T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1266 KARAR NO : 2025/2167 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28/12/2023 NUMARASI : 2023/264 Esas - 2023/694 Karar DAVACI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... -... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... FERİ M…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1266 KARAR NO : 2025/2167 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28/12/2023 NUMARASI : 2023/264 Esas - 2023/694 Karar DAVACI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... -... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... FERİ MÜDAHİL : ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/05/2017 KARAR TARİHİ : 22/12/2025 KR. YAZIM TARİHİ : 22/12/2025 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı taraf arasında davaya konu faturalara konu ticari alım satım ilişkisi olduğunu, müvekkili şirketin Dubai Port Yarımca Limanı'nda kullanmak üzere davalıdan aldığı polimer kanal ve ızgara, polimer rögar, kapak ve benzeri malzemelerin sahaya yerleştirildikten sonra sahanın araçların geçişine açılması ile birlikte kırıldıklarını öğrendiğini, yerleştirilen malzemelerde kırılmalar gerçekleştiğini, taraflarınca alınan malzemelerin ayıplı olduğu düşünülerek kırılmalar ortaya çıkar çıkmaz Körfez Sulh Hukuk Mahkemesi 2016/16 D. İş ve 2016/14 Karar nolu delil tespiti işlemi yaptırıldığını, iş bu dosya da alınan bilirkişi raporunda bilirkişi sonuç bölümünde alınan malın ayıplı olduğunu, müvekkili şirketin davalıdan alınan malzemelerin kırılmış olması nedeni ile mağdur olduğunu ve zarara uğradığını, davalı şirkete Kocaeli 6. Noterliği ... yevmiye nolu 23/08/2016 tarihli ihtarname gönderilerek bedel iadesi ve uğranılan tüm zararın talep edildiğini, ancak taraflarının sürekli oyalandığını, zararlarının giderilmediği belirterek davalıdan alınan malların ayıplı olması nedeni ile müvekkilinin uğradığı tüm müspet ve menfi zararın davalıdan ticari temerrüt faizi ile alınmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkili yer Mahkemesi'nde açılmadığını, yetkili yerin müvekkilinin yerleşim yeri olan Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, müvekkili firma tarafından davacı firmaya Dubai Port Yarımca Limanında kullanılmak üzere; polimer kanal üst ızgarası ve menhor kapak satışının yapıldığını, bu malzemelerden yalnızca üst ızgarası (E600 tipi) ve menhor kapağın müvekkili tarafından üretildiğini, polimer kanalın ise müvekkili tarafından değil Metusan Yapı Elemanları San. Tic. Ltd. Şti. firması tarafından üretildiğini, müvekkili firmanın polimer kanalları Metusan firmasından satın alıp davacı firmaya sattığını, öte yandan dava dilekçesinde iddia edildiğinin aksine müvekkilinin üretmiş olduğu E600 tipi üst ızgarasının ayıplı olmadığını, davacı tarafın iddiasına dayanak olarak Körfez Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2016/16 D.İŞ sayılı tespit raporunu sunduğunu, ancak anılan raporda da belirtildiği üzere müvekkili firma davacı firmanın iş yaptığı limanda kullanılmaya uygun olduğu mevzuatta belirtilen E 600 tipi ızgara satışı yaptığını, kırılmanın ızgarada değil polimer kanalda meydana geldiğini, Metusan firması tarafından üretilen polimer kanalların kırılmasının nedeni müvekkili tarafından üretilen ızgaranın değil bizzat polimer kanalın ayıplı olmasından kaynaklandığını, zira ızgaranın ayıplı olması durumunda yükün polimer kanala aktarılmasının dahi mümkün olmayacak deformasyon ızgarada meydana geleceğini, halbuki ızgaranın işlevini yaptığını ve yükü doğru şekilde polimer kanala aktardığını, ayıplı olduğu iddia edilen ızgaraların neden kullanıldığı, ızgaralar ayıplı ise bulundukları güzergahların halen nasıl kullanıldığının taraflarınca anlaşılamadığını belirterek davanın reddine, kabul anlamına gelmemekle beraber bir ayıp söz konusu ise dahi bunun polimer kanallarda olması sebebi ile huzurdaki davanın kanalları üreten metusan firmasına ihbarını ve bu firmanın dahili davalı olarak dosyaya müdahalesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...Davanın REDDİNE ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bahse konu polimer kanalların ayıplı olduğu hususunun Körfez Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/16 D. İş sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporu, dava dosyasında mevcut 16.11.2018 tarihli bilirkişi raporu, 12.10.2020 tarihli bilirkişi ek raporu ile sabit olduğunu, bu üç raporda da malzemenin ayıplı olduğu sonucuna ulaşılmışken, yorum yolu ile rapor hazırlayan ve bahse konu malzemeleri yerinde incelemeden dosya üzerinden malların ayıplı olmadığı sonucuna ulaşan bilirkişinin raporuna itibar edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, huzurdaki davaya konu mallara ilişkin ayıp ihbarının süresinde yapıldığı hususunun açıkça ortada olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. DELİLLER:Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/12/2023 tarih, 2023/264 Esas - 2023/694 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava satış sözleşmesinden kaynaklanan ayıp nedeniyle ayıplı çıkan ürünlerin iadesi ile ayıplı çıkan ürünler nedeniyle davacının uğradığı zararın tazmini talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır. İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalı arasında 7 adet faturaya konu polimer kanal ve ızgarası, rögar kapak ve montaj malzemelerini içeren satış sözleşmesi bulunduğu, anılan malların davalı satıcı tarafından davacıya teslim edildiği, davacının anılan malzemeleri Dubai Port Yarımca Limanı’nda kullandığı, sahanın araç girişine açılmasıyla yerleştirilen malzemelerde kırılmalar ortaya çıktığı, bunun üzerine davacı tarafından Körfez Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2016/16 D.İş esas 2016/14 Karar sayılı dosyası ile delil tespiti yapıldığı, delil tespiti dosyasından alınan 08.08.2016 tarihli rapora göre malzemenin ayıplı olduğu yönünde rapor tanzim edildiği, anılan malzemelerden polimer kanalların 325 metrelik kısmının kırıldığı, yani ayıplı olduğu, bu kanalların yerinde davacı tarafından beton kanal yapılmak zorunda kalındığından ayıplı kanalların bedellerinin iadesi ile davacının yapmak zorunda kaldığı beton kanallarının masraflarının davalıdan tahsili için eldeki davanın açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, Dairemizin 2022/768 esas 2023/730 karar sayılı ilamı ile “…İlk derece mahkemesince; 28/02/2019 tarihli duruşmada verilen 1 nolu ara kararı ile, "Davacı vekilinin 111.606,17 TL yönünden talepleri usule uygun olarak açılmış bir davanın konusu olmaması ve harç ikmali ile davanın izahati için verilen süre de eksikliğin giderilmemesi nedeniyle süre talebinin reddine" karar verilmiş ise de, davanın menfi-müspet zararlara ilişkin 111.606,17-TL tutarlı kısmı yönünden 15.03.2018 tarihli celse de HMK'nın 94. maddesinde öngörülen usule uygun şekilde, uyulmamasının sonuçlarının da yer aldığı usule uygun bir kesin süre verildiğinden söz edilemez. Ayrıca, bahsi edilen ara kararı davacıya, bu kısım yönünden harçların tamamlanmaması halinde 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi hükümlerine göre işlem yapılacağına dair ihtarı içermemesi nedeniyle de usule ve yasaya aykırı olup,mahkemece 28/02/2019 tarihli duruşmada verilen bahsi geçen ara kararı yasalarca güvence altına alınan adil yargılanama ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğindedir. Açıklanan nedenlerle; davacının yerinde görülen istinaf yasa yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK' nun 353/1-a.4 maddesi uyarınca kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın anlatılan eksiklikler tamamlanmak üzere, yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.” gerekçesiyle kaldırıldığı, kaldırma kararı sonrası tazminat talebi yönünden harç ikmali yapılarak davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür. Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bilindiği üzere Türk Ticaret Kanunu 23’üncü maddesinde; “Ticari satış ve mal değişimi” düzenlenmiş, tacirler arasında yapılan ticari satışlarda esas itibariyle Türk Borçlar Kanunun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtildikten sonra bu tür satışlar hakkında özel bazı hükümlere yer verilmiştir. Bu hükümlerin uygulanabilmesi için somut olayda ticari satışın mevcut olması gerekir. Ticari satış, sözleşmenin her iki tarafının da tacir olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olan satıştır. Tacirler arası ticari satımlarda satıcının ayıplı ifadan sorumluluğu esas itibariyle Türk Borçlar Kanunu 219 ve devamı madde hükümlerine tâbidir ancak tacirler arasındaki ticari satımlardan kaynaklanan ayıplı ifa hallerinde alıcının muayene ve ihbar külfetlerinin süresi hakkında Türk Ticaret Kanunu 23/1-c madde hükmünde düzenlenmiş olan özel hüküm uygulanacaktır. Satıcının ayıplı ifasına ilişkin diğer konularda ise Türk Borçlar Kanunu 219 ve devamı hükümlerinde düzenlenen genel hükümler uygulama alanı bulacaktır. (Prof. Dr. Ömer Adil ATASOY, Av. Hanife ÖZDİL Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl 3 Sayı 1 - Haziran 2017 (1-19) 3) 6098 sayılı TBK’nın ayıba karşı tekeffül hukuki kurumunu düzenleyen 219 ve devamı maddelerine bakmak gerekir. Buna göre “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” düzenlemesi mevcuttur. 6098 sayılı TBK 222. maddesinde; Satıcının, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu olmayacağı, satıcının, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Ticari satış ve mal değişimi başlıklı 6102 sayılı TTK'nın 23/1. maddesinde; Maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı buna göre malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiği, Açıkça belli değilse alıcının malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde inceleyip veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olacağı, diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağı düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 223/2. madde hükmü incelendiğinde; Alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. maddesi incelendiğinde; Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. "Düzenlemesi mevcuttur. Yine aynı yasanın 230. maddesine göre; Birden çok mal veya birden çok parçadan oluşan bir mal, birlikte satılmış olup da bunlardan bazıları ayıplı çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak ayıplı çıkanlar için kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya satıcıya önemli bir zarar vermeksizin ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına imkân yoksa, dönme hakkının satılanın tamamını kapsaması zorunludur 4721 sayılı yasanın 6. maddesine göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı yasanın 190. Maddesine göre ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. Somut olayda; taraflar arasında yedi adet faturaya konu malların satışının yapıldığı ve malzemelerin davacıya teslim edildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı tarafından davacıya satışı yapılan polimer kanallardan 325 metresinin ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıbın gizli ayıp mı açık ayıp mı olduğu, davacının ayıp ihbarını süresinde kullanıp kullanmadığı, davacının ayıplı mal nedeniyle genel hükümlere göre talep edebileceği tazminat miktarının bulunup bulunmadığı hususlarındadır. Yukarıda detaylandırıldığı üzere; satışa konu malların ayıplı çıkması halinde davacı alıcının 6098 sayılı yasanın 227.maddesindeki haklardan birini kullanabileceği, bunun yanında davacının aynı yasa maddesi gereği ayrıca genel hükümlere göre tazminat ta talep edebileceği, satış konusu malların ayıplı olduğunun ispat yükünün ise 4721 sayılı yasanın 6.maddesi ve 6100 sayılı yasanın 190.maddesi gereği ayıbın varlığını iddia eden davacı üzerinde olduğu (Benzer yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/13-579 esas 2020/1012 karar) anlaşılmaktadır. Dava açılmadan önce Körfez Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2016/16 DİŞ esas 2016/14 Karar sayılı dosyası ile delil tespiti yapıldığı, delil tespiti dosyasından alınan 08.08.2016 tarihli rapora göre malzemenin ayıplı olduğu yönünde rapor tanzim edildiği görülmüştür. Anılan raporda malzemenin ayıplı olarak kabul edilmesinin nedeni olarak malzeme montajının doğru yapılması gösterilmiştir. Ancak