Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 04.08.2014-06.05.2018 tarihleri arasında davalı Şirketin Kuzey Irak ....Termal Elektrik Santrali inşaatında idari işler ve güvenlik müdürü olarak çalıştığını, 3.750,00 USD ile çalışmaya başladığını, 01.01.2015 tarihinde ücretine artış yapılarak aylık net 5.000,00 USD olarak belirlendiğini, yılda 2 net ücret tutarında sadakat primi ödendiğini, davacının yazın 05.30-06.30'da iş başı yaptığını, öğle aralarının 1,5 saat ile 3,5 saat arasında değiştiğini, ak
DAVA KONUSU: Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 04.08.2014-06.05.2018 tarihleri arasında davalı Şirketin Kuzey Irak ....Termal Elektrik Santrali inşaatında idari işler ve güvenlik müdürü olarak çalıştığını, 3.750,00 USD ile çalışmaya başladığını, 01.01.2015 tarihinde ücretine artış yapılarak aylık net 5.000,00 USD olarak belirlendiğini, yılda 2 net ücret tutarında sadakat primi ödendiğini, davacının yazın 05.30-06.30'da iş başı yaptığını, öğle aralarının 1,5 saat ile 3,5 saat arasında değiştiğini, akşam çalışmasının 18.00-19.00'a kadar sürdüğünü, günlük çalışma süresinin 10 saat olduğunu, 2 haftada 1 gün hafta tatili izni kullandığını, dinî bayramların ilk günü hariç diğer ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ileri sürerek fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. KARAR: Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, zamanaşımı, ibraname, ücret tespiti, dava konusu alacak kalemlerine davacının hak kazanıp kazanmadığı, alacakların ispatı ve hesap yöntemi ile takdiri indirim hususlarına ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 24/1 hükmü şöyledir: "Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir. 3. 5718 sayılı Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 4. Somut uyuşmazlıkta davacı dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirtmemiş, yargılama aşamasındaki beyanlarında belirsiz alacak davası açtığını ileri sürmüş ise de zamanaşımı savunmasını dikkate alarak yaptığı ıslah işlemi ile davanın kısmi dava olarak açıldığını örtülü şekilde teyit etmiştir. İlk Derece Mahkemesince de, davacı vekili tarafından Türk hukukuna göre hesaplama yapılan bilirkişi raporu esas alınarak ve ıslah zamanaşımı ile indirim hususu gözetilerek, sunulan ıslah dilekçesi doğrultusunda hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Davada Türk hukuku uygulanarak sonuca gidilmesine rağmen İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde uyuşmazlığa Irak hukukunun uygulandığı yönünde değerlendirme yapılması hatalı ise de bu hususun sonuca etkisi olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 5. Davacının ıslah talebinin dayanağı olan bilirkişi raporunda brüt ücret üzerinden alacakların hesaplandığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince fazla çalışma ücretine ilişkin hüküm fıkrasında brüt tutarın, net olarak hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.