Başvuru, öğretmen olan başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşım nedeniyle kınama cezası ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, öğretmen olan başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşım nedeniyle kınama cezası ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/6/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1975 doğumlu olan başvurucu, paylaşımı yaptığı tarihte Antalya'da bir lisede Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Başvurucu, Gezi Parkı olayları olarak bilinen gösterilerin yurt çapında yaşandığı sırada şahsi Facebook hesabından bir paylaşımda bulunmuştur. Başvurucunun anılan paylaşımı şu şekildedir:"Taksim Gezi Parkındaki başkaldırıyı desteklemek adına 00'da Aydın Kanza Parkında toplanıyoruz. En zalim olanlar en korkaklarmış. Zulmü arta arta gidecek diktatör. Evet Türkiye diktatöre direniyor ancak önderlik yok. Olaylar her an çığrından çıkabilir. Bu direnç doğru dürüst kontrol edilmeli. AKP'nin milisleri devreye sokması ihtimali de var. Bu gücü kontrol edecek birileri olmalı. Bu enerji boşa gitmemeli. Birileri bu eylemin hedefini şaşırtabilir ve istenmeyen olaylar yaşanabilir. İnsanları sağduyuya davet etmek gerek. Baskıcı yönetime karşı çıkılıyor. Hepsi bu kadar." Başvurucu hakkında, yapmış olduğu paylaşım nedeniyle disiplin soruşturması açılmıştır. Yapılan soruşturma sonucunda Muratpaşa Kaymakamlığının 8/9/2014 tarihli kararı ile başvurucu hakkında hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesinin (B) bendinin (d) alt bendi uyarınca kınama cezası verilmiştir. Başvurucu söz konusu idari işlemin iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Antalya İdare Mahkemesi (Mahkeme) 16/4/2015 tarihinde, anılan paylaşımda şiddete veya suça teşvik eden herhangi bir ifade bulunmadığı gerekçesiyle paylaşımın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna vararak idari işlemin iptaline karar vermiştir. Davalı idare tarafından kararın istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge İdare Mahkemesi 31/5/2016 tarihinde kararın onanmasına karar vermiştir. Davalı idarenin karar düzeltme talebi üzerine kararı inceleyen Konya Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı İdari Dava Dairesi (Konya BİM) 20/3/2017 tarihinde verdiği kararda idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir:"Olayda, soruşturma raporu ile eki belgeler ve tanık ifadelerinin birlikte değerlendirilmesinden; davacının facebook sayfasının herkesin paylaşımına açık olduğundan dolayı gizlilik mahiyetinin kalmadığı, gizli bilgi olarak değerlendirilemeyeceği, resmi sıfatının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduğunu hizmet içindeki ve dışındaki davranışlarıyla göstermek zorunda olan davacının buna aykırı hareket ederek gezi eylemlerinin yapıldığı dönemde sosyal ağ üzerinden takipçilerini yasadışı olarak yapılan eylemlere davet ettiği görüldüğünden ve bu haliyle Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu anlaşılan davacı hakkında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir." Nihai karar başvurucuya 11/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 1/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 657 sayılı Kanun'un "Tarafsızlık ve Devlete Bağlılık" başlıklı maddesi şöyledir: "Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.Devlet memurları her durumda Devletin menfaatlerini korumak mecburiyetindedirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına aykırı olan, memleketin bağımsızlığını ve bütünlüğünü bozan Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğini tehlikeye düşüren herhangi bir faaliyette bulunamazlar. Aynı nitelikte faaliyet gösteren herhangi bir harekete, gruplaşmaya, teşekküle veya derneğe katılamazlar, bunlara yardım edemezler." 657 sayılı Kanun'un "Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:...B - Kınama : Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:...d) Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak, ..." Diğer ulusal hukuk için bkz. Gülistan Atasoy ve diğerleri, B. No: 2017/15845, 21/1/2021, §§ 26-30; Yasin Agin ve diğerleri, B. No: 2017/32534, 21/1/2021, §§ 19- B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) devletin kamu hizmetinde çalışan memurları yönünden sadakat yükümlülüğü öngörmesinin, ayrıca onlara ödev ve sorumluluklar yüklemesinin memurların statüleri gereği meşru bir durum olduğunu belirtmiştir. Fakat kamu görevlilerinin de birey olduğunu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlerinin bulunduğunu ve bu doğrultuda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ve maddelerinden yararlandıklarının şüpheden uzak olduğunu da ifade etmiştir. Bununla birlikte memurun bulunduğu konum ve görev yaptığı alanla ilgili olarak ödev ve sorumluluk derecesinin belirlenmesinde ulusal makamların bir takdir marjı olduğunu da eklemiştir (İsmail Sezer/Türkiye, B. No: 36807/07, 24/3/2015, §§ 52-54; Vogt/Almanya [BD], B. No: 17851/91, 26/9/1995, §§ 51-53; Ahmed ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22954/93, 2/9/1998, §§ 53, 54; Otto/Almanya (k.k.), B. No: 27574/02, 24/11/2005). AİHM, kamu görevlilerine verilen disiplin cezalarıyla güdülen meşru amacın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği yönünden yalnızca cezanın bir kuralla öngörülmüş olmasını yeterli bulmamakta; somut bir değerlendirmenin varlığını aramaktadır. Bu bağlamda kamu görevlilerinin cezalandırılan eylemlerinin kamu hizmetlerinin sürekliliğini ya da gereği gibi yerine getirilmesini etkilemek veya görev yapılan devlet kurumunun itibarını zedelemek gibi cezayı gerekli kılan sonuçlara sebep olduğunun açıkça gösterilmesi gerektiğini belirtmektedir (Kula/Türkiye, B. No: 20233/06, 19/6/2018, §§ 48, 49). Bununla birlikte AİHM, kamu görevlilerinin devlete sadakat yükümlülüğü hususunda söz konusu devlete özgü durumların dikkate alınabileceğini kabul ettiği gibi memurun görevinin niteliğinin de gözönünde bulundurulması gerektiğini ifade etmiştir. Komünist Partinin eylemlerine aktif olarak katılan bir öğretmenin aldığı disiplin cezasına ilişkin olarak yapılan başvuruda verdiği Vogt/Almanya kararında, memurların devlete sadakat yükümlülüğü konusunda Almanya'nın nasyonel sosyalizm geçmişinin ve bu doğrultuda Alman Anayasası'nın üzerine kurulduğu ilkelerin dikkate alınması gerektiğini belirtmiş; ayrıca öğretmenlerin öğrencileri yönünden bir otoriteyi temsil ettikleri gerçeği karşısında iş yaşamları dışında da belli bir dereceye kadar ödev ve sorumluluklarının devam edeceğini kabul etmiştir (Vogt/Almanya, §§ 59, 60).