anılan raporda bilirkişi tarafından ayıplı malzeme üzerinde bir inceleme yapılmadığı gibi ürünlerin yerleştirildiği kanalların doğru şekilde hazırlanıp hazırlanmadığı da incelenmeden karar verildiği, ayıplı malzeme miktarına ilişkin hiçbir değerlendirme de yapılmadığı, dolayısıyla anılan raporun taraf ve mahkeme denetimine elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Yine mahkemece yapılan keşif sonucu alınan 16.11.2018 tarihli raporda da kanalların üzerilerine gelen yükleri taşıyamadığından ayıplı olduğu belirtildikten sonra devamında bunun teyidi için fiziki test yapılmasının gerektiği bildirilmiş, bu şekilde kesin kanaat bildirilmediği gibi, ayıbın gizli ayıp mı olduğu açık ayıp mı olduğu, ayıplı olduğu iddia edilen malların miktarlarının doğru olup olmadığı yönünden de bir tespit yapılmadığı ve montajlarının doğru yapılıp yapılmadığının da değerlendirilmediği, bu raporun da hüküm vermeye elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bilirkişi Yusuf Tola’dan alınan ek ve kök raporlarda da bilirkişi tarafından eksik belge olması nedeniyle kesin bir değerlendirme yapılamadığı görülmektedir. Mahkemece hükme esas alınan 19.02.2021 tarihli raporda ise; üretici firma tarafından gönderilen katalog incelenerek ızgara ve kanal yastıklarının yerlerinin nasıl olması gerektiği değerlendirilmiş, dosya üzerinden yapılan incelemede alt beton desteklerinin yetersiz olması nedeniyle uygulama hatası olduğu, malzemenin ayıplı olmadığı değerlendirilmiştir. Ancak bilirkişi tarafından kanalların olduğu kısımda kanal yastıkları üzerinde bir inceleme yapmadan bu sonuca nasıl ulaştığı anlaşılamadığı gibi, ayıplı çıktığı söylenen 325 metrelik polimer kanallar üzerinde de fiilen bir inceleme yapılmadığı görülmektedir. Ayrıca alınan tüm raporlarda davalının beton kanal yapma maliyetleri yönünden bir değerlendirme de yapılmadığı görülmüş, bu şekilde raporların eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm vermeye elverişli olmadıkları kanaatine varılmıştır. O halde mahkemece yapılacak iş; alanında uzman 3 kişilik bir bilirkişi heyeti oluşturarak, kanal uygulamasının yapıldığı mahalde ve ayıplı olduğu belirtilen malların başında keşif yapılarak ve ayıp konusunda ispat külfetinin davacı üzerinde olduğu da nazara alınarak, ayıplı çıktığı iddia edilen 325 metrelik polimer kanalların ayıplı olup olmadığı, kanalların yataklarının davacı tarafından yapıldığı nazara alındığında anılan uygulamanın hatalı olup olmadığının yerinde incelenmesi, polimer kanalların ayıplı olduğu kanaatine varılırsa ayıbın gizli ayıp mı açık ayıp mı olduğunun tespiti, ayıbın niteliğine göre açık ayıplar yönünden 6102 sayılı TTK'nın 23/1'nın maddesindeki ihbar sürelerine, eğer gizli ayıp ise 6098 satılı TBK’nın 223'üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki sürelere uygun ihbar yapılıp yapılmadığı, davacının 6098 sayılı yasanın 230. maddesi gereği ayıplı çıkan malzemeler yönünden sözleşmeden dönme hakkını kullanabileceği nazara alınarak ayıplı çıkan malzeme bedellerinin tespiti, yine davacının ayıplı satış nedeniyle 6098 sayılı yasanın 227. maddesi gereği genel hükümlere göre zararını talep etme hakkı da olduğundan anılan kanalların yeniden yapım maliyetinin yapıldığı yılın piyasa rayiç maliyetlerine göre hesaplanması; bilirkişiler tarafından dosyadaki delillere göre ayıbın varlığı hususunda bir tespitin yapılamaması halinde ise ayıbın ispatı hususunda ispat yükünün davacıda olduğu da nazara alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir. Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacının istinaf talebinin kabulü ile kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE, 2-Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/12/2023 tarih, 2023/264 Esas ve 2023/694 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine, 5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, 7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.22/12/2025 ... Başkan ... ¸e-imzalıdır ... Üye ... ¸e-imzalıdır ... *Üye ... ¸e-imzalıdır ... Katip ... ¸e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*