üzerinden hesaplanan 10.750,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine karar verildiği görülmektedir. Yukarıda yer alan açıklamalar uyarınca; İdare Mahkemesince verilen gerekçeli kararın hüküm fıkrasının "10.750,00 TL vekalet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine" kısmının, "maktu olarak belirlenen 750,00 TL vekalet ücretinin ise davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine" şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir. Mahkeme kararının manevi tazminata yönelik temyiz istemi yönünden incelenmesi; İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın manevi tazminata yönelik kısmının usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. DAVALI İDARENİN TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ ile ...İdare Mahkemesince verilen... günlü, E:..., K:... sayılı kararın manevi tazminat isteminin kabulü kısmının ONANMASINA oyçokluğuyla, 2. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KISMEN REDDİ ile anılan kararın maddi tazminat isteminin reddi kısmının ONANMASINA oybirliğiyle, 3. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KISMEN KABULÜ ile anılan kararın davalı idare lehine hükmedilen vekalet ücretinine yönelik hüküm fıkrasının yukarıda belirtildiği şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA oyçokluğuyla, 4. Davacı tarafından yapılan temyiz yargılama giderinin yarısının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, diğer yarısının davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idarece yapılan temyiz posta giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, 5. Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 6. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş (15) gün içinde Danıştayda karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/06/2024 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY : Doktrinde kabul edildiği üzere manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Olayın gelişimi ve sonucu, ilgilinin durumu itibarıyla uğradığı zarara karşılık takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, fakat idarenin olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması zorunlu bulunmaktadır. Somut olayda; davacının 2008 Yılı Askeri Liseler ve Astsubay Hazırlama Okulu Seçme Sınavı ikinci seçim aşamasında ön sağlık muayenesi sonucunda "jinekomasti" teşhisi konularak elenmesi üzerine bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda ... İdare Mahkemesince dava konusu işlemin iptal edildiği, bu işlem sebebi ile duymuş olduğu elem ve ızdırap sonucu uğradığı manevi zararın tazmini istemiyle bakılmakta olan dava açılmışsa da, davacı hakkında tesis olunan işlemde manevi tazminatı gerektirecek biçimde idarenin ağır hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunu gerektirecek bir durum bulunmadığından davacı lehine manevi tazminat hükmetmeye yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin kabulü yolundaki Mahkeme kararının bozulması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyorum. (XX) KARŞI OY : 31/12/2014 günlü, 29222 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Mahkeme kararı tarihi itibariyle uyuşmazlığa uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. Kısımında "Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olan veya Para ile Değerlendirilebilen Hukuki Yardımlarda Ödenecek Ücret"; nispi oran üzerinden belirlenmiştir. Uyuşmazlıkta; reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden yukarıda belirtilen tarife hükmü uyarınca nisbi vekalet ücreti hesaplanmış olup, anılan hüküm usul ve hukuka uygun olduğundan aynen onanması gerektiği oyuyla, aksi yönde oluşan düzeltilerek onama kararına katılmıyoruz.