7. Hukuk Dairesi 2013/719 E. , 2013/9976 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılardan ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, 188, 691 ve 903 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan muhdesatların aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli olmadı
**7. Hukuk Dairesi 2013/719 E. , 2013/9976 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılardan ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, 188, 691 ve 903 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan muhdesatların aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi, varılan sonuç da dosyada toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Duraksamadan belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun mülkiyet hakkının kapsamına ilişkin 684. maddesi hükmüne göre, bir şeye malik olan o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olduğu gibi, 718. maddesi hükmüne göre de taşınmaz mülkiyeti araziyle birlikte arazinin üzerinde bulunan bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatları da kapsar. Yine aynı Kanun'un 688. maddesinde açıklandığı üzere paylı mülkiyette birden çok kimse maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Bu kuralların ayrık hali olmak üzere; üzerinde ana taşınmazın değerinde artışa neden olan bina, ağaç vesaire gibi bütünleyici parça niteliğinde muhdesat bulunan taşınmazların ortaklığının satış yolu ile giderilmesinin istenilmesi halinde, muhdesatların kime ait olduğu hususunda tapu kaydında şerh bulunmaması veya tüm paydaşların bu konuda ittifak etmemesi nedeniyle açılacak tespit davası sonunda bu konuyu belirleyen kesinleşmiş bir hüküm bulunduğu taktirde, böyle bir kesin hükmün ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemeyi bağlayacağı ve muhdesata isabet eden bölümün sadece muhdesat sahibine, arza isabet eden bölümün de payları oranında tüm paydaşlara verilmesini sağlayacak biçimde oranlama yapılıp, taşınmazın satışından elde edilecek paranın da bu oran dahilinde paydaşlara dağıtılmasına karar verileceği kuşkusuzdur. Öte yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkin olup, taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden dikkate alınması ve davanın süre geçtikten sonra açıldığının belirlenmesi halinde esasa girilmeyerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir. Somut olaya gelince; dava konusu muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazlarda tarafların paydaş oldukları, dava konusu 691 parsel sayılı taşınmazın “ev ve kayısı bahçesi" niteliği ile tapuya kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu muhdesatlardan evin zemin katının ya da tümüyle kadastro tespit tutanağında yazılı olan ev olup olmadığı, tespit gününden önce meydana getirilip getirilmediği, tespit gününden önce meydana getirilmiş olması halinde kadastro tespitinin kesinleşmesi ile dava tarihi arasında az yukarıda açıklanan hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Ne var ki dava konusu muhdesat ile tapu kaydında gösterilen muhdesatın aynı olup olmadığı araştırılmadığı gibi, alınan tanık beyanlarında muhdesatın ne zaman, kim tarafından ve kim namı hesabına yapıldığı da araştırılmamıştır. Eksik araştırma ve soruşturma ile karar verilemez. O halde mahkemece; öncelikle az yukarıda açıklanan hukuki olgunun belirlenmesi açısından gerekirse taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, keşifte muhdesatın her bir katının hangi tarihte, kim tarafından, ne şekilde meydana getirildiği, tespit tutanağında belirtilen evin akibetinin ne olduğu taraflar, tanıklar ve uzman bilirkişiden sorulmalı, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmeli, hüküm oluşturulurken mevcut muhdesatın oturulabilir hale getirilebilmesi için yapılan harcamaların yeni bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmayıp iyileştirme gideri (faydalı ve zorunlu gider) niteliğinde olduğu, bu gibi giderlerin ancak ve koşullarının varlığı halinde sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasına konu edilebileceği gözden uzak tutulmadan sadece muhdesatların kim tarafından meydana getirildiğinin tespiti ile yetinilmeli, mülkiyet olgusu doğurur şekilde aidiyet kararı vermekten kaçınılmalıdır. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, dava konusu edilen bahçe içi su borularının arzın bütünleyici parçası niteliğinde olmayıp her zaman için sökülüp götürülebilen ve taşınmazdan ayrılması mümkün olan eşya (teferruat) niteliğinde olduğu, öte yandan 903 parsel sayılı taşınmazdaki muhdesatların da dava konusu edilmesine rağmen bu muhdesatlar hakkında olumlu olumsuz karar verilmemiş olması dahi isabetsiz, davalılardan ... ve ...'ın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen harcın istek halinde hükmü temyiz eden davalılar ... ve ...'a iadesine, 29.05.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.