21. Hukuk Dairesi 2012/9409 E. , 2013/15083 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdak…
**21. Hukuk Dairesi 2012/9409 E. , 2013/15083 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R Dava,davacının davalı işverene ait işyerinde 15.7.2005-24.1.2008 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmet sürelerinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmadığı yeni bilirkişi incelemesi için verilen kesin süreye riayet edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. İş ve Sosyal güvenlik hukuku ile ilgili düzenlemeler nitelikçe kural olarak kamu düzeniyle ilgilidir. Bu bakımdan, raporlarının alınması ve sair hususların incelenmesi davanın niteliği gözönünde tutularak, giderek gerçeğin saptanması yönünden tarafların istemlerine bakılmaksızın hakimin görevi gereğince resen yerine getirmesi gereken hususlardandır. Kendiliğinden yapılması gereken işlemlerde HUMK.’un 415. maddesi uyarınca giderlerin taraflardan birine veya her ikisinin ödemesine karar verilebilir. Belirlenen süre içinde işleme ait gider ödenmez ise ilerde ilgilisinden alınmak sureti ile Devlet Hazinesi’nden (Cumhuriyet Başsavcılığı suçüstü ödeneğinden) ödenmesine karar verilmesi gerekir. 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı H.M.K.’nun "resen yapılması gereken işlemlere ilişkin giderler" başlıklı 325. maddesinde de, benzer düzenleme yapılmış olup anılan maddede "Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verileceği, belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedileceği" bildirilmiştir. Somut olayda; davacının davalı işyerinden bildiriminin 17.8.2005 tarihinde başladığı işe giriş ve çıkış belgeleri ve imzalı ücret bordrolarından davacı çalışmalarının kesintili olduğu dosyada hizmet sürelerinin tespiti ve işcilik alacakları yönünden 3 ayrı bilirkişi raporu alındığı alınan 3.8.2009 tarihli bilirkişi Av. ... ve 22.6.2011 tarihli bilirkişiler Av. ... , Av. ... , Av.... imzalı 22.6.2011 tarihli heyet bilirkişi raporlarında eksik bildirimin 4.11.2007 - 31.12.2007 tarihleri arasında toplam 56 gün olduğu tespit edildiği ve alınan her iki raporda birbirini teyit eder nitelikte olup dosya içeriğine uygun olmakla hüküm vermeye elverişli nitelikte olduğu ,taraflara ek külfet oluşturacak nitelikte yeniden bilrkişi incelemesine gerek olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan işçilik alacaklarına ilişkin olarak Ürgüp İş Mahkemesinni 2008/80 E sayılı dava dosyası ile açtığı davanın HUMK 45 .maddesi uyarınca eldeki dava ile birleştirildiği ancak birleştirilen dava yönünden olumlu olumsuz bir karar verilmediği görülmüştür.;Sigortalılığa ilişkin “hizmet tespiti” davaları, Sosyal Güvenlik hakkına ilişkin olarak ortaya çıkan davalardır. Yasal dayanağını 506 sayılı Yasanın 6. ve 79/10. (5510 sayılı yasa açısından ise 86/9. ) maddelerinden almaktadır. Sözü edilen 6.madde de, çalıştırılanların, işe alınmaları ile kendiliğinden sigortalı olacakları, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği belirtilmiştir. Anılan yasanın 79/10. maddesinde ise, sigortalıların, çalışmalarının tespiti ile ilgili dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır. Bu bakımdan, hizmet tespitine ilişkin davalar sosyal güvenlik hakkı ve kamu düzeni ile ilgili olup, kişi iradesi belirleyici etkiye sahip değildir. İçerisinde bulunduğu yasal statünün belirlediği durum doğrudan dikkate alınır. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapma yetkisine sahiptir. Bu yetki kapsamında, gerektiğinde tanık ve diğer deliller yoluyla doğrudan gerçeği bulma yükümü bulunmaktadır. İşçilik haklarına ilişkin davalar ise, 4857 sayılı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalar, kişi iradesine önemli rol verilip, taraf anlaşmalarına geçerlilik tanınan, alacak ve tazminat türünde olan davalardır. Taraflar bu tür haklarından her zaman vazgeçebilir. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapmaz. Tarafların bildirdiği deliller dışında delil toplanması da olanaklı değildir. Kaldı ki, SGK nun bu davalarda davalı sıfatı bulunmamaktadır. Bu durumda, her iki dava türünün, taraflarının statüsü, hakimin delil araştırma bakımından kendiliğinden hareket etmesi, taraf iradelerine atfedilen rol, dava konusu edilen haktan vazgeçilip vazgeçilememesi gibi yönlerden yasal konumları birbirinden tamamen farklıdır. Her iki dava türünün birlikte görülmesi durumunda; davanın birinde birkısım delillerin kendiliğinden dikkate alınması, diğerinde alınmaması gerekecektir ki, aynı dava dosyasında birbiri ile çelişkili kararlar yer alabilecektir. Kaldı ki, işçilik haklarına ilişkin olarak dairemiz kararları ile işçilik alacaklarına ilişkin davalar yönünden asıl görevli Yargıtay ilgili dairelerinin kararları arasında farklı uygulamalar ortaya çıkabilecektir. Öteyandan, temyiz aşamasında inceleme mercileri farklı olan bu davaların birbirinden bağımsız sonuçlandırılmalarında hukuki istikrar ve kararlara olan güven bakımından da yarar bulunmaktadır. İşçilik haklarına ilişkin olarak kesinleşen hüküm, hizmet tesbiti davasında sadece kuvvetli delil olarak değerlendirilmekte, davada taraf sıfatı bulunmayan SGK yönünden bağlayıcı olmamaktadır. Mahkemenin bu maddi ve hukuksal olguları gözetmeksizin, birbirinden tamamen farklı iki davayı ayrı ayrı açılmış olmasına rağmen birleştirmesi ve birleşirilen işçilik alacakları yönündende olumlu olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Yapılacak iş; her iki davayı ayırarak işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının ayrı bir esasas kaydedilerek yargılamasna devam etmek hizmet tespiti yönünden ise davacının davalı işyerinde 1.4.2007 -31.12.2007 tarihleri arasında eksik bildirilen 56 günlük sürenin tespitine karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05/09/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.