19. Ceza Dairesi 2018/295 E. , 2018/8327 K. MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi SUÇ : 2004 Sayılı Kanuna Aykırılık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. İncelemeye konu sermaye şirketlerinin iflasını istememek suçu, aynı sermaye şirketi için ancak bir kez işlenebilen bir suçtur. Zir…
**19. Ceza Dairesi 2018/295 E. , 2018/8327 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi SUÇ : 2004 Sayılı Kanuna Aykırılık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. İncelemeye konu sermaye şirketlerinin iflasını istememek suçu, aynı sermaye şirketi için ancak bir kez işlenebilen bir suçtur. Zira aynı sermaye şirketinin birden fazla kez iflası mümkün değildir. Burada mağdur edilen müşteki sayısının fazlalığı temel cezanın tayini sırasında dikkate alınsa dahi, aynı neviden fikri içtima hükümleri uygulanamaz. Zira suçun konusu tektir ve tek olan konu aynı sermaye şirketinin iflasının istenmemesidir. 5237 sayılı TCK'nın 43/2 maddesinde aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanabilmesi için birden fazla bağımsız suçun yasada düzenlenen istisnai durumlarda bir araya gelmesinin zorunlu olması aranırken, ancak bir kez mümkün olan sermaye şirketinin iflası nedeniyle sırf birden fazla şikayetçinin zarar gördüğünden bahisle anılan suçu fikri içtima kapsamına dahil etmek, Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hem de sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır. Zira Kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiç bir tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanunun 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucu olup, somut olayımızda; bölünmesi, parçalara ayrılması mümkün olmayan ve ancak bir kez işlenmesi mümkün olan sermaye şirketlerinin iflasını istememek suçundan gerek zincirleme suçun gerekse fikri içtimanın olmazsa olmazını teşkil eden suç çokluğundan söz edilemeyeceği hususunda herhangi bir duraksamanın bulunmaması nedeniyle tebliğnamedeki 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiği yönündeki görüşe iştirak edilmemiştir. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 1- Birleşen dosyalar şikayetçilerinin kararda gösterilmemesi, 2- İcra emirlerinin 01/09/2010 ve 03/09/2010 tarihlerinde borçlunun vekiline tebliğ edildiği anlaşılmakla, ilamlı icra takibinde hukuki sonuç doğurması bakımından ilamda yazan borçlu vekiline tebligat yapılması yasal ise de ceza hukuku bakımından cezaların şahsiliği prensibinin bir gereği olarak, şikayet olunan asıl borçluya değil de borçlu vekiline icra emri tebligatının, cezai sorumluluk bakımından hukuki sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle, birleşen 2013/412, 2013/413, 2013/414, 2013/415, 2013/418 ve 2013/419 Esas sayılı davalarına esas şikayetler yönünden, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, asıl ve birleşen tüm davaları kapsayacak şekilde mahkumiyetine karar verilmesi Kabule göre de, 1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin birinci fıkrası uyarınca uzlaştırma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adli para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçlar ön ödemeye tabi olup, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 345/a maddesinde öngörülen suçun cezasının üst sınırının üç ay hapis cezası olduğu ve suç tarihi itibariyle uzlaştırma kapsamında bulunmadığı gözetilerek sanık hakkında önödeme ihtaratında bulunulup sonucuna göre durumunun tayini gerekirken anılan ihtarat yapılmadan mahkumiyet kararı verilmesi, 2- 5237 sayılı TCK’nın 50/3. maddesinde daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak koşuluyla, mahkum olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkum edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrileceğinin düzenlenmiş olmasına karşın fiil tarihinde onsekiz yaşını doldurmuş, altmışbeş yaşını bitirmemiş ve hakkında temel ceza olarak kırkbeş gün hapis cezasına mahkumiyet hükmü kurulan sanığın cezasının bu madde uyarınca adli para cezasına çevrilmesine karar verilmesi, 3- Suç tarihinden önce 01/03/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile yapılan değişiklikle 5237 sayılı TCK'nın 50/6. madde ve fıkrasında yer alan "yaptırım" ibaresinin "tedbir" olarak değiştirilip, 5275 sayılı Kanun'un 106. maddesinin 4. ve 9. fıkralarının yeniden düzenlenip, 10. fıkrasının da yürürlükten kaldırılması ve TCK'nın 50/1-a maddesindeki adli para cezalarının TCK'nın 45. maddesindeki yaptırımlar arasında yer almasına karşın, anılan maddedeki diğer tedbirlerin seçenek tedbir olarak öngörülmesi karşısında; yerel mahkemece hükmolunan adli para cezasının infaz aşamasında ödenmemesi halinde 28/06/2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesi uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığınca işlem yapılması gerektiği dikkate alınmadan, adli para cezaları için uygulama olanağı bulunmayan TCK'nın 50/6 maddesi uyarınca ve infazı kısıtlar şekilde her 20 TL için bir gün hapis yatırılmak suretiyle infazına karar verilmesi, 4- İİK'nın 354. maddesi uyarınca borcun ödenmesi halinde de dava ve cezanın düşeceğinin hatırlatılmaması, Bozmayı gerektirmiş ve sanık müdafi ile şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca tebliğnameye kısmen uygun olarak BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 09/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.