Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/7439 E. , 2024/333 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/7439 Karar No : 2024/333 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALILAR): 1- … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ: Hukuk Müşaviri … 2- … Valiliği / … VEKİLİ : Av. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGIL…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/7439 E. , 2024/333 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/7439 Karar No : 2024/333 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALILAR): 1- … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ: Hukuk Müşaviri … 2- … Valiliği / … VEKİLİ : Av. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 13/03/2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark mevkiinde meydana gelen bombalı saldırıda yaralanması nedeniyle uğranılan zararın genel hükümler kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülerek 50.000,00 TL (miktar artırımı ile 446.639,56 TL) maddi ile 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olayın oluş biçimi ve niteliğine göre terör eylemi olduğu noktasında duraksama bulunmadığı gibi, dava konusu olayda idareye yüklenilebilecek herhangi bir hizmet kusuru bulunmamakla birlikte davacının bireysel zararının kusursuz sorumluluk kapsamında sosyal risk ilkesi gereği davalı idarece tazmini gerektiği, hesap bilirkişisince dosyaya sunulan bilirkişi raporunda davacının dava konusu olay nedeniyle %19,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybettiğinin Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun raporuyla tespit edildiği, bu kapsamda yapılan hesaplamada uğradığı maddi zararın 446.639,56 TL olduğu yönünde tespitlere yer verildiği, bilirkişi raporuna yapılan itirazlar yerinde görülmeyerek bahse konu raporun hükme esas alınabilir nitelikte olduğu sonucuna varıldığı, öte yandan dava konusu olayın süreci ve davacının olay nedeniyle duymuş olduğu acı ve üzüntü ile orantılı olarak takdiren 40.000,00 TL manevi tazminatın davacıya ödenmesinin uygun olacağı gerekçesiyle 446.639,56 TL maddi tazminat talebinin kabulüne, 50.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 09/12/2016 tarihinden, 396.639,56 TL'lik kısmının ise miktar artırım tarihi olan 04/09/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, davacının manevi taminat isteminin 40.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ise reddine, hükmedilen 40.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; İdare Mahkemesince maddi tazminata ilişkin olarak kurulan hükümde usul ve yasaya aykırılık görülmediği, kararın bu kısmına yönelik istinaf istemlerinin reddi gerektiği, öte yandan, İdare Mahkemesinin manevi tazminat ve maddi tazminatın miktar artırımı ile artırılan kısmı için miktar artırım tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmı yönünden incelenmesinden, yaşanılan olay nedeniyle davacıya 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, öte yandan 2577 sayılı Kanunda, tam yargı davalarında, dava dilekçesindeki miktarın artırımına olanak tanıyan düzenleme uyarınca, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, artırılan tazminat miktarı yönünden faize, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle tarafların istinaf istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine, kararın, 446.639,56 TL maddi tazminat talebinin kabulüne, 446,639,56 TL maddi tazminatın 50.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 09/12/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine ve fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden onanmasına, kararın, 446.639,56 TL maddi tazminatın, 396.639,56 TL'lik kısmının miktar artırım tarihi olan 04/09/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi ile davacının manevi taminat isteminin 40.000,00 TL'lik kısmının kabulüne ilişkin kısmı yönünden kaldırılmasına, manevi tazminat istemi ve maddi tazminatın miktar artırımı ile artırılan kısmına işletilecek faizin başlangıcı yönünden yeniden incelenen davada, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile takdiren 20.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 09/12/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin kısımların reddine, kabul edilen 446.639,56 TL maddi tazminatın 50.000,00 TL'sinin idareye başvuru tarihi olan 09/12/2016 tarihinden itibaren, kalan 396.639,56 TL'sinin ise miktar artırım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ tarihi olan 10/09/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, hükmedilen maddi tazminatın tamamı yönünden idareye başvuru tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği, vücudunda yara izlerinin kalmış olması da değerlendirildiğinde 23 yaşındaki genç bir kızın olay nedeniyle duyduğu acı ve elem karşısında hükmedilen manevi tazminatın hakkaniyetsiz olduğu iddialarıyla; davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, idarelerinin ancak ağır hizmet kusuru bulunması halinde sorumluluğunun doğacağı, olayın bir terör eylemi olduğu, idarelerin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı, hükmedilen manevi tazminatın emsal dosyalara göre yüksek olduğu, manevi tazminata faiz işletilemeyeceği iddialarıyla; davalı Ankara Valiliği tarafından ise manevi tazminat yönünden idarelerinin sorumluluğu bulunmadığından hasım mevkiine alınmasının hukuka aykırı olduğu, manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet vermemesi gerektiği, manevi tazminatın 