Başvurucu, murisi tarafından 19/12/2002 tarihinde Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescil davasının reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.
Başvurucu, murisi tarafından 19/12/2002 tarihinde Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescil davasının reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir. Başvuru, 31/10/2013 tarihinde Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 23/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Birinci Bölümün 9/1/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığınca, 7/2/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun murisi, 19/12/2002 tarihinde Maliye Hazinesi aleyhine Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, Doğubayazıt ilçesi Çiftepınar mahallesi 198 ada 28 parsel numaralı taşınmazın 40-50 yıldan beri zilyedi olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescil edildiğini ileri sürerek, tescilin iptali ile adına tescilini talep etmiştir. Yargılama sırasında davacının vefatı üzerine, mirasçıları olarak başvurucu ile müşterekleri davaya devam etmişlerdir. Mahkemece 16/3/2011 tarih ve E.2002/334, K.2011/144 sayılı kararla, “dava konusu parselin muris Maruf Alkan’a ait iken sağlığında çocukları arasında yapılan taksim neticesinde davacıların murisi Salih Alkan’a kaldığı, Salih Alkan’ın gözlerinin görmemesi ve diğer sağlık sorunlarının bulunması sebebiyle taşınmazın Salih Alkan’ın nam ve hesabına, kardeşi F.A. tarafından kullanıldığı, bu sebeple kadastro tespitinde de sanki taşınmaz gerçekte F.A.’ya aitmiş gibi değerlendirilerek anılan kişinin 100 dönümlük zilyetlik hakkının dolması nedeniyle Hazine adına tescil edildiği, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarına göre taşınmazın 40 yılı aşkın bir süreden beri davacıların murisinin zilyetliğinde bulunduğu, Kadastro Kanunu’nun maddesinde öngörülen 20 yıllık sürenin dolduğu” gerekçesiyle davanın kabulüne, 198 ada 28 parsel numaralı taşınmazın tapu kaydının iptaline ve Salih Alkan mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 9/2/2012 tarih ve E.2011/3703, K.2012/664 sayılı ilamıyla, “198 ada 28 sayılı parselin esasen muris Maruf Alkan’a ait olduğu, aynı ada 7 sayılı parsele revizyon gören tapu kaydının sabit sınırlı bulunmaması nedeniyle miktar fazlasının 28 sayılı parsel adı altında taşlık niteliğiyle Hazine adına yazıldığı, muris Maruf Alkan’ın oğlu F.A. tarafından 1970 tarihli harici satış senedine dayalı olarak kadastro tespitine itiraz davasını açtığı, yukarıda da açıklandığı biçimde Maruf’a 198 ada 29 sayılı parsel ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun maddesinin öngördüğü koşullar gereğince belgesizden 100 dönüm kuru tarım arazisini alması nedeniyle ve bundan daha fazla da alamayacağı gözetilerek kadastro mahkemesince davanın reddine karar verildiği ve kesinleştiği anlaşılmaktadır. F.A.’nın bu yeri açıklandığı biçimde kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayalı olarak alma olanağının bulunmaması nedeniyle bu sefer eldeki dosyanın davacısı Salih Alkan tarafından aynı yerle ilgili olarak kazanmayı sağlayan zilyetlik ve bağış hukuksal sebebine dayalı olarak iptal ve tescil isteğinde bulunduğu görülmektedir. Taşınmaz 1970 tarihli harici satış senediyle muris Maruf tarafından oğlu F.A.’ya satılmış ise sağlığında bu yeri ayrıca Salih’e bağışladığının kabulüne olanak bulunmadığından bu yöndeki tanık beyanlarına değer verme olanağı da yoktur. F., 198 ada 29 sayılı parsel ile 100 dönümlük yer almış bulunduğundan, 198 ada 28 parsel numaralı taşınmazı alamayacağı anlaşılınca bu sefer de davacıların murisi Salih tarafından söz konusu davanın açıldığı hususunda bir duraksamanın bulunmadığı da bir gerçektir. Davacı Salih’in bu yöndeki davranışı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup TMK.’nın maddesine aykırı düşer. Dava konusu parselin toplam miktarı 138 hektar, 9718,75 (1389718,75) m2 büyüklüğünde bir yerdir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun maddesinde aynı kadastro çalışma alanı içinde bir kişinin belgesizden edinebileceği taşınmaz miktarı sulu toprakta kırk, kuru toprakta ise yüz dönüm olduğu halde, bu miktarın üzerinde davanın (718,75 m2’nin) kabulüne karar verilmesi de anılan madde hükmüne aykırı bulunmaktadır. Şu halde, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, dosyaların kapsamlarıyla örtüşmeyen bir gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş bulunması doğru değildir” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 4/10/2012 tarih ve E.2012/4494, K.2012/8504 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda 26/12/2012 tarih ve E.2012/403, K.2012/468 sayılı kararla; Yargıtay Hukuk Dairesinin bozma kararı ve tüm dosya kapsamına göre davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 11/4/2013 tarih ve E.2013/2744, K.2013/3593 sayılı ilamıyla; dosya içeriğine ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 23/9/2013 tarih ve E.2013/8321, K.2013/8676 sayılı ilamıyla; dosya içeriğine, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi gereği reddedilmiştir. Karar, 11/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 31/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tabidir.” 4721 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.”