Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan yargılandığı ceza davasında, hakkındaki beraat kararının bozulması sonrasında dosyaya yeni hiçbir delil eklenmemesine rağmen mahkûmiyetine kararı verilmesinin ve eşiyle yaptığı telefon görüşme kayıtlarının hükme esas alınmasının, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal ettiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan yargılandığı ceza davasında, hakkındaki beraat kararının bozulması sonrasında dosyaya yeni hiçbir delil eklenmemesine rağmen mahkûmiyetine kararı verilmesinin ve eşiyle yaptığı telefon görüşme kayıtlarının hükme esas alınmasının, Anayasa’nın maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal ettiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur. Başvuru, 26/5/2014 tarihinde Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde, başvuruda Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 22/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Gaziantep ilinde ikamet eden başvurucu ve eşinin Ankara iline kargo yolu ile uyuşturucu madde gönderdikleri iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, başvurucu ve eşi hakkında 28/4/2009 tarihinde Ankara Sulh Ceza Mahkemesinden “iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” kararı alınmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu ve eşinin uyuşturucu madde ticareti yaptığı iddiasına ilişkin elde ettiği bilgi ve delilleri Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu ve eşi hakkında daha önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmaya devam edilmiştir. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 29/6/2009 tarihli ve E.2009/14159 sayılı iddianamesi ile başvurucu ve eşi hakkında uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan kamu davası açılmıştır. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi, 29/9/2009 tarihli ve E.2009/244, K.2009/328 sayılı kararıyla başvurucunun beraatine karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 17/4/2012 tarihli ve E.2010/15693, K.2012/7864 sayılı ilamıyla, eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma kararı sonrası Mahkeme, 31/1/2013 tarihli ve E.2012/336, K.2013/42 sayılı kararıyla, başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan mahkumiyetine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: “…Böylece yapılan yargılama, iddia, savunma, sanıklara ait ses kayıt çözüm tutanakları, sanıklara ait parmak izi inceleme formları, ön inceleme formu, tartı tutanağı, olay yakalama tutanakları, suça konu uyuşturucu maddeye ilişkin emanet eşya makbuzları, Adana Kriminal Polis Laboratuarının 8 Temmuz 2009 tarihli ve 3173 sayılı ekspertiz raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre sanıklar K. K. ve F. K.’nın üzerilerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçları sübuta ermiş sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmiş(tir)…” Anılan karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 7/4/2014 tarihli ve E.2014/1042, K.2014/2389 sayılı ilamıyla düzeltilerek onanmıştır. Başvurucu, anılan kararı 22/5/2014 tarihinde öğrenmiştir. Bireysel başvuru 26/5/2014 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19/2/2013 tarihli ve E.2011/MD-137, K.2013/58 sayılı kararı şöyledir: “…Şüpheli ya da sanıkların, birlikte suç işleme şüphesi bulunmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları görüşmelerin kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığı kolaylıklardan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasında doğmaktadır. …. CMK'nun 135/ maddesi hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri kapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin suça katıldığı daha önceden başka delillerle belirlenmiş ise artık bu noktada CMK'nun 135/ maddesi kapsamına giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği kabul edilmektedir. … Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu ele alındığında; Sanık A. K. ile yeğeni olan sanık K. ve kardeşi olan sanık H. K. arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmaları, bu kişilerin suça katıldıklarının daha önceden başka delillerle belirlenmesi ve bunlar hakkında da mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş olması nedeniyle kanuni delil olarak kullanılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Aksi halde; tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişilerin, aynı suçu birlikte işlemelerinin kanun koyucu tarafından himaye edildiği sonucuna ulaşılır ki bunun kabulü de mümkün değildir…” 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanıklıktan çekinme” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“ (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: …b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi. …” Aynı Kanun’un maddesinin, 21/2/2014 tarihli ve 6526 Sayılı Kanun’un maddesi ile değişiklik öncesi (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.” Aynı Kanun’un maddesi şöyledir: “(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”