11. Hukuk Dairesi 2011/3566 E. , 2012/9629 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09/11/2010 tarih ve 2010/140-2010/729 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve
**11. Hukuk Dairesi 2011/3566 E. , 2012/9629 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09/11/2010 tarih ve 2010/140-2010/729 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 31.08.2007 tarihli ortaklar kurulunda firmanın gayrimenkullerinin tasfiye öncesi ortaklar arasında paylaştırılması konusunda anlaşmaya varıldığını, şirketin 10.10.2007 tarihinde tasfiyesine ve tasfiye memuru olarak davalı ...'ın atanmasına karar verildiğini, davalının müvekkiline verilen taşınmazı önce oğluna düşük fiyata sattığını, sonradan üzerine tescil ettirdiğini, yapılan satış işleminin muvazaalı olduğunu, tasfiye memurunun görevini kötüye kullandığını ileri sürerek, 31.08.2007 tarihli ortaklar kurulu kararı gereğince davaya konu taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tescilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, 06.07.2010 tarihli duruşmada davacı vekilinden bir önceki ara kararların yerine getirilmesi için posta masrafı talep edildiği, kesin süreye rağmen masrafın ödenmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava,ortaklar kurulu kararı gereğince davacıya tahsis edildiği iddia olunan taşınmazın tapusunun iptali ve tescili istemine ilişkin olup, mahkemece davacının kesin süreye rağmen müzekkere masraflarını yatırmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını Kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle karar tarihinde yürürlükte olan HUMK.'nun 159. ve temyiz incelemesi sırasında yürürlüğe giren HMK’nun 90. maddesinde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, HUMK'nun 163. ve HMK'nun 94. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olaya gelince, kesin süre ihtarının yapıldığı 06.07.2010 tarihli duruşmaya davacı taraf mazeret bildirerek katılmamış, mahkemece mazereti kabul edilerek duruşma gününün kendisine tebliğine karar verilmiş, ancak tebliğ belgesinde kesin süre ihtarının yapıldığı duruşma zaptının davacı vekiline tebliğ edildiğine dair herhangi bir ibare bulunmamakta olup, tebligat üzerinde kesin mehil içeren karar yazılmamıştır. Bu haliyle davacı tarafın kesin mehil ihtarından haberdar olduğu kabul edilemez. Bu itibarla, mahkemece işin esasına girilerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04/06/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.