5233 sayılı Kanunda düzenlenmediği, idareye başvuru tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin isabetsiz olduğu, idarelerinin harçtan muaf olduğu iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davacı ve davalı Ankara Valiliği tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: … DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi ile temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava dosyasının incelenmesinden, davacı tarafından, 13/03/2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark mevkiinde meydana gelen bombalı saldırıda yaralanması nedeniyle uğranılan zararın karşılanması amacıyla 29/04/2016 tarihinde Ankara Valiliğine yapılan başvuru üzerine Ankara Valiliği 1 No'lu Zarar Tespit Komisyonu'nun 05/08/2016 tarihli kararı ile 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesinin uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 21. maddesi uyarınca 60 günlük istirahati nedeniyle 3.916,86 TL tazminat önerisinde bulunulduğu, söz konusu tutarın kabul edilmemesi sonucu 21/11/2016 tarihinde davalı idare ile davacı arasında uyuşmazlık tutanağı imzalandığı, akabinde İstanbul 20. Noterliğinin … tarih ve … saylı ihtarnamesi ile davalı idarelerden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulduğu, Ankara Valiliğinin … tarih ve … sayılı yazısı ile yapılacak herhangi bir işlemin bulunmadığının belirtilmesi üzerine genel hükümler uyarınca maddi ve manevi tazminat istemli bakılmakta olan davanın açıldığı görülmektedir. Öte yandan, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulunun davacı hakkında düzenlenen 10/01/2020 tarihli raporunda; "femur kırığı yaralanması nedeniyle iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceği, 1 ay süreyle başkasının bakımına ihtiyaç duyabileceği, geçici iş göremezlik süresi sonundan itibaren sol el bileğinde hareket kısıtlılığı, sol uyluk atrofisisi, sol el 2. parmakta hareket kısıtlılığı ve sol diz bağ yaralanması nedeniyle 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği E cetveline göre %19,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağı..." görüş ve tespitlerine yer verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Yine, Anayasa'nın 2. maddesinde, Devletin nitelikleri sayılmış ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış olup, "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu düzenlemelerden, tüm vatandaşların yaşama haklarının, devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, 17/07/2004 tarihinde kabul edilip, 27/07/2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un, 1. maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.''; 2. maddesinin 1. fıkrasında, ''Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar; 7. maddesinde, ''Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar''; 8. maddesinin 1. fıkrasında, ''7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.''; 9. maddesinde, ''Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. Cumhurbaşkanı, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.''; 12. maddesinde, "Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.'' hükümleri bulunmaktadır. Anılan Kanun'a dayanılarak çıkarılan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler" başlıklı 21. maddesinde de, "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara, altı katı tutarını geçmemek üzere, onda birinin doktor veya sağlık kurulu raporu ile belirlenen iş ve güce engel olma süresi ile çarpımı sonucunda belirlenecek tutarda, b) Çalışma gücü kaybı derece ve oranları için ekli cetvelde (EK-D) belirlenen katı tutarında, c) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır." kuralı bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyize Konu Kararın Davacının Manevi Tazminat İstemine Yönelik Kısımının İncelenmesi: Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir. Temyize konu karar ile Kübra Yıldırım'ın manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın kabulüne karar verilmişse de manevi tazminatın, ilgililerin duyduğu elem ve üzüntünün kısmen giderilmesini sağlayan manevi bir tatmin aracı olduğu gözetildiğinde, dava konusu olay nedeniyle sol el bileğinde hareket kısıtlılığı, sol uyluk yaralanması, sol el ikinci parmakta hareket kısıtlılığı ve sol diz bağ yaralanması ile karşı karşıya kaldığı dikkate alındığında davacının manevi varlığında meydana gelen zararın giderilebilmesi için hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz kaldığı kanaatine varıldığından, temyize konu kararın belirtilen kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. B) Temyize Konu Kararın Davacının Maddi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Davacı tarafından, terör örgütünce gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu yaralandığından bahisle oluşan zararlarının genel hükümlere göre tazmininin istenilmesi karşısında, olayda öncelikle idarenin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Nitekim, Dairemizin yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zarar ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idareye atf-ı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk halinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiği yönündedir. Bu nedenle idarenin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusurlu / kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Olay öncesinde ve olaya ilişkin istihbari bilgi- belge var ise idarenin bu konuda özel bir önlem almaması neticesinde