4. Hukuk Dairesi 2009/9220 E. , 2010/5357 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 13/03/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 06/05/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafı
**4. Hukuk Dairesi 2009/9220 E. , 2010/5357 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 13/03/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 06/05/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, taraflarca temyiz olunmuştur. Davacı, yazı yazdığı köşede kendisine hakaret etmeyi alışkanlık haline getiren davalının, dava konusu yazıda da kendisinden çiko diye bahsettiğini, çikonun aciz olduğu için ağlayan çocuk anlamında kullanıldığını, hep çocuk olarak kalıp hiç büyümeyeceği, basını şemsiye olarak kullandığına ilişkin sözlerin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir. Yerel mahkemece, bir bütün olarak incelenen yazının, bir konuda araştırma, tartışma, kamuoyunu bilgilendirme gibi amaçla değil davacıyı eleştirmek amacıyla yazıldığı, kullanılan sözcükler ile anlatım biçiminin incitici olduğu, çiko sözcüğünün sözcük anlamı bulunmamakla birlikte, şişman ve niteliksiz kimseler için kullanıldığının bilindiği gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Dava konusu "Bolu'nun ; ..." başlıklı yazıda; davalının, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı davacıya manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, tazminatı sızlanmadan ödediği, davacının da önceki yazılarında kendisine saldırıda bulunması nedeniyle tazminat ödenmesine karar verildiği, konuyu köşesinde yazdığı ve sızlandığı, basını şemsiye olarak kullandığı ve benzeri sözlere yer verilmiştir. Dosya içeriğinden, davalının daha önce yazdığı iki ayrı köşe yazısı nedeniyle davacıya manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, dava konusu edilen yayında alıntı yapılan davacıya ait köşe yazısında da, davacının daha önce köşesinde yazdığı yazı nedeniyle tazminata karar verildiği, tarafların Bolu İlinde yayımlanan iki farklı yerel gazetenin köşe yazarları oldukları, yazıların karşılıklı olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen yazıda yer verilen çiko sözcüğünün Türkçe sözlükte bir anlamı bulunmamaktadır. Yayında, davacıdan alıntı yapıldığı anlaşılan köşe yazısında, davacının daha önce ödemesine karar verilen manevi tazminat nedeniyle köşesinde dert yandığı, davalının ise ödemesine karar verilen manevi tazminatları hemen ödediği, davacı gibi bunları köşesinde sızlanma nedeni yapmadığı biçiminde, eleştiri sınırları içinde kalınarak değerlendirmeler yapılmıştır. Okuyucunun dikkatini çekecek ve başlığı çekici kılacak sözcüklerin kullanılması gazetecilik gereğidir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, hukuka uygunluk sınırı içinde kalan yazının davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı benimsenip istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA; davacının tüm, davalının öteki temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/05/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.