22. Hukuk Dairesi 2017/41264 E. , 2017/22489 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 8. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : YETKİ TESPİTİNE İTİRAZ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekil
**22. Hukuk Dairesi 2017/41264 E. , 2017/22489 K.** **"İçtihat Metni"** BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 8. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : YETKİ TESPİTİNE İTİRAZ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkili şirketin ... Sanayi Odası'ndan alınan faaliyet belgesi ve sicil kayıt suretinden anlaşılacağı üzere “örme kumaş imalatı” alanında mesleki faaliyet gösteren bir işyeri olduğunu, müvekkili işverenin örme yatak kumaş işinde de faaliyet gösterdiğini, davalı sendikanın ise iplik işi sendikası olup, iş kolunun “Dokuma, hazır giyim ve deri” işkolu olduğunu, davalı sendikanın iş kolu ile müvekkili işverenin işkolu ve faaliyet alanının farklı olduğunu, davalı sendikanın işkolu açılımında “Tüm dokuma, iplik, trikotaj, hazır giyim, konfeksiyon ve deri işçileri sendikası” olarak faaliyet alanının açıkça yazılı olduğunu, dolayısıyla müvekkili şirket ile sendikanın aynı işkolunda ve aynı mesleki faaliyet alanında bulunmadığını, her ne kadar davalı sendikada trikotaj yazılı olsa da trikotajın giyim örme işi olduğunu, müvekkili şirketin ise tamamen örme yatak kumaş işinde faaliyet gösterdiğini, hazır giyimle müvekkili şirketin hiçbir ilgi ve alakasının bulunmadığını, davalı sendikaya yetkili olmadığı bir işkolunda yetki belgesi verilmesinin yasa ve usule aykırı olduğunu, işveren ile sendika arasında işkolu farkı bulunduğunu, bu nedenle yetki tespitine ve işkoluna itiraz ettiklerini, 16/09/2016 tarihinde yetki tespitine ve işkoluna itiraz başvurusunu yaptıklarını, ayrıca sendikanın yeterli sayıyı da sağlayamadığını ileri sürerek ... tarafından verilen 05/09/2016 tarih ve 20353 sayılı yetki tespitinin iptaline, müvekkili işyerinin örme kumaş imalatı iş kolunda olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı ... Sendikası vekili, 17/08/2016 tarihi itibariyle müvekkili sendika lehine tesis edilen çoğunluk tespitine yönelik olarak ikame edilen davanın tipik ve açık bir hakkın kötüye kullanımı örneği olduğunu, müvekkili sendikanın “Dokuma, hazır giyim ve deri” işkolunda faaliyet gösterdiğini ve üye sayısı itibariyle işkolunun ikinci büyük sendikası olduğunu, davacının itirazlarının aksine örme kumaş imalatı işinin müvekkili sendikanın faaliyet alanı olan “Dokuma, hazır giyim ve deri” işkolunda yer aldığını, işbu davadaki itirazların adlandırılmasında güçlük çekildiğini, itirazın incelenmeksizin reddedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili tarafından kayıtlar doğrultusunda işlem yapıldığını, işyerinin mahiyetinin “örgü ve tığ işi kumaşların imalatı” olarak bildirilmesi sebebiyle işyerinin “Dokuma, hazır giyim ve deri” işkolunda tescil edildiğini, kurum kayıtlarına göre 17/08/2016 başvuru tarihi itibariyle işyerinde toplam 175 işçi ve 88 sendika üyesi olduğunun tespit edildiğini, bu nedenlerle dava dilekçesinde yer alan itirazlara katılma imkanı olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Mahkemece aynen “Davacı vekilince her ne kadar Bakanlık tarafından sendikaya verilen yetkinin iptali için süresinde dava açılmış ise de; dava dilekçesinin ekinde somut delillerini sunmadığı gibi itirazında da somut olarak dava sebeplerini göstermemesi nedeniyle yukarıda anılan 6356 sayılı Yasa'nın 43. maddesi gereğince aşağıdaki şekilde davacının talebinin reddine karar vermek gerekmiştir” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Başvurusu : İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince aynen “tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı” gerekçesiyle istinaf başvurusunun HMK'nın 353-(1) b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Temyiz: Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. Gerekçe: Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer alması gereken hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Tarafların iddia ve savunmalarının özeti”, “İlk derece mahkemesi kararının özeti”, “İleri sürülen istinaf sebepleri” ve “Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep” bölge adliye mahkemesi kararında yer alması gereken zorunlu hususlardandır. Buna göre kararda, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Gerekçe, mahkemenin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Mahkeme, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder: 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı , ... 2011, s.472) ...’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Nitekim, 07/06/1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği kanun koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Diğer taraftan, kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez. Açıklanan hukuki olgular karşısında belirtmek gerekir ki, somut uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesi kararının içermesi gereken zorunlu unsurlardan olan “Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep” hususları kararda yer almadığından, bir başka ifadeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı somut olaya özgü hukuki gerekçe ihtiva etmediğinden, 6100 sayılı Kanun’un 359. maddesine aykırı olarak tesis edilmiştir. Bu itibarla, anılan hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde tesis edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, bozma sebebine göre sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19/10/2017 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.