oluşan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu tutulacağı açıktır. Dava dosyası ile uyuşmazlık konusu olay ile ilgili olarak açılan diğer dava dosyalarında bulunan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; ... İdare Mahkemesinin E:… sayılı esasına kayıtlı dosyada verilen ara kararına Ankara Valiliği tarafından sunulan cevabi yazıda; 01/11/2016-31/03/2016 tarihleri arasında Ankara ilinde alınan emniyet tedbirlerinin ve meydana gelen olayların liste halinde sunulduğu, 20/02/2016 tarihinde Başkent Güvenlik Eylem Planı’nın hazırlandığının ve 09/03/2016 tarihinde yürürlüğe girdiğinin belirtildiği, aynı dosyada İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 06/07/2017 tarihli yazısında; olay öncesinde istihbari bilgi elde edilemediği, olayla ilgili somut duyum bulunmadığı, yine İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 11/07/2017 tarihli yazısında; Ocak-Şubat-Mart aylarında emniyete ulaşan ve gerekli birimlerle paylaşılan genel nitelikteki muhtemel eylemlere ilişkin yazıların sunulduğu, … İdare Mahkemesinin E:… sayılı esasına kayıtlı dosyada bulunan Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün 12/10/2016 tarihli yazısında; olaya ilişkin ihbarın bulunmadığının belirtildiği, ayrıca olay sonrası İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişi ve Polis Başmüfettişi tarafından hazırlanan Araştırma Raporunda; yaşanan terör olaylarının engellenmesinin sadece bir ilin sınırları içinde alınacak tedbirlerle sağlanamayacağı, ülke içinde ve sınırlarımız dışında alınması gereken önlemler olduğu, olaya ilişkin ön inceleme yapılmasına gerek olmadığı, disiplin soruşturmasına gerek olmadığı, idari ve mali yönden herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığı yönünde tespitlerde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesinin, olay öncesinde olaya ilişkin istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da bir kaçının belirli olacak şekilde idarece bilinmesi ve idarenin bu bilgiye rağmen gerekli önlemi almaması halinde söz konusu olacağı değerlendirildiğinde; dava konusu olayda emniyet birimlerinde olay öncesinde olaya ilişkin herhangi bir ihbarın bulunmadığına ilişkin yazılar da göz önünde tutularak idarenin bu yönden hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Olaya sebebiyet veren canlı bomba olan şahsın, Balıkesir'de eğitim görürken Diyarbakır BDP Gençlik Şöleni'ne katıldıktan sonra Suriye'ye gidip PKK-KCK terör örgütüne katıldığı, ailesinin kayıp başvurusunda bulunduğu, terör örgütüne üye olma suçundan hakkında arama kararı bulunduğu, olayda kullanılan araçla ilgili istihbari bilgi-belge olmadığı, idarenin ilgili şahsa yönelik hukuki ve idari tüm işlemleri yaptığı, bir süre yurt dışında da bulunan şahsın yasa dışı yollarla ülkeye giriş yaptığı dikkate alındığında, bu yönden de idareye atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır. Ayrıca idari eylem ile davacının uğradığı zarar arasında illiyet bağı bulunmaması; bir başka ifadeyle zararın, idareye tümüyle yabancı üçüncü kişiler olan terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen canlı bomba eylemi sonucu meydana gelmesi karşısında; davalı idarenin kusursuz sorumluluğundan da söz edilemeyeceği görülmektedir. Her ne kadar davacı tarafından dava konusu olay nedeniyle uğradığı maddi zararların genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülmüşse de; 5233 sayılı Kanun'un yürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında da anılan Kanun uygulanarak, zarar miktarının 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesine göre hesaplanması gerekmektedir. İdare Mahkemesince, davacının iş gücü kayıp oranının tespit edilmesi amacıyla alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulunun davacı hakkında düzenlenen 10/01/2020 tarihli raporunda; davacının iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceği, %19,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı belirtilmektedir. Anayasa Mahkemesinin 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararında; "Gösterge ve katsayı rakamlarının her yıl artış göstermesi nedeniyle, son işlem tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınmasının, tazminat alacaklısının lehine bir uygulama olduğu açıktır." tespit ve gerekçesine yer verilmiş olup, bu husus Dairemiz kararlarında da benimsendiğinden son işlem tarihi olarak davalı idarelere yapılan başvurunun reddedildiği 19/12/2016 tarihinin esas alınması gerekmektedir. Buna göre; Bölge İdare Mahkemesince yapılacak hesapta, davalı idarelere yapılan başvurunun reddedildiği tarihdeki memur aylık kat sayısı ile (7000) gösterge rakamının çarpımı sonucunda bulunan miktarın; Yönetmeliğin 21. maddesinin (a) bendine göre 60 gün (her ne kadar Adli Tıp Raporunda iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayacağı belirtilmişse de mevzuat gereğince 6 katı tutarını geçmediğinden) ile çarpımının onda birinin hesaplanması sonucunda belirlenecek tutar ve (b) bendine göre davacının % 19,2 iş gücü kaybı oranının Ek-D cetvelde karşılık gelen katı (8) ile çarpımı sonucu bulunacak tutar toplanmak suretiyle belirlenecek maddi tazminatın davalı idarece ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, maddi tazminat isteminin kabulü yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf istemlerinin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararının anılan kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/02/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.